Geleneksel Kültürümüzde Gül ve Bülbülün Gizemi - Resim : 1

Geleneksel kültürümüzde bülbül; sadakati, çaresizliği ve derin aşkı simgeleyen en güçlü sembollerden biri olup; Tasavvufta Tanrıya duyulan ilahi aşkı, halk edebiyatında ise sevgilisine kavuşamayan dertli âşığı temsil eder.

Divan ve Halk Edebiyatında "Gül ile Bülbül" mazmunu (kalıplaşmış sözü), edebiyatımızda en çok "Gül ile Bülbül" hikâyelerinde ve tasavvufi şiirlerde karşımıza çıkar. Bülbül, güle duyduğu karşılıksız ve tutkulu aşk yüzünden feryat eden çaresiz âşıktır. Gül ise hem ulaşılamayan sevgiliyi hem de ilahi güzelliği sembolize eder.

Türk dünyası için son derece önemli olan Doğu Türkçesi (Çağatay Türkçesi) ve Batı Türkçesi (Osmanlı Türkçesi) gibi iki ayrı yazı dilinin etkin olduğu Doğu ve Batı Türklük sahalarında Farsça veya Türkçe yazılarak ortak bir edebî motif hâlinde kullanılmıştır.

Bu anlatım biçiminde âşık ve maşuk (sevilen) fiziksel birer insan olmaktan ziyade, belirli bir ideali, kozmik gücü veya tasavvufi arayışı temsil eder. Soyut şeyleri somutlaştırır, akılda kalıcılığı artırır ve dilimizi zenginleştirir.

Alegorik, soyut bir düşüncenin, duygunun veya kavramın doğrudan söylenmek yerine semboller, karakterler ve mecazlar aracılığıyla hikayeleştirilerek (dolaylı yoldan) anlatılması olan alegorik eserlerde okuyucunun satır aralarındaki gizli mesajları çözmesi beklenir.

Bülbül üzerine yazılan eserler, özellikle Doğu kültüründe "gül ve bülbül" alegorisiyle âşık ve maşuk ilişkisini, millî edebiyatta ise vatan sevgisi ve matem duygusunu işler. Bu kadim sembolizmde bülbül; yanıp tutuşan, sesinin güzelliğiyle sevgilisine (güle) feryat eden çilekeş âşığı temsil eder.

Yüzyıllardır şiirden müziğe kadar sanatın her dalında işlenen bu temayı Şairler, yüzyıllar boyu bülbülle gül arasındaki bu güçlü aşkı şiirleri için tükenmez bir kaynak olarak görmüşlerdir. Türk halk edebiyatında pek çok mâni, türkü, atasözleri ve deyimlerinde geniş yer tutan gül, bülbül motifi daha XIV. yüzyıl başlarında Yûnus Emre’nin şiirlerinde duygusal bir söylemle yer almasından sonra hemen bütün halk şairleri bülbül motifini çeşitli şekillerde kullanmışlardır.

Türk dünyasında bu kadar yaygın olan gül ile bülbül temasıyla ilgili bugüne kadar yapılan çalışmalara bakıldığında, daha çok Batı Türklük sahası merkezli bir bakış açısının etkin olduğu, görülmektedir. Oysa, Doğu Türklük sahasında; Doğu Türkçesiyle (Çağatayca) yazdığı Gül ü Bülbül adlı mesnevisiyle tanınan ve klasik Türk edebiyatı geleneğine katkı sağlamış bir şair olan Molla Gurbetî, asıl adıyla Muhammed Emin olan 17. yüzyıl önemli bir Uygur şairi olup Doğu edebiyatındaki alegorik aşk temalarını ustalıkla işlediği Muhabbet-nâme ve Mihnet-kâm gibi eserleriyle ve Divan edebiyatındaki "Gül ile Bülbül" mazmununa getirdiği yeni yorumlarla bilinen Hırkatî ve 1740 yılında Çağatay Türkçesiyle kaleme aldığı yaklaşık 750 beyitlik Gül ü Bülbül (Gül ile Bülbül) mesnevisiyle bilinen Molla Elem Şehryarî gibi şairler tarafından bağımsız eserlerde işlenmiş olması Türklük biliminde tek merkezli değerlendirilmesinin zorunluluğunu işaret ederken kopuk olması dikkat çekicidir.

Türk şiir sanatında gül-bülbül konusu güncelliğini kaybetmeden her daim işlenmiştir. Özellikle klasik Türk edebiyatında gül-bülbül mazmununa bütün divanlarda sıkça rastlanır.

Bülbülün, ulaşılmaz güle olan feryadı hem karşılıksız aşkın hem de insanın yaratıcısına duyduğu özlemin sembolü olarak anlaşılabilir. Tasavvufta sonsuz ve ezeli güzelin Allah olduğu düşüncesi ile “güzelliğin en büyük ve en yüksek timsali, ilahi mükemmelliğin dünyadaki yansıması” olan güle duyulan derin hayranlıktır.

