Boğaz’ın 18. Yüzyıldan günümüze ulaşan aşı boyalı nadide ahşap yalısını çoğu kişi duymuştur... Yalı mimarlığının seçkin örneklerinden biri olan ve Batı etkileriyle yerel geleneğin bir sentezi olarak biçimlenen Sadullah Paşa Yalısı, bu yapı türünün gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Çengelköy’deki yalı Boğaziçi yalıları arasında günümüze ulaşan ve en iyi korunmuş ahşap yalılardan biridir. Tarihi ve mimari özellikleriyle dikkat çeken bu yalının sahibi Osmanlı Paşasının trajik sonlu hayat hikayesi pek de fazla bilinmez. Konuyu 14 yıl önce “Sadullah Paşa / Sürgün Sefir” adlı kitabıyla Prof. Dr. Ali Akyıldız ayrıntılı biçimde gündeme taşır. Aradan geçen zamanda yeni belge ve bilgilere ulaşan Prof. Dr. Ali Akyıldız “Sadullah Paşa / Sürgün Sefir” kitabının genişletilmiş yeni baskısının yanı sıra bu kez de “Sadullah Paşa’nın Mektup ve Yazışmaları” adlı bir kitabı daha okurla buluşturur.

Gelelim Sadullah Paşa’nın hazin öyküsüne…
Sadullah Paşa; Tanzimat döneminin dürüst, dil bilen, ufku açık, Avrupa’yı yakından tanıyan, önemli aydın, bürokrat ve diplomatlarından biridir. İlim ve marifet sahibi, edepli, zeki, ciddi, sessiz, entelektüel, saygıdeğer, vatansever, hukuk gözetir, akıcı ve veciz konuşur, mahzun, mütevazı, gururlu ve vizyon sahibi bir insandır. Hayatının kırılma noktası Sultan Abdülaziz’in bir darbe ile tahttan indirilip yeğeni V.Murat’ın padişah yapılmasıyla başlar. Midhat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen darbe sonrasında darbeciler yeni padişah V. Murat’a konumu gereği çok yakın bulunup en mahrem devlet sırlarına vakıf olacak mabeyn başkatipliği görevine Sadullah Paşa’yı uygun görürler. Sadullah Paşa bu görevi kabul etmez, affını ister ancak darbeci kadronun güçlü ve muktedir komutanı Hüseyin Avni Paşa’nın azarlayıcı tavır ve baskıları sonucu bu vazifeyi istemeyerek de olsa üstlenmek zorunda kalır. V. Murat’ın sadece 93 gün süren padişahlığının ardından kardeşi II. Abdülhamid’in tahta çıkmasıyla hayatını karartıp intiharıyla sonuçlanan süreç böylece başlar.
Amcası Abdülaziz’i deviren darbede rol alan ekibi yavaş yavaş tasfiye etmeyi kafasına koyan yeni padişah II. Abdülhamid, Sadullah Paşa’nın da darbecilerle işbirliği yaptığını düşünmektedir. Önce Berlin, ardından da Viyana Büyükelçiliği göreviyle II. Abdülhamid tarafından İstanbul’dan uzaklaştırlan Sadullah Paşa, yaklaşık 13 yıl boyunca ülkesinden, dostlarından, arkadaşlarından, eşi ve ailesiyle sevdiklerinden ve her şeyden önce de çok sevdiği İstanbul’dan ayrı yaşamak zorunda kalır. Defalarca yurda dönüşü konusunda II. Abdülhamid’e yaptığı başvurular hep sonuçsuz kalır. Çok ısrar etmesine ve hatta yalvarmasına rağmen çok sevdiği vatanına, İstanbul’a ve ailesine kavuşamaz.
Bu arada Viyana’da oda hizmetlerine bakan bir Alman kadın ile yaşadığı yasak ilişki ve kadının hamile kalması sonucu patlayacak muhtemel bir skandalın baskısıyla iyice bunalıma giren Sadullah Paşa elçilikte havagazı ile intihar ederek hayatına son verir. Çok sevdiği vatanına ancak cenazesi dönen Sadullah Paşa, İstanbul’da II. Mahmut Haziresi’nde toprağa verilir.

Prof. Dr. Ali Akyıldız, gözden geçirilmiş yeni baskısı yapılan, “Sadullah Paşa / Sürgün Sefir” kitabında 13 yıl çocuklarından, eşinden, sevdiklerinden ve vatanından ayrı geçiren Sadullah Paşa’nın zorlu yıllarının öncesi ve sonrasını belgeleriyle ortaya koyuyor. Yazarın yeni çalışması, “Sadullah Paşa’nın Mektup ve Yazışmaları”nda ise paşanın hayli etkileyici olan hazin hayat hikâyesinin yanı sıra, büyük bir çoğunluğu vatan, dost ve aile hasreti çektiği sürgün yıllarına ait olmak üzere eşi Necibe Hanım, oğulları Asaf ve Nusret ile o dönemin önemli devlet adamları Safvet Paşa, Ahmed Cevdet Paşa, Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Ahmed Tevfik Paşa ve Mehmed Said Paşa, yakın arkadaşları ve dönemin önde gelen aydınları Safvetpaşazade Refet Bey, Kemalpaşazade Said Bey ve Recaizade Mahmud Ekrem Bey başta olmak üzere çevresiyle yaptığı mektuplaşma ve yazışmalarına yer veriliyor. Büyük bir kısmı ilk defa yayımlanan mektuplar, Sadullah Paşa’nın adeta bir ömür sayılabilecek olan 13 yıl gibi uzun bir süre boyunca ülkesinden ve ailesinden uzakta ve gurbet ellerde çektiği yalnızlık, vatan ve aile hasreti, kilometrelerce uzaktan çocuklarının iyi bir eğitim alabilmeleri için gösterdiği insanüstü gayretler, Türk yemek ve zevklerine karşı duyduğu özlemler, İstanbul’daki bürokrasi ile zaman zaman yaşadığı sorunlar, arkadaş ve sırdaşı olan bazı devlet adamı ve aydınlarla ülke sorunları üzerine yaptığı müzakereler gibi konularda çok ciddi verileri barındırmakta.
TİMAŞ Yayınları
Tel:(0212) 511 24 24