Geçen birkaç yıl boyunca yapay zekâya sürekli aynı şeyi söyledik:

“Şunu özetle.”

“Bana bir mail yaz.”

“Bu kod neden çalışmıyor?”

“Patron kızmadan bunu daha profesyonel bir cümleye çevir.”

Yani kendisini biraz stajyer, biraz sekreter, biraz da gece üçte aranabilen yazılımcı olarak kullandık.

Ama şimdi işler değişiyor.

Yapay zekâ artık sadece masanın kenarında oturup bize fikir veren arkadaş değil.

Masaya sandalye çekti.

Bilgisayarı açtı.

Sisteme login oldu.

Ve muhtemelen birkaç aya kalmadan bizim neden hâlâ Excel kullandığımızı sorgulamaya başlayacak.

Çünkü yapay zekâ dünyasının yeni kelimesi artık yalnızca “chatbot” değil.

Ajan.

Yani sizden bir soru bekleyen sistem değil, sizden bir görev alıp o görevi tamamlamak için kendi başına birtakım adımlar atabilen sistem.

Eskiden yapay zekâya:

“İstanbul’daki müşterilerimizin satışlarını analiz et.”

diyordunuz.

Size güzel bir analiz yazıyordu.

Şimdi ise teorik olarak şunu diyorsunuz:

“İstanbul’daki müşterilerimizin satışlarını analiz et, düşüş yaşayanları bul, CRM kayıtlarını kontrol et, ilgili satış temsilcilerine görev aç ve cuma günü bana rapor gönder.”

Ve sistem kalkıp bunları yapmaya çalışıyor.

Buradaki “çalışıyor” kelimesi önemli.

Çünkü yapay zekâ iş hayatına girerken bizim yıllardır çözemediğimiz kadim bir problemle tanıştı:

Bir işi bilmek başka şey, o işi gerçekten yapmak başka şey.

Bunu özellikle yazılım sektöründe çok iyi biliriz.

Teoride her şey mükemmeldir.

Dokümantasyon vardır.

Süreç bellidir.

Akış çizilmiştir.

Sonra birisi çıkar ve şöyle der:

“Abi aslında biz onu öyle yapmıyoruz.”

İşte yapay zekânın gerçek kurumsal hayatla tanışması tam olarak burada başlayacak.

AI ajanına şirket prosedürlerini veriyorsunuz.

Okuyor.

Anlıyor.

Mantıklı buluyor.

Sonra şirkette üç gün geçiriyor ve fark ediyor ki prosedürü kimse uygulamıyor.

Bir hafta sonra ajan şöyle bir mesaj atabilir:

“Görevi tamamlayamadım. Çünkü Ahmet Bey’in gönderdiği Excel ile ERP sistemi arasında 17.842 satırlık fikir ayrılığı bulunmaktadır.”

İkinci hafta:

“Satın alma onayı için Mehmet Bey’e ulaşılamadı.”

Üçüncü hafta:

“Mehmet Bey kim?”

Dördüncü hafta:

“Şirketinizde Mehmet Bey olmadan neden hiçbir şey yapılamıyor?”

İşte o noktada yapay zekâ gerçekten çalışanımız olmuş demektir.

Asıl ilginç olan ise başka bir şey.

Biz yıllardır yapay zekâya insan gibi düşünmeyi öğretmeye çalışıyoruz.

Fakat şimdi ona insan gibi çalışmayı öğretmeye başladık.

Ve bunun için ona kendi çalışma biçimimizi gösteriyoruz.

Mailleri.

Dosyaları.

Toplantıları.

Karar süreçlerini.

Ekranda hangi butona bastığımızı.

Hangi işi önce yaptığımızı.

Hangisini sonraya bıraktığımızı.

Hatta muhtemelen öğle yemeğinden sonra neden üretkenliğimizin dramatik şekilde düştüğünü bile.

Burada insanlık olarak küçük bir problemimiz olabilir.

Çünkü yapay zekâ bizden iş yapmayı öğrenirken, bizim bütün kötü alışkanlıklarımızı da öğrenebilir.

Mesela toplantı.

Bir AI ajanına şirket kültürümüzü yeterince uzun süre gösterirsek, sonunda kendi kendine toplantı organize etmeye başlar mı?

Düşünsenize.

Pazartesi sabahı bilgisayarı açıyorsunuz.

Takvimde şöyle bir toplantı var:

“AI Agent Weekly Alignment Sync Meeting”

Katılımcılar:

Siz.

Üç yapay zekâ ajanı.

Bir proje yöneticisi.

Ve neden toplantıda olduğunu bilmeyen finans departmanından Murat Bey.

Toplantının sonunda da başka bir toplantı planlanıyor.

İşte o gün yapay zekânın insan seviyesine ulaştığını rahatlıkla ilan edebiliriz.

Fakat işin şakası bir yana, önümüzde gerçekten önemli bir dönüşüm var.

Bugüne kadar bilgisayar programları bizim kullandığımız araçlardı.

Excel kendi kendine bütçe hazırlamıyordu.

ERP sistemi tedarikçiyi aramıyordu.

Mail programı “bu adam üç gündür cevap vermiyor, ben bir dürteyim” demiyordu.

Şimdi ilk defa kullandığımız yazılımlar ile birlikte çalışan yazılımlar arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.

Ve bence önümüzdeki yılların asıl tartışması “Yapay zekâ insanların işini alacak mı?” olmayacak.

Bu soru fazla basit.

Daha doğru soru şu olacak:

İnsan ile yapay zekâ arasında işi nasıl paylaştıracağız?

Çünkü yapay zekânın bazı işleri bizden daha hızlı yapacağı kesin.

Bazılarını daha ucuz yapacak.

Bazılarını hiç sıkılmadan yapacak.

Gece 02.30’da gönderdiğiniz Excel dosyasına bakıp:

“Bunu yarın konuşsak?”

demeyecek.

Ama bazı şeyler hâlâ insan tarafında kalacak.

Ne yapılacağına karar vermek.

Neden yapıldığını anlamak.

Risk almak.

Sorumluluk üstlenmek.

Bir müşterinin söylediği ile aslında anlatmak istediği arasındaki farkı sezmek.

Ve bazen bütün verilere rağmen:

“Burada bir tuhaflık var.”

diyebilmek.

Belki de geleceğin iyi çalışanı her şeyi bilen insan olmayacak.

Hangi işi kendisinin yapması gerektiğini, hangi işi yapay zekâya bırakması gerektiğini bilen insan olacak.

Çünkü görünen o ki yeni çalışma arkadaşımız geldi.

Kahve içmiyor.

Maaş istemiyor.

İzin kullanmıyor.

Aynı anda yüz tane iş yapabiliyor.

Ama şimdilik küçük bir avantajımız var.

Kurumsal hayatta başarılı olmak için sadece zekâ yetmiyor.

Bazen hiçbir şey anlamadan 45 dakika toplantıda oturabilmek gerekiyor.

O konuda insanlığın hâlâ ciddi bir üstünlüğü var.