Bülbül ve gül arasındaki meşhur hikâye hep aynıdır ama bu konu söz sanatlarıyla yapılan zengin çağrışımlarla öyle güzel anlatılır ki dinleyen de okuyan da hiç sıkılmaz.

Fars edebiyatında ilk Bülbülname’yi Feridüddin Attar yazmıştır. Türk edebiyatında bundan esinlenerek bazı farklılıklarla gül bülbül konulu mesneviler yazılmıştır. Bu mesnevilerin en meşhurunu, bir Gülşenî dervişi olan Kara Fazlî yazıp Şehzade Mustafa’ya sunmuştur. Halvetiyye kolu piri Zileli Şemseddin Sivasî’nin, Gülşenabad adlı mesnevisi de tarikat şeyhlerinin ve sufilerin çiçeklerle, bülbülün dervişle ve insan-ı kâmilin gülle anlatıldığı alegorik bir eserdir. Şeyh Galib’in de gül-bülbül aşkı konulu bir mesnevisi vardır.

  1. Doğu Türkçesiyle Yazılmış Gül ve Bülbül Temalı Eserler;
  2. Niyazî (XVI. yüzyıl) ve Gül ü Bülbül’ü
  3. Gazi Giray Han (1554-1607) ve Gül ü Bülbül’ü
  4. Molla Gurbetî (d. ? - ö. ?)ve Gül ü Bülbül’ü
  5. Hırkatî (XVII. yy.) ve Muhabbetname ve Mihnetkam’ı
  6. Salâhî (XVII. yüzyıl) ve Gül ü Bülbül’ü
  7. Molla Elem Şehryarî (d. 1700 - ö. ?) ve Gül ü Bülbül’ü
  8. Şabende (d. 1720 - ö. 1800) ve Gül Bilbil’i
  9. Abdurrahim Otuz İmenî14(d. 1752 - ö. 1835) ve Gül ü Bülbül’ü
  10. Batı Türklük Sahasında Gül ve Bülbül

XIII. yy. Mevlana Bülbülname Farsça

  1. yy. Rifâî Bülbülname Batı Türkçesi

XVI. yy. Barizî Bülbül Gül Hikâye-i Bülbülname Batı Türkçesi

Kara Fazlî Gül ü Bülbül Batı Türkçesi

İznikli Bekâyî Gül ü Bülbül Batı Türkçesi

XVII. yy. Esad Efendi Bülbülname Batı Türkçesi

Ömer Fuadî Bülbüliyye Batı Türkçesi

XVIII. yy. Birrî Mehmed Dede Bülbülname Batı Türkçesi

Hayatî Bülbülname Batı Türkçesi

İlmî Bülbüliyye Batı Türkçesi

XIX. yy. Âgâh Osman Paşa Bülbülname Batı Türkçesi

Yenişehirli Avnî Bülbülname Batı Türkçesi

Edebiyat araştırmacılarının gözardı ettiği, Cumhuriyet dönemi önemli şairlerinden Salah Birsel’in aktarımına göre bülbülün önemli bir gizemi vardır.

Bülbüller içkiye düşkündür. Bülbül içkiyi buldu mu bir hayli içer. Ama bu gerçeği bilginler değil, Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun annesi Zağralı Hacı Fatma hanım saptamış. Bülbülleri günlerce, Göztepe'deki evinin bahçesinde dürbünüyle gözetlemiş...

Fatma hanım gözlemlerini şöyle dile getirmiş: “Bir bülbül sabahleyin bir vişne ağacına gelip konar... Yirmi otuz kadar vişneyi gagasıyla deştikten sonra çekip gider... Akşam, yine gelir... Vişnenin gagayla deşilen yerinde biriken meyve suyu mayalanmış, bir likör ya da şarap haline dönüşmüştür.

Kuş, akşamın son saatlerinde bir iki vişneden kendince hazırlanmış içkinin ilk yudumlarını içince şöyle bir silkinir; Birkaç külhani ıslık öttürür.

Yırtılmış vişne kadehleri beşi, altıyı buldu mu nağmeler uzar. Ortalık iyice karardığı için küçük bülbül göze görünmez ama yırtık vişneler bittikçe sesi de ağaçtan döküldükçe dökülür. Artık tan sökünceye kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar.”

Vişne mevsimi bitince dut mevsimi başlar. Ve…Bülbüllerin sesleri de biter.

Aslında bülbül içkisi bittiği için ötmüyordur. Dutu gagalamanın likör vermediğini bilir. “Garip Bülbül”, mevsim dut mevsimi olduğu için susmuştur.Bu yüzden suskun olanlara “Dut yemiş bülbül gibi” derler.