“Ailem Güvende” operasyonlarını destekliyorum.

Hem de açıkça.

Çocukları, gençleri ve aileleri uyuşturucudan, fuhuş ağlarından, istismardan, suç örgütlerinden ve yasa dışı yapılardan korumak devletin en temel görevlerinden biridir. İçişleri Bakanlığı'nın, Emniyet'in ve Jandarma'nın bu alandaki operasyonlarını “ama”larla gölgelemeye gerek yok.

1, 0'dan büyüktür.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi: ‘Bu yüzden 2026’yı Organize Suç Örgütleri ve Uyuşturucuyla Mücadele Yılı ilan ettik. Çeteyi, suçu yeniden üretme kapasitesi üzerinden hedef alıyoruz: Eylemini, insan kaynağını, finansmanını, dijital altyapısını ve uluslararası bağlantılarını aynı anda’ şeklinde bir açıklama yapmış ve bunu da rakamlara dökmüştü daha önce.

Bir suç örgütünün çökertilmesi, bir uyuşturucu ağının dağıtılması, çocukların istismardan korunması elbette değerlidir.

1, 0’dan büyüktür ifadesindeki 1 de buradadır. Fakat, bir başka soruyu sormamıza engel değildir

Bu operasyonlar neden sürekli olarak yapılmak zorunda kalıyor?

Çünkü güvenlik yalnızca suç ortaya çıktıktan sonra sağlanabilecek bir şey değildir.

Polis suçluyu yakalar.

Savcı soruşturur.

Mahkeme hüküm verir.

Devlet görevini yapar.

Peki suçun ortaya çıkmasına elverişli toplumsal zemini kim ortadan kaldıracak?

İşte meselenin asıl önemli tarafı burada.

Bugün İçişleri Bakanlığı'nın yaptığı mücadeleyi desteklerken, ekonomi ve eğitim politikalarını da konuşmak zorundayız. Çünkü bu alanlardaki sorunlar çözülmeden yalnızca güvenlik operasyonlarını artırmak, iyi niyetli ve gerekli bir çabayı sürekli tekrarlanması gereken bir mücadeleye dönüştürebilir.

Bir başka ifadeyle;

Sonuçları temizlemek zorunda kalıyoruz ama sebepleri yeterince değiştirmiyorsak, temizlediğimiz alan yeniden kirlenebilir.

Bugünün gençlerine bakalım.

Bir tarafta yıllarca “çalış, oku, meslek sahibi ol, emek ver” deniliyor.

Diğer tarafta genç, üniversiteyi bitiriyor; aldığı ücretle bağımsız bir hayat kurmanın ne kadar zor olduğunu görüyor.

Ev fiyatlarını görüyor.

Kira fiyatlarını görüyor.

Temel ihtiyaçların maliyetini görüyor.

Sonra eline telefonunu alıyor.

Karşısına bambaşka bir dünya çıkıyor.

Lüks otomobiller...

Pahalı evler...

Sınırsız tüketim...

Bir gecede kazanılmış gibi sunulan paralar...

Ve zaman zaman suçla, güçle, kuralsızlıkla iç içe geçmiş hayatların bile “başarı hikâyesi” gibi pazarlanması...

Televizyonun, sosyal medyanın ve dijital dünyanın etkisi burada küçümsenemez.

Elbette sosyal medyada lüks hayat gösteren herkes suçlu değildir. Zengin olmak da suç değildir.

Mesele başka.

Mesele, gençlerin zihninde emek ile elde edilen hayat ile gösterilen hayat arasındaki uçurumun giderek büyümesidir.

Bir genç çalışmanın karşılığını alamadığını düşünürken, kuralları aşarak zenginleşen insanların görünürlüğü artıyorsa burada yalnızca ekonomik değil, sosyal ve ahlaki bir problem de oluşur.

Bu durum hiç kimseyi suç işlemeye mecbur bırakmaz.

Ama devletin, suçla mücadeleyi yalnızca “suç işlendikten sonra” yürütmemesi gerektiğini gösterir.

Çünkü aynı şekilde eğitim de bu mücadelenin bir parçasıdır.

Çocuklara yalnızca sınav kazandıran değil, dijital dünyanın manipülasyonlarını fark etmeyi, emeğin değerini, hukukun üstünlüğünü, sorumluluğu ve toplumsal dayanışmayı öğreten bir eğitim sistemi gerekir.

Aileyi korumak istiyorsak aileye yalnızca güvenlik kamerasından bakamayız.

Ailenin gelirine de bakmalıyız.

Çocuğun okuluna da bakmalıyız.

Gencin geleceğe ilişkin beklentisine de bakmalıyız.

Çalışan insanın emeğinin karşılığını alıp almadığına da bakmalıyız.

Çünkü bütün bunlar birbirinden bağımsız değildir.

Bu nedenle İçişleri Bakanlığı'nın “Ailem Güvende” operasyonlarını desteklemek ile ekonomi ve eğitim politikalarını eleştirmek arasında hiçbir çelişki yoktur.

Tam tersine.

İçişleri Bakanlığı'nın daha az operasyon yapmak zorunda kalacağı bir Türkiye istiyorsak, diğer bakanlıkların ve kamu politikalarının da suçun ve toplumsal çözülmenin sebepleriyle mücadele etmesi gerekir.

Bugün İçişleri Bakanlığı bir uyuşturucu ağını çökertir.

Yarın başka bir ağ ortaya çıkabilir.

Bugün bir suç örgütü dağıtılır.

Yarın başka bir örgüt kurulabilir.

Bugün çocukları korumak için bir operasyon yapılır.

Yarın başka çocuklar aynı tehlikeyle karşı karşıya kalabilir.

Çünkü iyi bir operasyon, kötü bir zeminin varlığını tek başına ortadan kaldırmaz.

İşte bu nedenle “Ailem Güvende” yalnızca bir operasyon adı olarak kalmamalı.

Bir devlet politikası anlayışına dönüşmeli.

İçişleri Bakanlığı suçla mücadele etmeli; bunda tereddüt olmamalı.

Ama ekonomi politikası insanlara emeğin karşılığını verebilmeli.

Eğitim sistemi çocuklara gelecek duygusu verebilmeli.

Sosyal politikalar aileyi ekonomik çaresizlik karşısında yalnız bırakmamalı.

Ve toplum, televizyon ve sosyal medya üzerinden sürekli olarak “ne kadar tüketiyorsan o kadar değerlisin” mesajına teslim edilmemeli.

Çünkü aksi halde devlet bir taraftan aileyi korumak için operasyon yaparken, başka alanlardaki yanlışlar aynı tehlikeleri yeniden üretebilir.

O zaman da devletin iyi niyetli çabası boşa gitmez belki ama aynı çabayı daha fazla göstermek zorunda kalır.

Asıl başarı ise yalnızca daha fazla operasyon yapmak değil, daha az operasyon gerektiren bir toplumsal ortam oluşturabilmektir.

“Ailem Güvende” diyebilmek güzel.

Ailem bugün güvende olabilir. Peki yarın da güvende olacak şartları oluşturuyor muyuz?