Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın AK Parti'nin kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla kaleme aldığı makalesi, Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya'da yayımlandı.

Erdoğan, makalesinde 25 yıl önce “AK Parti'yi kurarken Türk milletiyle birlikte Türkiye'nin geleceğini yeniden şekillendirecek uzun soluklu bir yürüyüş başlattıklarını” belirtti.

Oysa, AKP’nin kuruluş gündeminde de sonrasında da “Türk milleti” kavramı yoktur. AKP ve Erdoğan, uzun süre “Türkiyelilik” kavramını savundu. Sonra “Milleti İbrahim”e döndüler. Genel olarak kullandıkları kavram ”aziz millet”tir. “Aziz millet”i, “Türk milleti” demek istemedikleri için kullanıyorlar.

***

Erdoğan, yazısında, “Demokratik meşruiyetin güçlenmesi, bu dönemde verdiğimiz mücadelenin temelini oluşturdu. Bunun en ağır sınavını 15 Temmuz darbe girişiminde yaşadık. Milletimiz o gece seçilmiş iradeye ve anayasal düzene sahip çıkarak Türkiye'nin geleceğine sandık dışı hiçbir gücün yön veremeyeceğini ortaya koydu. Bu kararlı duruş, vesayet döneminin geride bırakılmasında, sivil siyasetin güçlenmesinde ve demokrasimizin kökleşmesinde tarihî bir dönüm noktası oldu.” dedi.

Halbuki milletin sahip çıktığı Anayasal düzen, 15 Temmuz’un “Allah’ın lütfu” olarak kabul edilmesiyle AKP ve MHP tarafından, oylama sırasında mühürsüz oyların kabul edildiği gayrimeşru bir referandumla değiştirildi.

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, “CHP, gayrimeşru iktidar kurulmasına yeterince direnmiş olsaydı, o gayrimeşru iktidar, hiçbir zaman yargı eliyle hukuku çiğnemeye kalkışamayacaktı. Bu konuda hukukun dediği şudur: Yüksek Seçim Kurulunun mühürsüz oyları geçerli sayan kararı, ne yazık ki, ‘yetki yağması’yla sakat, bu yüzden de hukuk dünyasında hiç ama hiç doğmamıştır. Bu yüzden sıradan ve başka işlemlere gerek duyulan bir ‘geçersizlik’ yaptırımı değil, ‘yokluk’tur. (keenlemyekün, olmamış/yaşanmamış, inexistence, inesistenza). Dolayısıyla günümüzde yaşanan rejim, hukuk açısından asla meşru değildir.” diye yazmıştı.

***

Nitekim rejimin de iktidarın da meşru olmadığını bilen ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, “Erdoğan 71 yaşına geldi. Türkiye bir demokrasi ama otoriter gibi... Başkan Trump, dahice bir şekilde 'çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim' dedi. Şu an bu oluyor. Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz." diye konuşmuştu.

İşte şimdi o değişiklikle yaşanıyor.

Veryansın TV yeniden yayınladı; sürecin nereye doğru gittiğini, referandumdan iki yıl önce Nihat Genç yazmış ve “Hiç kimsenin düşünmek dahi istemediği birliğin, düzenin, hukukun ve sadakatin bittiği son noktaya, seri operasyonlarla sürüklendik. ‘Anayasaya demokratik sadakat’in son günlerine yaklaşıyoruz. Ve maalesef kurtuluşu, kuruluşu, yakın tarihi, kimliği, öz geçmişi, hafızasıyla ipleri kopartmak için yola çıkanların en önünde CHP var.

CHP kendini, tarihini, kuruluşunu çoktan inkâr etti ve ‘süreç’ korosuna katıldı; Süheyl Batum’un partiden atılmasına yol açan olay Anayasa Komisyonu’nda bu ‘Anayasal yurttaşlık’ tanımını reddetmesidir.

CHP de kendi seçmeninin başına çorap örmüş, aynı yasaların geçmesine, aynı ifadelerin kullanılmasına onay vererek AKP’yle yola çıkmıştır.

Son yedi yıldır Türkiye’ye bir yığın operasyon çekildi ve CHP bu operasyonlardan payını alıp ruhunu, kimliğini, tarihini savunamaz suçlu haline getirildi. Ve ulusalcılardan temizlenerek işte bu ‘Anayasal yurttaşlığı’ benimseyen destekleyen bir Yeni CHP oluverdi.

Hızlı çekim konuşursak, dört bin silahlı adamı olan bir terörist yapının, yetmiş milyon insanın kimliğini, yurdunu, tarihini, egemenlik haklarını elinden aldığını gösteren olaylar yaşıyoruz.

Görünen o ki hepsi rüyada ve burunları havada. Anayasa’da yapılacak kimlik değişimi sonrası büyük, geniş milyonlarca kitlenin demokratik sadakatleri sona erdiğinde olup bitecekleri kimse hesap etmiyor, ateşle oynuyorlar!” demişti.

***

Son olarak Prof. Dr. Emre Kongar, “çerçeve yasa”yı kastederek “Sadece ‘Yüz yıllık Cumhuriyet birikimini’ ve Atatürk’ü değil, ‘İnsanlığın bağımsızlıkçı, eşitlikçi, özgürlükçü, barışçı, siyasal evrim çizgisini’ de reddeden... ‘Demokratik Laik ve Sosyal Hukuk Devleti’ olan ‘Cumhuriyet Rejimi’nin ve ‘Anayasa’nın da altını oyan... Emperyalizme de teröre de boyun eğen... Sorun çözmek bir yana, Hukuk Devletini de yok ederek çözülemeyecek yeni sorunlar yaratacak olan bu yasa... Kaç oyla, nerede kabul edilirse edilsin... Türkiye’nin ve Demokratik Rejimin genel ve temel yapısına ters olma niteliğinden asla kurtulamayacaktır!” dedi.

Gerçek şu ki “demokratik meşruiyet”, bir başka bahara kaldı...