Anadolu neolitik çağ yerleşmelerinden olan on bin yıllık Çatalhöyük’teki evlerin yapımında kullanılan ardıç ağacı, Latince adının kaynağı “Juniperuse” sözcüğünün Türkçe karşılığı olan “Dik, katı ve sert” anlamına gelmektedir.
Anadolu neolitik çağ yerleşmelerindeki evlerin ortasına evin çatısını ayakta tutması için kutsal sayılan ardıç ağacından büyük bir direk dikilir, uğuruna inanılan bu direğin tanrıyı temsil ettiği ileri sürülmektedir.
Hititlerin de en özel ağaçlarından biri ardıç ağaçlarıdır. Hitit kralı Arnuvanda’nın anıtmezarının başına her zaman yeşil kalan bir ardıç ağacının dikildiği bilinmektedir.
Aynı gelenek Osmanlı döneminde Efe mezarlarında da uygulanmış, ölen efenin mezarının başına ardıç ağacı dikilmiştir. Son örneklerinden bazıları Tokat’ta bulunan Tahta mezarlar da ardıç ağacından yapılmıştır. Orta Asya’daki Türk mezarlarının başına ardıç ağacı dikilmesinin devam eden bir gelenek hâlini aldığı bilinmektedir.
Ardıç fidanı yavaş büyür. Öyle ki; ağaç formunun iki metreye ulaşması yıllar alabilir. Ağaç olması da on yıllarca sürebilir. Bünyesindeki silisik asit nedeniyle oldukça dayanıklı bir yapısı vardır. Dünyanın en dayanıklı ağaçlarından biridir.
Ardıç ağacı, Türkiye'de kuraklığa ve zorlu iklim koşullarına dayanıklı yapısıyla başta İç Anadolu, Akdeniz ve Doğu Anadolu olmak üzere Trakya ve Ege'nin yüksek kesimlerinde doğal olarak yetişir. Sağlam ve uzun ömürlü bir ağaç olduğundan erozyonu önlemesi, rüzgâr ve karı engellemesi nedeniyle ahır ve ahşap binaların yapımında ana malzeme olarak kullanılır.
Hititler’in ardıç ağacının meyvesinden ilaç elde ettikleri bilinmektedir.
Sadece eski çağlarda değil, günümüz Anadolu insanı da ardıç ağaçlarından ilaçlar elde etmektedir. Katran ardıcının meyveleri Elazığ yöresinde böbrek taşı ve kumunun düşürülmesinde, Balıkesir yöresinde mide hastalıklarında, Bronşit tedavisinde meyveleri yenmekte, çay gibi içilmektedir. Katran ardıcı Denizli’de saçkıran hastalığında, meyveleri nefes darlığında, katranı da hayvanlarda kelebek hastalığında kullanılmaktadır.
Eski Türklerde ardıç adını taşıyan birçok kutsal yerin varlığı bilinmekte olup, günümüzde bazı köylerin, mekânların ardıç ve türevleriyle isimlendirilmesi, bazı yörelerde, ardıç ağaçlarının dallarına bir bez bağlamak sûretiyle dilek tutma geleneğinin sürdürülmekte olması yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle Erzurum’da, ardıç ağacının fosilleşmiş köklerinden elde edilen “oltu taşı”, kolay işlenebilen yarı kıymetli bir taş olarak bilinir. Oltu taşının insanlar arasında “şans taşı” olarak kabul edilmesi, nazarın etkilerini engellediği, insan vücuduna pozitif enerji verdiği inancıyla ilişkilendirilir.
Ardıç kuşunun ardıç tohumlarını sindirim sisteminden geçirerek toprağa bırakması ve böylece ardıç ağaçlarının üremesini sağlaması efsanevi anlatımlarda birbirlerinin varlığını birbirine borçlu olan bu iki canlı "aşık ile maşuk" olarak da sembolize edilir.
Üremesi bir başka türe bağlı olan ardıç ağacının bir adaşı olan, şahane bir ritmle şarkı söyleyen Ardıç Kuşu, Ardıç ağacına duvarları çamurla kaplı kase şeklinde yuva yapar. Ardıç tohumları yere dökülür ancak bu tohumlar bir Ardıç kuşu tarafından yenmedikçe çimlenme gerçekleşmez. Ardıç kuşunun sindirim sisteminde Ardıç ağacının tohumlarının kabukları açılır. Ardıç kuşunun dışkısı ile birlikte toprağa karışan tohumlar doğanın muhteşem uyumu ile kolayca çimlenir.
