Üç yıl önce, 13 Mart, 2023 tarihinde 600 Türk vatandaşı, Türk Milleti tarafından seçildikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde bulunan kürsüye çıkıp, “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” diye yemin eder ve 5 yıllık hizmet süresine başlar.
Bu yeminin her kelimesi ve her cümlesi büyük bir özenle seçilmiş ve kurulmuştur.
Yetkisini Türk Milleti’nden alan ve bu nedenle okuyan kişinin Türk Devletine ve Cumhuriyetine karşı ihanet etmemesi için çok büyük görev ve sorumluluk atfedilmiştir.
Bu sorumluklardan birisi de varlığımızı ortadan kaldıracak olan teröristlerle müzakere değil bizzat mücadele etmektir.
Dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın, kendilerine önder olarak 50,000 üstünde vatandaşımızın katili olan terörist başı Abdullah Öcalan olarak kabul eden terörist sevici DEM Partisi ile birlikte TBMM’ye getirilen bu ÇERÇEVE yasası ileride açıklanacak olan son derece hayati sorunlara bakıldığında, bu yasa Sevr Anlaşması’ndan hiç bir farkı yoktur.
Çünkü söz konusu “çerçeve yasa” sayesinde en azından bize aktarılan Türk Devleti düşmanı olan 3,600 teröristin serbest bırakılması ve sivil hayata geri dönüşü sağlanacaktır.
Yani daha açık olarak 3,600 Türk düşmanı aramıza girip, serbestçe dolaşıp yeniden örgütlenmesinin önü açılacaktır.
Oysa “sivil hayat” onlar için çok farklı, Türk Milleti için de çok farklı anlam taşıyor.
Türk Milleti için “sivil hayat” huzur ve güven içinde, ulus devlet olarak yaşamaya devam etme anlamına gelirken, onlar için emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda örgütlenip silaha sarılmaktır.
Sonuçta eğer PKK, etnik Kürtler için yıllarca mücadele etmiş olsaydı, neden en fazla Kürtleri öldürdü ve özellikle doğup büyüdükleri yerlerde terör faaliyetlerinde bulunup onların Türk Devleti’nin sağladığı ücretsiz eğitim, sağlık ve güvenlik imkanlarından bugün bile mahrum etmeye devam ediyor?
Niye onları koruyan devlete karşı düşman etmeye çalışıyor?
Niye sahip oldukları evleri, tarlaları, arazileri bırakıp canlarını kurtarmak için iç göçe zorladılar?
Niye çocukları kaçırıp zorla dağa çıkarttı, bölgeden ayrılamayan halkı haraca bağladılar?
Niye evlerini, araçlarını, içinde bulundukları toplu taşımaları yaktılar, onları eğitecek olan genç öğretmenleri infaz etti, suikastlar düzenledi?
Artık “Kürt sorunu” diye dayatılan propagandanın esasında emperyalistlerin yarattığı bir sahte söylemden ibaret olduğu ve Kürtlerin esas sorununun Türk Devleti ile hiçbir zaman olmadığı gibi 1980’lerden beri PKK’dan çektikleri olduğunu ifade etme zamanı çoktan gelip geçmiştir!
Bu ülkede etnik yapısına bakmaksızın Türk Devleti tüm vatandaşlarına ortak kimlik, ortak ulus, ortak güvence ve yararlanabilecekleri ortak eğitim, sağlık ve mülkiyet hakları sunmaya devam etmektedir.
Kürt vatandaşlarımıza karşı bölücülüğü, kini, nefreti, fırsat eşitsizliğini bizzat Türk devletinin yarattığı sivil ve siyasi mevkileri işgal eden PKK sevicileri tarafından dayatılmaktadır.
Bugün bu yasa Kürtlerin etnik kimliğini sömürerek teröristlerin serbest bırakma girişimidir.
Türkiye’de Kürtlerin en büyük düşmanı ise onların kimlikleri üzerinden PKK’yı meşrulaştırmaya çalışan DEM Partisidir.
Bu teröristlerin içeride tutulmalarının tek sebebi Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak ve bölmek için kasti olarak terör eylemleri ve örgütsel faaliyetlerde bulunmuş olmalarıdır.
Dolayısıyla Milletvekillerinin “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma” yemin etmesi tamamen boşa düşmüştür.
Zira bu teröristler serbest bırakıldıkları andan itibaren DEM Partisi tarafından birer halk kahramanı gibi karşılanıp Amerika’nın paralı milis güçleri olmaya devam edecektir.
Bu yasanın tam da 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Anlaşmasının imzalandığı gün TBMM’ye oylaması için getirilmesi emperyalistlerin 126 yıllık intikam tokadıdır.
Bu yasaya onay veren tüm partiler ve milletvekilleri sadece anayasal suç işlemiyor, aynı zamanda ileride Türkiye’nin bölünmesi için doğacak olan tüm yeni terör etmeleri için de önünü açmaktadır.
Türk Milleti, siyasetçilere Türk Devletini yönetmek için yetki vermiştir, ortadan kaldırmak için değil!
Bu İhanet Yasası için Türk Milleti yetki vermedi…
Yazıyı Paylaş