Dün, İran, Amerika tarafından öldürülen Ruhani liderleri Ayetullah Hamaneyi’nin 6 gün sürecek olan anma töreninin birinci günüydü.
Tören sadece bir ulusun en yüksek mevkide olan dini liderini veya devlet başkanını anmak ve ebedi istirahat intikal etmesi için düzenlenmedi.
Tören, 28 Şubat tarihinden itibaren Amerika ve İsrail’in İran’a karşı düzenlediği tüm saldırılara rağmen İran devletinin yıkılmadığını, bilakis toplum, askeri ve küresel düzeyde son derece kritik bir bölgesel güç olarak güçlenerek çıktığını göstermek için bir meydan okuması için düzenlendi.
Cenaze töreni artık YENİ DÜNYA DÜZENİ kurulmasındaki en önemli KIRILMA NOKTASI olarak şimdiden tarihi geçmiş bulunuyor.
Tören 4 - 9 Temmuz tarihler arasında gerçekleşecek,
ancak 24 yıl ülkeyi yöneten AKP ise aynı dönemde yani 7-8 Temmuz tarihler arasında, kendine göre de çok farklı bir telaş içinde.
İran hükümeti cenaze töreninde yaklaşık 120 farklı ülkeden üst düzey yetkilileri veya temsilcileri ağırlarken, AKP, ne yazık aynı süreç içinde komşu ülkemizi yasa boğan, egemenliğine el koymak isteyen ve 27 Şubat tarihinden itibaren ağır saldırılar altıda tutan ülkeleri ağırlayacak.
Törenin ilk gününden itibaren İran hükümeti, devletini büyük bir ciddiyetle temsil ederken, ister istemez Türkiye’nin de içinde bulunduğu süreci biraz kıyaslayarak değerlendirmeye ihtiyaç duyuluyor.
Örneğin, İran, PKK’nın İran kolu olan PJAK ile mücadeleyi seçerken,
AKP, Türkiye adına “Terörsüz Türkiye” adı altında akılalmaz bir ihanet süreci başlatarak asla olmaması gereken tavizler vermeyi seçti.
İran, Amerika’nın düzenlediği MİNAB Okul saldırısında öldürülen 168 çocuğunu tüm dünyaya unutmamasını sağlarken,
AKP, 50,000 üstünde vatandaşımızın katili olan terörist Abdullah Öcalan için AF getirmek istiyor.
Bırakın hesap sorulmasını, yaşananlar tamamen toplumsal hafızdan bizzat silinmesini istiyor.
Oysa 168 İranlı çocuğu öldüren ile 50,000 vatandaşımızı öldüren de aynı ülkedir.
İran, Suudi Arabistan ile “tedbirli” stratejik iş birliği yapmaya açıkken, AKP sayesinde 30 yıllığına Sivas ve Karaman’da belirlenen bölgelerde Suudilerin kendi güneşimizi üstelik bize Euro bazında alma garantili satılmasını sağladı.
İran, Hürmüz Boğazından, yaptırımlardan ve Lübnan’dan taviz vermezken,
Türkiye, AKP sayesinde 1971 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyetinin egemenliğini tanımayan Fener Rum Patrikhanesine Ruhban Okulunun Anayasaya aykırı olarak açılmasına izin verdiğini Fener Rum Patriği Bartholomeos verdiği demeçlerden öğrenmiş oluyoruz.
İran, Gazze’deki soykırımı tamamen reddederken, AKP sayesinde yine Türkiye, Trump’ın kurduğu BARIŞ Kurulunda yer alıp, Gazze’deki Filistinlileri önümüzdeki haftalarda tamamen insanlık dışı kamplara almayı ve toprakları Siyonistler tarafından işgal edilmesine, tatil köyüne çevrilmesini kabul edip göz yumuyor.
İran, devlet yapısına veya yönetim biçimine her hangi bir şeklide müdahale edilmesine izin vermezken, Türkiye yine AKP sayesinde kendini bilmez, Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack’ın Cumhuriyetimize dil uzatarak “en iyi yönetim biçimi monarşidir” deme cüretini bulunması onlara hiç rahatsızlık vermiyor.
Kıyaslamaya kalktığımızda liste oldukça uzun olduğu kadar da maalesef çok üzücü bir hal alıyor.
O yüzden dün saygı duruşu sırasında İran hükümetinin Türk heyetine NİSA Süresinin 95. ayeti okuması son derece manidardı.
“Müminlerden, özür sahibi olmaksızın oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz.
Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır”
sözleri okundu.
Bugün AKP istediği kadar caddeleri kapatsın, evleri boyasın, sokaklara saksılar koysun, taksi şoförlerimize beyaz gömlek, gri pantolon giydirip kolonya ile lokum ikram ettirsin, gerçekleri asla yok edemez.
Gerçekler tarihe geçer, süslemeler veya propaganda değil.

İşte o yüzden bugün Amerika’ya baş kaldıran İran mı bağımsız yoksa Amerika’yı mutlu etmek için başkentimizde Türk Bayrağı’nı nerdeyse görünmez hale getiren, sokaklarda bir teröristin posterleri serbestçe taşınmasına izin veren ülke mi diye sormamız gerekiyor!..