İnsanoğlu, kendini tanımaya başlamasından itibaren evrendeki tüm varlıkları yaratan bir gücün olduğuna ve bu gücün de her şeyi yoktan var ederek tüm doğaya hükmettiğine inanmıştır.
Sosyolojik açıdan insan topluluklarının millet olma sürecinin temel dinamiği kültürdür. Kültür, bir milletin hamurudur. Türk kültürü binlerce yıllık bir süreç içerisinde gelişerek dünya uygarlık tarihinin temel sosyal güçlerinden biri olmuştur.
Bir toplumda, kutsal sayılan nesneler etrafında gerçekleştirilen “kültlerin oluşum süreci” bağlamında sacayağı diye yorumladığımız; varyantlaşma, kalıplaşma ve gelenekselleşme aşamalarından geçmiş uygulamalara saygı duyma ve tapınma oluşumu olan kült, önemli bir atalar mirasıdır.
Bir bakıma atalar kültü, Türklerin Gök Tanrı temelinde, yazılı bir kaynağa dayanmaksızın, kendi iç kültürel dinamiklerinden doğan ve kuşaklar boyu aktarılarak günümüze kadar ulaşan, gelenek ve göreneklerle şekillenmiş inanç ve pratikler bütünüdür.
Atalar kültü: Patriarkal aile tipinin egemen olduğu yani otorite ve gücün en yaşlı erkekte, babada toplandığı geleneksel bir yapıdır. Soy ve miras erkek üzerinden yürür, aile ilişkileri katı kurallara ve cinsiyet rollerine dayanır.
XII. yüzyılda Türkistan topraklarında Hoca Ahmed Yesevî’nin şahsında karizmatik çıkışını yapan “Türkistan Türk tasavvuf geleneği ve Müslümanlığı” dönemin sosyal, siyasal ve askerî olayları nedeniyle Batı’ya yönelmiştir.
Türkler, Anadolu’yu yurt edinmeye başladıkları zamandan itibaren kitleler halinde Anadolu’nun şehir ve bozkırlarına yerleşerek kendi dillerini, dinlerini, örf ve adetlerini kısacası bütün kültür birikimlerini buraya taşıyıp mevcut kültürle kaynaşarak İslam din ve tarihinin aktif bir öznesi olmuşlardır.
Dağlar, tanrının yaşadığı var sayılan gök kubbeye yakınlığı ve üç âlemi birbirine bağladığına inanılması nedeniyle tanrı mekânı olarak kabul edilmiştir. İnsanoğlu, tanrısına biraz daha yakın olmak, ona dua etmek ya da kurban sunmak istediğinde ayin yeri olarak dağları tercih etmiştir.
Türk inanç sisteminde, topluma önderlik eden kişiler kutsal sayılmaktadır. Türbe, kümbet, yatır, evliya ve erenler gibi ziyaret yerleri bu inanışla ilgilidir.
Türk halkının en önemsediği uygulamalarının başında Ölüler kültü gelir. Bu kült kendi ölülerimizin, atamız ana-babalarımızın ruhunun kutsanmasıdır. Bayram ve arife günleri yaptığımız mezar ziyaretleri atalar kültünün önemli bir göstergesidir.
Atalar kültü, ölmüş olan kabile, klan büyüklerine, atalara saygı, tazim ve korkuyu ifade eder. Atalar kültünde, ölen insanların ruhlarının bu âlemde bulundukları ve insanlarla temasa devam ettikleri inancı yer almaktadır.
Türk ve Moğol kültürlerinde hayvan-ata kültürü de yer almaktadır. Atalar zaman zaman aslan, kurt, geyik, koyun gibi hayvanlarla akrabalık bakımından ilişkilendirilmiş ve bu hayvanlar üzerinden ataların kutsallık kazandıkları ifade edilmiştir. Bu nedenle Anaolu’daki bazı yatırlar Aslan Dede, Koyuncu Baba, Geyikli Baba gibi adlarla anılmıştır.
Türk halkının Anadolu’ya gelmeden önce yaşam biçimi olan Orta Asya Şamanizmi, komşu birçok kültürün etkisi altında kalmış olmasına karşın temel yapısını hiç yitirmemiş ve halâ yaşatılmakta olan gelenek ve göreneklerimiz bünyesinde bu yaşam biçiminin etkileri sezilir.
Türklerde dinî düşünce üzerine temellendirilmiş olan atalar kültünün bünyesinde görülen evren anlayışı; tanrı inancı, yer-su kültüne duyulan saygı günümüze kadar ulaşan, gelenek ve göreneklerle şekillenmiş inanç ve pratikler bütünü oluşu nedeniyle bazı yerlerde yetişen ağaç ve ormanlar kutsallıkları nedeni ile kesilmemiş, bir dalı bile koparılmamıştır. Örneğin Zile’de Şeyh Ahmet koruluğundan yöre halkı bir tek dal parçasını bile koparıp evine götürmez.
