
2015’te Düzce Üniversitesi’nde Düzce Tarih, Kültür ve Sanat Sempozyumuna, Osman Nedim Tuna’nın arşivimdeki bazı fotoğrafları kullanarak “Düzceli Bilim Adamı Prof. Dr. Osman Nedim Tuna ve Türk Halk Kültürüne Katkıları” adlı bildiri ile katılmıştım.
Türk Dil Kurumu’nda ‘Eski Türkçe Uzmanı’ olarak görev yapmış, Altay Dil Ailesi Teorisi, ve Türkçe - Sümerce bağlantıları üzerine çalışmış ender kişilerden olup, ‘Türk Diline Üstün Hizmet Ödülü’ sahibi Türkolog ve Dilbilimci Prof. Dr. Osman Nedim Tuna için Türk Dil Kurumu geç de olsa bir armağan kitabı yayınlamıştır.
Türk Dil Kurumu yöneticilerini ve kitabın yayınlanması fikrini ortaya atıp ilk çalışmalarını başlatan, hatta benden yazı isteyen önceki Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin’in emekliye ayrılması nedeniyle yarım kalan kitabın tekrar gündeme gelmesinde editörlüğünü yapan Şerif Ali Bozkaplan ve Zeki Kaymaz’ı yürekten kutlarım.
1 Ocak 1923’te Düzce’de doğan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirip 1953’te Selma Hanım’la evlenen Osman Nedim Tuna’nın Yeşim, Burçak ve Alkım adlarında üç kızı vardır.
1962’de Fulbright bursu ile Amerika’ya gitmiş, 1968’de Washington Üniversitesi’nde (Seattle) Nicholas Poppe’nin danışmanlığında Studies on Nahju’l-Farādis: A Method for Turkic Historical Dialectology adlı teziyle doktor unvanını almış, 1963-1969 yıllarında aynı yerde Türkoloji programının bütün derslerini vermiştir. 1969-1976 arasında Pennsylvania Üniversitesi’nde (Philadelphia) kendisinin kurup geliştirdiği Near Eastern Studies Turkic Languages bölümünde pek çok öğrenci yetiştirmiştir.

1982’de Türkiye’ye dönerek İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nü kurmuş, 1984’te doçent olmuş, 1987’de Türk Dil Kurumu Türkoloji Uygulama Kolu başkanlığına seçilmiş, 29 Aralık 1989’da profesör unvanını alan Tuna iki gün sonra 31 Aralık’ta İnönü Üniversitesi’nden emekliye ayrılmıştır.
Tedavi için gittiği Amerika’da 17 Temmuz 2001’de vefat etmiştir. Ruhu şad olsun.
Vefatından sonra bütün kitapları, taş ve deniz kabuğu kolleksiyonu ailesi tarafından İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü'ne bağışlanmıştır.
İnönü Üniversitesi Lojmanlarında kapı komşum, Yol büyüğüm, bölümde meslektaşım, Yüksek Lisans ve Doktora’da derslerini izlediğim hocam olan Tuna ile İnönü Üniversitesi’nde Personel Dairesi Başkanı olup bölümde tüm halk edebiyatı derslerini yürüttüğümden, doğal olarak çok yakın dostluğumuz oluşmuştu.
Her yıl iki ay, yaz döneminde yolluksuz, yevmiyesiz Amerika’ya gitmek için retörlükten izin ister, evrakları tarafımdan tanzim edilir ve dönüşte getirdiği raporların bir bölümü benimle ilgili halk bilimi araştırmalarına yönelik olması nedeniyle iznini alarak fotokopilerini arşivime koyardım.
2015’te Düzce Üniversitesi’nde Düzce Tarih, Kültür ve Sanat Sempozyumu yapıldığında sempozyuma, Osman Nedim Tuna’nın arşivimdeki bazı fotoğrafları kullanarak “Düzceli Bilim Adamı Prof. Dr. Osman Nedim Tuna ve Türk Halk Kültürüne Katkıları” adlı bir bildiri ile katılmıştım. Tuna’yı şükran ve minnetle anarak o bildiriden bir bölümü sunuyorum:
Tuna’nın, Türk dili açısından çok önemli iki kitabı bulunmaktadır. Bunlardan biri:

Altay Dilleri Teorisi diğeri de Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi adlarını taşımaktadır.

