Üsküdar Belediye Başkanlığı seçimleri nihayet dördüncü turda tamamlandı. Günlerdir belediye meclisindeki sandalye hesabı, transferler, ittifaklar, kulisler ve “kim kime oy verecek?” sorusu üzerinden yapılan tartışmalar, sonunda matematiksel olarak da siyasi olarak da bir sonuca bağlandı. AKP adayı, dördüncü turda 23'e karşı 19 oyla seçildi.
Şimdi herkesin gözü doğal olarak o iki üyede.
Kimdi onlar? Neden oy değiştirdiler? Son anda ne oldu? Üç tur boyunca ortaya çıkan tablo dördüncü turda neden değişti?
Türkiye siyasetinde artık seçim sonuçlarından çok, seçim sonucunu değiştiren son iki kişinin hikâyesini konuşmaya alışığız. Oysa Üsküdar'da asıl soru o iki kişinin kim olduğu değil. Asıl soru, o iki kişinin verdiği kararın neden bu kadar şaşırtıcı kabul edildiğidir.
Çünkü ortada aslında başından beri gerçek bir 21-21 eşitliği yoktu.
Vardı ama yoktu.
Matematiksel olarak vardı. Siyasi olarak ise o eşitlik çoktan tartışmalı hale gelmişti.
Belediye meclisinde geçtiğimiz günlerde yaşanan transferlerin ardından ortaya çıkan 21'e 21 tablo, doğal olarak büyük bir siyasi tartışma yarattı. CHP açısından da Yeni Parti açısından da bu tablo, en azından görünürde ortak bir hareket alanı yaratmıştı. Üç tur boyunca da bu ortaklık devam etti. Her iki tarafın da aynı çizgide durması, ister istemez “demek ki birlikte hareket etme konusunda bir mutabakat var” düşüncesini doğurdu.
Ama siyasette üç tur aynı yönde oy kullanmak, dördüncü turda da aynı şekilde davranılacağının senedi değildir.
Hele Türkiye siyasetinde hiç değildir.
Belki de o üç turdaki birliktelik gerçekten son ana kadar sürdürülen bir siyasi dayanışmaydı. Belki taraflar, oluşan 21-21 görüntüsünü korumak için birlikte hareket etmeye devam etti. Belki de dördüncü tura kadar ikna faaliyetleri sürdü ve herkes son ana kadar bir formül aradı.
Bunların hangisinin doğru olduğunu zaman gösterecek.
Fakat kesin olarak bildiğimiz bir şey var: CHP ile Yeni Parti arasındaki siyasi ve örgütsel irtibat, bu seçimden çok daha önce ciddi biçimde aşınmaya başlamıştı. Hatta kopma noktasına kadar gelmişti. Bu nedenle üç tur boyunca birlikte hareket edilmesi bile, bugün dördüncü turda yaşanan sonuç kadar şaşırtıcı sayılabilirdi.
Belki de asıl sürpriz, iki üyenin son turdaki tercihi değil, o birlikteliğin üç tur boyunca devam edebilmesiydi.
Şimdi tartışmanın bütün ağırlığını o iki belediye meclis üyesinin üzerine yıkmak kolay. Çünkü siyasetin en sevdiği şey, karmaşık süreçleri iki kişinin omuzlarına yüklemektir. Böylece günlerce transferleri, siyasi ilişkileri, kopuşları, karşılıklı güvensizliği ve ittifakların gerçek niteliğini konuşmak zorunda kalmazsınız.
İki kişiyi bulursunuz.
Sonra bütün hikâyeyi onların üzerine yazarsınız.
Kim telefon etti?
Kim ikna etti?
Ne teklif edildi?
Neden fikir değiştirdiler?
Oysa bu sorular elbette sorulmalıdır ama tek başına bunlar Üsküdar'daki tabloyu açıklamaz. Çünkü iki kişinin dördüncü turda verdiği karar, boşlukta ortaya çıkmış bir karar değildir. O iki oy, zaten çok daha önce çatlamaya başlayan siyasi ilişkinin son görünür sonucudur.
Üstelik burada transferler meselesini de unutmamak gerekiyor.
Bugün dördüncü turda iki kişinin oyunu değiştirmesi tartışılıyor ama belediye meclisindeki dengelerin nasıl 21-21 hale geldiği de ortada. Siyasetçilerin bir partiden seçilip başka bir siyasi çizgide karar vererek meclis aritmetiğini değiştirmesi, seçmenin iradesini tartışmalı hale getiren başlı başına bir mesele.
Seçmen bir kişiye sadece “sen belediye meclisinde otur” diye oy vermiyor. Bir siyasi programın, bir partinin ve bir tercih bütününün parçası olarak oy veriyor.
Sonra seçim bitiyor.
Meclis üyeleri transfer oluyor.
Dengeler değişiyor.
Ardından yeniden seçim yapılıyor.
Ve sonunda seçmen, verdiği oyun nerede durduğunu anlamaya çalışıyor.
Belki Üsküdar'daki bütün bu tartışmanın en ironik tarafı da burada. Günlerdir 21-21 eşitliği konuşuldu. Sonra üç tur boyunca bu eşitliğin siyasi karşılığı olduğu düşünüldü. Dördüncü turda ise iki kişi kararını değiştirince eşitliğin aslında ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıktı.
Demek ki 21-21, gerçekten 21-21 değilmiş.
En azından siyasi anlamda.
Siyasette matematik önemlidir ama siyaset sadece matematik değildir. Hele belediye meclislerinde sandalyeleri saymakla siyasi iradeyi anlamak çoğu zaman aynı şey değildir. Bir tarafın 21 üyesi olabilir ama o 21 kişinin 21'inin de aynı siyasi refleksi göstereceğinin garantisi yoktur.
Üsküdar'da yaşanan tam olarak budur.
Dördüncü turda AKP adayının 23'e 19 kazanması, sadece son anda iki kişinin taraf değiştirmesi olarak okunursa mesele eksik anlaşılır. Çünkü o sonuç, zaten transferlerle başlayan, ardından siyasi ilişkilerin aşınmasıyla devam eden ve üç tur boyunca görünürde korunabilen bir eşitliğin son turda dağılmasıdır.
Bu yüzden şimdi sadece o iki kişiyi konuşmak yerine şu soruyu da sormak gerekiyor:
Üç tur boyunca devam eden ortak hareket, gerçekten sağlam bir siyasi birliktelik miydi, yoksa zaten kopmuş olan ilişkinin son görüntüsü müydü?
Belki cevap ikincisidir.
Ve eğer öyleyse, Üsküdar'da dördüncü turda değişen yalnızca iki oy değildir.
Aslında sadece matematik, sonunda siyasete yetişmiştir.