Küçük Asya olarak da anılan Anadolu coğrafyası, büyük çaplı Türkmen kitlelerinin akınlarına sahne olmuş, 1071 Malazgirt Zaferi, Türkmenlerin Anadolu’ya yönelişlerinde temel kırılma noktası olarak kabul edilmiştir.[1]
Horasan bölgesinden Anadolu’ya kitleler halinde yapılan akınlar sırasında keramet sahibi kabul edilen ve eski kamların anılarını İslami şekilde yaşayan Türkmen babaları da Anadolu’ya taşınmıştır.
Atalar Kültüne geniş açıdan baktığımız zaman Türk dünyası ve Anadolu’da geleneksel Türk dininin izlerinin önemli ölçüde İslami kurallarla yoğrularak yaşatıldığı görülür. Çünkü Türkler hangi mekân ve zamanda yaşarsa yaşasınlar eski dinlerine bağlı uygulama ve inançları daima yaşatmayı bilmişler, Anadolu’ya gelirken gelenek, görenek ve yaşam biçimlerini de beraber getirmişlerdir. Örneğin; Türk kültüründe kurban geleneği Türklerin Anadolu’ya gelmeden de uyguladıkları pratiklerdendir.
Geleneksel Türk dini inanışları içerisinde en köklü ve günümüze ulaşanı kurban geleneğidir. Kanlı ve kansız olmak üzere ikiye ayrılan kurban ibadeti, hangi dine mensup olursa olsun bütün Türk toplulukları tarafından yerine getirilmektedir. Önceleri ruhlar için kesilen bu kurbanlar, günümüzde şükran, kefaret ve adak kurbanlarına dönüşmüştür. Tanrı rızası için bu kurbanların etleri komşulara dağıtılmakta ya da kurban sahibi tarafından pişirilerek evde, bahçede, bir yatır başında, insanlara ikram edilmektedir.
Adak, genellikle herhangi bir hususta Allah’ın yardımını temin amacıyla başvurulan dini bir davranış olarak şu veya bu şekilde hemen hemen bütün dinlerde görülmektedir.
Bugün Anadolu’da adaklar para vermek, mum dikmek ve dağıtmak; horoz, tavuk, koyun, keçi, sığır ve hatta deve kurban etmek suretiyle yapıldığı gibi Yasin okumak, hatim indirmek, mevlit okumak, oruç tutmak, nafile namazı kılmak gibi uygulamalarla da yapılmaktadır.
Kanlı kurbanın yanı sıra geleneksel Türk dininde birer kansız kurban olan “saçı” ile ağaçlara bağlanan niyet çaputları ve güzel olaylar üzerine söylenen “darısı başınıza” temennisi gibi özgün sözler de günümüze kadar ulaşan pratiklerdendir.
Geleneksel Türk dini inanışlarından günümüze kadar ulaşan önemli bir uygulama da, mezar ziyaretleridir. Tarih boyunca sin, kabir, meşhed vb. adlarla anılan ve ziyaret edilen yer anlamına gelen mezar ve mezarlıklar bütün Türk dünyasında arife ya da dinî bayram günleri ziyaret edilen kutsal mekanlardır. Mezar ziyaretleri ölüler kültü ile ilişkili olduğu gibi, türbe, tekke, yatır, dede mezarları ve aile fertlerinin mezar ziyaretleri doğrudan Atalar kültü ile bağlantılıdır.
Göçebe Türkmenler de eski kültürlerinden tanıdıkları dünyevi değerlere önem vermeyen Türkmen babalarını kendilerine yakın bulmuşlar, şehirli halk dini, medreselerden öğrenirken konargöçer halk ise bu şanstan yoksun olarak dini, Türkmen babalarından öğrenmişlerdir. Böylece konargöçerler Türkmen babalarının etkisi altında eski inançlarından da kopmadan yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Türklerde, dinî düşünce üzerine temellendirilmiş olan evren anlayışı; tanrı inancı, yer-su ve atalar kültü ile birlikte üniversalizm yani evrenselcilik olarak adlandırılmış; her türlü coğrafi, kültürel veya zamansal sınırın ötesinde, geçerli ve uygulanabilir evrensel gerçeklerin, değerlerin veya ideallerin varlığını savunan felsefi ve teolojik bir kavram olmuştur.
Kitabelerdeki ifade esas alındığında burada bir dikotomiden de söz etmek mümkündür. Ancak Türklerdeki bu üniversalist kozmoloji anlayışı belli bir dönemden sonra üç tabakalı bir tasavvura dönüşmüştür.
[1] Filiz Kılıç, vd. “Horasan’dan Anadolu’ya Alevilik-Bektaşilik ve Denizli Oğuz Yerleşimine Genel Bakış”. Ankara: Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Yayını, 2007.