Yaz tatilinin sona ermesiyle birlikte milyonlarca öğrenci yeniden okullarına dönüyor. ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri bugün ders başı yapacak. Bu vesileyle bu hafta sizlere yokluktan - yoksulluktan gelip bütün birikimini ülkemizin gençlerinin eğitimi için okul yaptırmaya harcayan bir gönül adamından bahsedeceğim. 10 yıl önce 2016 yılında aramızdan ayrılan bu hayırsever, Yüksek Mühendis Aytaç Eruz...

Eşi, Prof.Dr. Sakine Esen Eruz aynı zamanda Darüşşafaka Bağışçısı da olan Yüksek Mühendis Aytaç Eruz’un kendi birikimleriyle bir okul yaptırma serüvenini benzer girişimlerde bulunmak isteyen hayırseverlere örnek ve rehber olması amacıyla kitaplaştırmış. Yüksek Mühendis Aytaç Eruz’un en büyük idealinin Türkiye’nin geleceği gençlerimizin iyi bir eğitim alarak ülkeyi daha iyi ve daha güzele taşıması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sakine Esen Eruz devamla şunları söylüyor:

“Bu kitap sizi bir insan evladının macera dolu, gel gitli yaşantısına tanıklık ettirecek. Yüksek Mühendis Aytaç Eruz size kendini nasıl yoktan var ettiğini ve varlığıyla toplumu nasıl mutlu kıldığını anlatacak. Aytaç Eruz sizi elinizden tutacak ve kah bir kadastro teknisyeni olarak Çanakkale’de ölçümünü yaptığı araziye, kah yüksek eğitim aldığı Stutgart’a, Viyana’ya ve İstanbul’da Birinci Boğaziçi Köprüsü inşaatına taşıyacak. Onunla birlikte Frankfurt’un bir zamanlar en yüksek binası olan bir gökdelenin üstünde ve Frankfurt’ta sorumlu mühendis olarak çalıştığı 14 tüneli gezeceksiniz. Ve bu hayat yolculuğunda en önemli durağınız, bütün birikimiyle Kastamonu’da yaptırdığı Aytaç Eruz Anadolu Lisesi olacak. Hayatta en büyük amacı, öğrencilerin fırsat eşitliği içinde iyi bir eğitim alması olan Aytaç Eruz bu hayalini bu okulu yaparak gerçekleştirdi.”

Kendisi aslen Malatyalı olan Aytaç Eruz, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı sıkıntılardan bir kesiti ve sonunda gerçekleştirdiği okul yaptırma hayalini şöyle aktarıyor:

“Benim nereden nereye geldiğimi kısaca anlatmak istiyorum. Babam Kurtuluş Savaşı kahramanlarındandır. Kendisi Suriye’de İngilizlere esir düşmüştü ve daha sonra İzmir’e ilk giren askerlerin arasında subay olarak yer alıyordu. Çocukluğumdan hatırladıklarım arasında, at sırtında sayısız göç var. Babam asker olarak sürekli oradan oraya atanır biz de onun peşinden giderdik. Sadece İstanbul Kilyos’ta Kışla Kumandanıyken birkaç yıl aynı yerde kalabildik. Babam 48 yaşında, ben daha 11 yaşındayken bir gün aniden kalp krizinden ölüverdi. Ben ve 4 kardeşim bir gecede yetim kaldık. Maddi durumumuz bozuldu. Annem beşimizi de okutmaya çalışırken yine sayısız ev değiştirdik. Sürekli daha uygun kiralı ev arıyorduk. Anneme yük olmamak için okul yıllarında ek gelir getiren ufak tefek işler yaptım. İstanbul’da Galata Köprüsü’nden balık tutup satıyordum. O tarihlerde İstanbul’a Amerikalı askerler gelirdi. Onlara sandviç yapıp satardım. Mahmutpaşa ve Tahtakale’den uygun fiyata aldığım çikolataları sokaklarda satarak anneme yük olmamaya çalışıyordum. Bütün hayatım boyunca sorumluluk duygusu içindeydim. İşte bu duygu benim vatanıma ve gençlerimize karşı kendimi vazifeli sayıp bu okulu yaptırmama sebep oldu. Unutmamamız gereken ve çocuklarımıza aşılamamız gereken en önemli duygu; topluma, çevremize ve doğaya karşı sorumlu olmamız ve her şeyin bizlere Allah’ın bir emaneti olması bilinci.

Eşimin beş göbek ötedeki dedesi Hacı Mustafa Efendi’nin dediği gibi;

(Dünyanın hayrı, dünyanın şerriyle ikizdir; faydası zararı ile yoldaş yaratılmıştır. İnsan ise aklının derecesine göre iyilik veya kötülüğü meyledecek kabiliyettedir. Bu nedenle herkes, bu kabiliyeti gereğince iyiler zümresine dahil olabilmek için gücünün yettiği derecede bir eser ortaya koymak durumundadır.)

Umarım bu okuldan mezun olan öğrencilerin akılları iyiliği meyleder ve onlar da ortaya koydukları eserleriyle gurur duyarak iyiler zümresine dahil olurlar”

Hayırsever olmak her kula nasip olmaz... - Resim : 1

BİR JAPON POLİSİYESİ

++++

Hakata Körfezi’nin kayalık kıyısında genç bir çiftin cesetleri bulunduğunda, kızarmış yanaklar, boş bir meyve suyu şişesi ve siyanür zehirlenmesi gibi unsurlar tek bir ihtimali işaret eder: Birlikte ölmeyi seçen iki sevgili… Ancak kıdemli dedektif Torigai Jutaro ile Tokyo’nun yükselen yıldızı genç polis Kiichi Mihara, bu fazla açık tablonun içinde gözden kaçırılmış bir ayrıntı sezerler. Tren tarifeleri, istasyon peronları, birkaç dakikalık karşılaşmalar ve sarsılmaz görünen mazeretler arasında ilerleyen iki dedektif, göründüğü kadar basit olmayan bu vakanın ardındaki gerçeği araştırmaya koyulurlar.

Japon polisiye edebiyatının büyük ustalarından Seichō Matsumoto, en meşhur romanı Tokyo Ekspresi’nde, okuyucuyu, ilk bakışta her şeyin açık göründüğü esrarengiz bir vakanın ardındaki hakikatin peşinde sürüklüyor.

Tokyo Ekspresi, zamanın ve mesafenin bile kusursuz görünen bir planın parçasına dönüşebileceğini gösteren, matematiksel bir kesinlikle kurulmuş modern bir polisiye klasiği.

Ötüken Neşriyat

Tel: (0216) 546 03 50

Hayırsever olmak her kula nasip olmaz... - Resim : 2