Bahar gelen bölgelere göç ederek baharın müjdecisi olan ardıç kuşu ardıç tohumlarını çok sever. Bu nedenle bu bu kuşa ardıç kuşu adı verilmiştir. Ardıç tohumları da bu kuş tarafından yenmedikçe çimlenmez ve fonksiyonunu tamamlayamaz. Ardıç tohumları yere döküldüğünde tohumları yiyen ardıç kuşu sindirim yaparken kozalak şeklindeki tohumların kabukları açılır ve içindeki tohumlar dışkı ile dışarı atılır. Ardıç kuşunun taşıdığı yerde toprağa karışan tohumlar çimlenerek ardıcın üremesine de aracılık etmiş olur. Ardıç kuşu kadar olmasa da ardıcın üremesine aracı olan diğer kuşlar ise toy ve lir kuşlarıdır.
Ardıç, Türk dünyasında saygı duyulan bir ağaçtır; ateşle yapılan temizliği sembolize eder ve kötü ruhları kovduğuna inanılır. Yakut Türkleri ardıcı kutsal bilirler, bu yüzden ev, ahır ve diğer yerleşim yerlerini nazara karşı ardıç ile tütsüledikleri bilinmektedir.
Altay Türkleri’nde de bir eve hastalık geldiğinde nazar değdiği için hastalık geldi diye ardıç tütsüsü yapılır. Tütsü için ardıç budağı alacak kişinin son bir yıl içinde yakını ölmemiş olmalı, temiz olmalı, kadın ise hamile olmamalıdır. Ayrıca ardıç ağacının yanına giderken içki götürülmemeli, arabayla veya atla değil yaya olarak gidilmelidir.
Ardıç dalı alınmadan, ağaca çaput bağlanmalıdır.
Ardıç ağacından dalını koparmak için izin alınmalıdır, silah bulundurulmamalıdır ve ardıca giderken başka bitki ve çiçek koparılmamalı, kuş yuvası bozulmamalıdır. Bunlara uyulmazsa ardıcın yardım etmeyeceğine inanılır.
Altay Türkleri dağ geçitlerinden geçerken ardıç ağacından bir dal yakarak tütsülerler ve kötü ruhları kovduklarına inandıkları için rahatça yollarına devam ederler.
Kazak Türkleri’nde de kötü ruhları ve hastalıkları kovmak için bebek beşiğinin bulunduğu alanlar ardıçla tütsülenmektedir.
Halen dilek ağacı olarak kullanılabilen ardıcın geçmişte bazı ülkelerde cadılardan koruduğuna inanılmış. Simyacılar, felsefe taşı yapımında kullanmış, yılanları uzak tutmak için evlerin çevresinde ardıç ağacı yakılmıştır. Romalılar sağladığı koku için tercih ederken, Aleviler cemevlerinde tütsü olarak tercih etmiş. Şaman Türkmenleri’nden Avrupalılara kadar yetiştiği ülkelere damga vurmuş. Konargöçer veya göçebe kültürlerde yaşayanlar da konaklamak için genellikle ardıç ağaçlarının yakınlarını tercih etmiş, Eski Yunan’da bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır.
Daima yeşil olup yumuşak ve dayanıklı odunlu olan ardıç, ılıman iklimli bölgelerde ağaç formundayken, soğuk bölgelerde çalı formunu alır. Kuru ve sıkı topraklarda ve dağlık araziler dışında tohumunun düştüğü ovalar, bataklılar ve ormanlarda rahatlıkla yetişebilir.
Ardıç türlerinin boyları da 30 santimetre ile 10 metreye kadar değişir. Bu nedenle bazen çalı bazen de ağaç olarak görülür. Ardıcın çiçekleri nisan ve mayıs aylarında açar. Bu çiçekler bir süre sonra ardıç meyvesi olur. Ardıç meyvesi üzüme benzer ve özellikle sağlık açısından çok faydalı bir meyvedir.
Ardıç meyvesinin insan sağlığına faydaları saymakla bitmez. Örneğin, Teskin edici ve öfke yatıştırıcı olduğu gerekçesiyle ilaç olarak kullanılan ardıç geçmişte vebaya karşı en çok kullanılan meyve olarak kayıtlara geçmiştir. Meyvesini yiyenlerin idrarının menekşe gibi koktuğu söylenir. Hem fiziksel hem de manevi olarak insanları birçok hastalıktan koruması veya tedavilerinde kullanılması da bu ağacı vazgeçilmez yapmaktadır.
Meyvesi veya tohumu, dalları, yaprakları, odunu ile adeta şifa deposu olan ardıcın bünyesinde reçine, kalsiyum, pentosan, junioerin, glikoz, uçucu yağlar, sakaroz, manganez, mangan, demir, bakır, organik asitler, tanen, potasyum ve bol miktarda C vitamini bulunur. Bu maddelerin katkısı ile özellikle sağlık ve güzellik amaçlı kullanılır. Ardıç meyvesi yaş, kuru, toz halinde veya çay formunda kullanılabilir. Ardıcın; çay, yağ, tentür, esans, kür, alkollü ekstrakt formlarında üretimi vardır ve alternatif tıp alanında çok sık kullanılır. Tıp, kozmetik, inşaat ve mobilya sektörü için önemli bir ağaçtır.