Prof. Dr. Osman Nedim Tuna’nın çalışmaları daha çok Türk dilinin eski ve orta dönemleri, Türk dilinin kaynağı ve Türk dilinin diğer dillerle ilişkisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunlardan “Altay Dilleri Teorisi” adlı eseri, Altay dilleri hakkında Türkiye’de en geniş bilgiyi veren bir yayındır. Kitapta, “Altay Dilleri Teorisi”, Türk, Moğol, Tunguz (Mançu dahil), Kore ve Japon dillerinin Altay Dili adı verilen, ortak bir kaynaktan geldiği görüşünü savunan bir teori olarak açıklanır. Geniş olarak Altay dillerinin sesbilgisinin, daha dar olarak şekilbilgisi ve söz diziminin anlatıldığı hacimce küçük bu eser, alanla ilgili geniş kaynakçası ile dikkati çekmekte ve halen üniversitelerimizde el kitabı olarak kullanılmaktadır.
“Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dili’nin Yaşı Meselesi” adlı kitabında Osman Nedim Tuna, Sümerce ile Türkçe arasında 16 ses denkliği ve 168 ortak kelime tespit etmiş ve bunlara göre “Bugün, yaşayan Dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgelere sahip olan dil, Türk Dili’dir. Bunlar, çivi yazılı Sümerce tabletlerdeki alıntı kelimelerdir.” sonucuna varmıştır. Böylece Osman Nedim Tuna, Türkçenin yaşını çok gerilere götüren bilimsel bir keşifte bulunmuştur.
Üçüncü Uluslararası Türk Dili Kurultayı’nda “Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dili’nin Yaşı Meselesi” adlı kitabı için kendisine “Türk Dili’ne Üstün Hizmet Ödülü ve Onurluk” u verilmiştir.
Ayrıca, Prof. Dr. Osman Nedim Tuna için TDK’nın Armağanı dışında biri tarafımızca olan iki de Armağan Kitap yayımlanmıştır.
Türk Dil Kurumu’nca yayınlanan Derleme Sözlüğü’nde derlenmesi ve tarifleri Osman Nedim Tuna tarafından yapılan 9450 madde başı yer almaktadır. Osmanlıcada kullanılan coğrafya, astronomi, matematik terimleri ile eczacılıkta kullanılan bitki adları ve bunların madde başı tarifleri Tuna’ya aittir.
Eşi ve çocukları Amerika'da yaşadığından yalnız kalan Tuna ile lojmanda bazı akşamlar uzun uzun sohbet ederdik. O, halk bilimi ile ilgili anılarını da anlatırdı. Bunlardan en önemlisi akrabalık derecesinde Kızılderili-Türk yakınlığı üzerine olurdu.
İnönü Üniversitesinde 1987'de Türkiye genelinde Efsane Derleme Yarışması yapmıştık. Amerika'da İndiana yöresinde birinden bir mektup geldi. O mektubu kendisine verdiğimde dikkatlice okuyup yazılanlar doğru. Bu konuyu ben de araştırıyorum dedi.
Mektupta, "Benim büyük dedem ve büyük babaannem Türk, büyük annem Kızılderili'dir. Amerika İndiana yöresinde Kızılderili-Amerikalı mücadeleleri sırasında Amerika Hükümeti, kıtanın çöl bölgesinde taşıma işinde ve çöl savaşında kullanılmak üzere Osmanlıdan deve (camel) ister. 1855’te Osmanlı Sultanı Abdülmecit 30 dişi deve yanında bir çift de erkek deve hediye eder. Bu develerle birlikte geçici olarak hem deve bakımını öğretmek, hem de çöl bölgesindeki Kızılderili-Amerika savaşında Amerikalılara yardım için de bir miktar asker gönderir. O bölgede savaş bitince Osmanlı'dan gelen askerin büyük bir bölümü kalır, Ben İndiana'da kalan bir Türk askerinin torunuyum. Hatta burada şehit edilmiş bir de Türk komutan anıt mezarı bulunmaktadır. Türk büyük babaannemin dokuduğu bir kilim de evimizde mevcuttur." ifadesi yer almakta idi.
Mektubu Osman Nedim Tuna'ya verdiğimde doğru söylüyor. Kızılderili-Türk ilişkilerini, onlarla akrabalıklarımızı ve dil ilişkimizi yıllardır araştırıyorum. Türk motifleri, özellikle güney Anadolu, yörük kilimlerinin motifleri, kadınlarımızın yazmalarındaki iğne oyaları orada da aynen mevcuttur deyip bazı Kızılderili kilim motiflerini göstererek motiflerin dilinden söz etti.
Anadolu'dan gelen kadın, Anadolu'da yünü eğirip ip yapmayı, otu ve kır çiçeğini kaynatıp rengarenk kök boya yapmayı bildiğinden yerleştiği yeni ülkesinde de geleneklerini yaşatıp bildiğini işlemiş, evde iki ağacı çatıp tezgah kurarak dokuduğu kilimlere duygularını aktarmak için de bildiği motifleri işlemiştir deyip bazı motiflerin ne anlama geldiğini anlatmıştır.

