Devlet aklı, derin devlet” gibi kavramları zaman zaman ele alıyorum. Bu konudaki yazılarımın bazı kesimlerce çok iyi anlaşılmadığını sanıyorum. Bu sebeple konuyu açıklamak ihtiyacı duydum.

Derin devlet” denilince genellikle akla gelen istihbarat teşkilatlarıdır. Özellikle de Millî İstihbarat Teşkilatı. Genel Kurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları, yüksek mahkemeler de bu kavramın içinde düşünülüyor olabilir. “Olabilirdiyorum çünkü kavramı kullananlar da ne kastettiklerini açıkça belirtmiyorlar. Milletin aklına da ilk olarak istihbarat teşkilatları geliyor.

Devlet aklı” ile belki biraz daha geniş bir kurumlar topluluğu düşünülüyor: Yukarıdakilere ek olarak bakanlıklar, TBMM… Hatta muhalefet partileri.

Her iki terimde tarihî bir derinlik ve dolayısıyla kutsiyet gören vatandaşlar da var.

Önce şunu belirtelim. 2017 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumuyla parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmiştir. Yeni sistemde Cumhurbaşkanına, bakanların atanması ve görevden alınması dâhil pek çok yetki verilmiştir. Millî Savunma Bakanı da diğer bütün bakanlar da Merkez Bankası Başkanı da rektörler de Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı da Cumhurbaşkanınca atanmakta ve gerekli gördüğünde görevden alınmaktadır.

Dolayısıyla yeni sistemde derin devlet de devlet aklı da Cumhurbaşkanı olmaktadır. Böyle olmasına rağmen Cumhurbaşkanının da ilgili kurumlara danıştığını veya ilgili kurumlarca bilgilendirildiğini / yönlendirildiğini farz ederek yazının başlangıcındaki algılara devam edelim.

Bir kere Millî İstihbarat Teşkilatı, Cumhurbaşkanlığına (2017 referandumundan önce Başbakanlığa) bağlı bir kurumdur. Başkanı dâhil bütün mensupları devletin birer memurudur. Görevleri, kanunlarında kendilerine verilenleri yerine getirmektir. Görevleri arasında iç siyaseti ve siyasileri yönlendirmek yoktur. Sadece gerektiğinde ilgilileri bilgilendirirler.

Görevleri kanunla belirtilmiş olduğu hâlde halkımız teşkilata büyük önem verir, devleti onlar idare ediyormuş gibi düşünür. Bunun çok fazla bir zararı olmayabilir. Ancak halkımızın istihbaratçıları önemsemesi, hatta bazı gizli misyonlar atfedip onları kutsaması istismara açık bir alan meydana getirmektedir.

Bir kısım siyasetçiler hatta bazı sivil toplum kuruluşları veya kanaat önderleri (?) kendilerini istihbarat teşkilatlarıyla ilişkili gösterip bazı gizli bilgilere sahip oldukları ve bu gizli bilgilerle politika ürettikleri, yorum yaptıkları havasına girmektedirler. Bazı istihbarat mensupları, bunun farkında oldukları için siyasette etkili kişilerle temas kurup onları yönlendirmeye çalışmış da olabilirler. Bunun sonunda da vatandaşlar iktidar politikalarını “devlet politikası” olarak algılar ve siyasi tercihlerini ona göre yapar. Bence bu durum, demokrasi ile bağdaşmaz.

Günümüzdeki iletişim ortamında her şey açıktır, her şey açık kaynaklarda vardır. Bırakalım, vatandaşlarımız açık kaynakları izleyerek, iktidarda veya muhalefette olan siyasetçilerin yapıp ettiklerine ve söylediklerine göre karar versin. Kimse “devlet aklı, derin devlet, ben bilirim, liderimiz bilir” havalarına girip vatandaşı aldatmasın.

Bir noktayı belirtmeliyim. Sözünü ettiğim hususlar iç siyaseti etkilemeyle ilgilidir. İstihbaratçılarımızın iç ve dış operasyonlarına itirazımız yoktur. Düşmana karşı operasyon yürüten kahramanlarımızın başımızın üstünde yeri vardır.