Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Diyarbakır ziyareti kapsamında AKP İl Başkanlığı'nda düzenlenen “Kardeşlikle Kenetlenen, İstikrarla Güçlenen Türkiye” toplantısına katıldı. Gazetecilere açıklama yapan Fidan, "Biliyorsunuz 12 Eylül zihniyeti denen bir zihniyet vardı. Özellikle kimlik inkarını, Kürtlerin kimliğini inkâr eden bir duruşun neredeyse sembolü haline gelmiş bir zihniyet vardı. Bu zihniyetin hem pratikte hem hukuki zeminde hem zihni zeminde son bulmasını sağlayan gerçekten AK Parti kadrolarının halk yoluyla, seçim yoluyla iktidara gelmesi oldu. Yani bu tarihsel olarak altı çizilmesi gereken bir husus. 12 Eylül zihniyetinin ortaya çıkarttığı, kimliği reddeden, belli bir azınlık dışındaki genel yapıyı dışlayan duruş, ülkenin bütünlüğünü, beraberliğini, güvenliğini, ekonomisini, kalkınmasını aklınıza ölçülebilen ne parametre geliyorsa hepsini geriye götürdü. Hiçbirini ileriye götürmedi." dedi.
***
Bu ifadelerdeki "belli bir azınlık" kimlerdir, “genel yapı” kimlerdir? 12 Eylül, hangi azınlığı desteklemiş de hangi genel yapıyı dışlamış? Herhangi bir ülkede "belli bir azınlık", genel yapıyı dışlayabilir mi?
Fidan, 12 Eylül yönetimini kastettiğini söyleyebilir ama “belli bir azınlık dışındaki genel yapıyı dışlayan duruş” ifadesi o anlama gelmiyor. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için adı geçen Fidan, aday olursa, “belli bir azınlık” dediği çoğunluktan oy istemeyecek mi? Seçilirse kimin cumhurbaşkanı olacak?
Türkiye, bu zihniyetle mi kardeşlikle kenetlenecek?
***
Fidan, "AK Parti iktidarlarıyla beraber kimlik inkârı ortadan kalktı, Bütün vatandaşların anayasal vatandaşlık çerçevesinde sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için kendi etnik kimliğinden, inancından bağımsız olarak eşit muamele görmesi prensibi, en büyük büyük siyasal devrimdir. İnsanlığın da zaten modern devlet yönetiminde, geldiği en ileri nokta olmuştur.” dedi.
Fidan, “Yani burada garip olan şu; yani yüzyıllardır, bin yıldır bu topraklarda sosyoloji zaten Kürt, Türk, Müslüman, Hristiyan, Arap, Çerkez ayrımı yapmadan kendi beraber yaşam yolunu bulmuşken, toplum kat kat ilerideyken devletin kendi yazılımının bu konunun gerisinde kalması aslında krizin başlıca sebeplerinden biri olmuştur. AK Parti'nin yaptığı önemli şey, toplumsal gerçekliği devletin yönetimine, anayasanın kodlarına, Meclis'ten geçen kanunlara taşımak oldu.” diye konuştu.
***
Fidan’ın sözleri doğru değildir. Bu topraklarda, modern bir devlet yönetimi kuran ve anayasal vatandaşlığı esas alan AKP değil, Atatürk'tür, Cumhuriyetin kurucu kadrolarıdır. Cumhuriyet, vatandaşlığı ve Türklüğü kan, ırk veya soy bağına değil; ortak ülküye, bilince ve siyasal aidiyete bağlamıştır. Din ve ırk farkı gözetmeksizin, Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes bu tanımın ve milletin eşit bir ferdidir.
Yıllarca istihbarat başkanlığı yapmış halen de Dışişleri Bakanı olan bir kişi, Anayasal vatandaşlığın, Cumhuriyetle birlikte geldiğini nasıl yok sayar da bunu AKP iktidarının getirdiğini söyler?
***
Diğer taraftan, Hakan Fidan'ın ziyaretini ANKA'ya değerlendirenlerden TESK Genel Başkan Vekili Alican Ebedinoğlu, "Sürecin bu noktaya evrilmesi, bu noktalara gelmesinde Hakan Fidan gibi bir ismin başrolde olduğu ve birinci aktör olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani Oslo sürecinden tutun 2013'teki çözüm sürecinden bugünlere kadar sürecin başında ve dediğim gibi lokomotif isimlerinden bir tanesi. Hakan Fidan'ın açıklamaları bizi rahatlattı. Gerçekten sürecin artık, geriye dönüşünün olmadığına bizleri ikna etti. Biz de zaten böyle bir şey bekliyorduk. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde belki yüz yıllık yaşanan bölgemizdeki sorunların çözümü noktasında ciddi adımların atılacağını ifade ettiler.” dedi.
Buradaki "100 yıllık sorun"dan kasıt nedir? Cumhuriyetin kendisi mi?
Öyle ya terör örgütü PKK’nın 12. Kongre sonuç bildirisinde de “Önder Apo, Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasasının öncesini referans alarak, Ortak Vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi.” denilerek Sevr özlemine vurgu yapılmıştı.
Bildiride, uluslararası güçler de sürece katkı sunmaya davet edilmişti.
İşte şimdi, Tom Barrack’ın “İsrail bölgede ulus devlet istemiyor, Türkiye de Osmanlı millet sistemine dönmeli” sözlerine paralel olarak Türkiye merkezli bir “Türk-Arap-Kürt Konfederasyonu”nun siyasal alt yapısı hazırlanıyor.