İlgi ve çalışma alanım olduğu için Osman Nedim Tuna'dan not ettiğim motiflerle ilgili bilgileri araştırdığımda Hoca'nın tespitlerinin çok yerinde olduğunu gördüm.
Hoca, Kızılderili ve Türk kilimlerinde ortaklığı En çok görülen; yıldız, akrep, bereket, eli belinde, koç ve hayat ağacı motifleri üzerine konuşmuş, Türk kadınının, evine bağlılığını, sadakatini, yuvasının korunmasını ve ailede kendinin önemli bir varlık olduğunu anlatan motifleri önemsediğini işaret etmişti.
Dört örnek koyduğum Kızılderili ve Türk kilimlerinde alttaki kilim desenleri yıldız desenidir. Yıldız motifi, Türk halılarında üretkenliği temsil eder. Yıldız motifini dokuyan kadın, üretkenim, çocuklarım var. Güçlü ve gururluyum demektedir.
Kızılderili ve Türk kilimlerinde çokça kullanılan "elibelinde" ve "koç boynuzu" motifleri bir erkek ve bir kadını belirtir. Bereket deseni, dişiyi gösteren iki adet "elibelinde" motifi ve erkeği gösteren iki adet "koç boynuzu" motifinden oluşur. Kompozisyonun ortasındaki göz motifi, aileyi kem gözlere karşı koruması için kullanılmıştır.
Eli belinde motifi Dişiliğin simgesidir. Sadece analık ve doğurganlığı değil, ayni zamanda uğur, bereket, kısmet, mutluluk ve neşeyi de sembolize eder. Bu nedenle en çok kullanılan ve önemsenen bir motiftir.

Türk kilimlerinde yaygın olarak kullanılan Hayat Ağacı motifinin Kızılderililerde olduğu gibi Meksika'da da dokunduğu görülmüştür.
Hayat ağacı motifi, sonsuzluğun sembolüdür. Bu motif, ölümsüzlüğü araştırmanın ve ölümden sonra yaşam olduğu umudunun bir nişanıdır.
Kültür bağımızla ilgili yakınlık derecesinin ileri boyutlarda olduğunu vurgulamış fakat çok temkinli davranmış Kızılderililerle akrabayız dememişti.
Asya uygarlığını yaratan Türkler ile Amerika kıtasındaki Maya ve Aztek uygarlıkları arasında sembollerle başlayan benzerliğin de önemini vurgulayan Osman Nedim Tuna'nın, bütün Altay Türkleri gibi Kızılderililerin birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap etmelerini şaşırtıcı buluşu, semboller, dil ve gelenekler açısından çok ciddi benzerlikler olduğuna dikkat çekişi, Türkler tarafından icat edildiği biline 12 hayvanlı Türk takviminin Mayalarca da kullanılmış olması eskilere dayanan bir kültür bağının işaretidir demesi de oldukça önem arz etmektedir.
Düğünde Kına yakma geleneğinin bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve diğer Türk yurtlarında olduğu gibi uygulanmakta olduğunu söyleyişi, Beşik kertmesi töresinin de yaygın bir uygulama olduğunu anlatması şaşkınlığımı bir kat daha arttırmıştı.
“Türk askerlerinin buradaki yerli halkla evlilikleri sonucu doğan yakınlık, ırki bir akrabalık değildir. Tıpkı Almanya'ya giden işçilerimizin Alman kızlarla evlenip kurdukları aile bütünlüğü gibidir.” görüşüne sahipti. Kızılderili dilinde kullanılan Türkçe sözcükler, bazı Türk gelenek ve göreneklerin benimsenilip kullanılmış olması da kültür emperyalizmine dayanmaktadır.