Sözde aynı ülkede yaşıyoruz.
Hepimiz aynı markete gidiyoruz, aynı kiraları ödüyoruz, aynı akaryakıtı kullanıyoruz ama enflasyon sorulunca sanki;
Piyasacılar Londra’da, vatandaş Mozambik’te yaşıyor…
Ekrandan kafasını kaldırmayan piyasacıya göre 12 ay sonra enflasyon yüzde 23,7 olacakmış.
Şirketler yüzde 32,5 diyor.
Hayat pahalılığını dibine kadar yaşayan vatandaş ise yüzde 45,6 bekliyor.
Peki kim haklı?
Ekmeği alan,
Kirayı ödeyen,
Otobüse binen,
Çocuğunu okula gönderen kim ise o…
Sırça köşkte oturup enflasyon güzellemesi yapmak kolay.
Cücük kadar maaşla markete, pazara gidin de görelim sizi…
Bakalım o zaman vatandaşın 21,9 puan altında enflasyon tahmini yapabilecek misiniz?
Şaka değil.
Fark neredeyse 22 puan.
Aynı ülkede yaşayan iki kesimin iki farklı yaşam standardının belgesi sanki…
Bir tarafta ekran başında tahvil, faiz, rezerv hesabı yapan üç beş kişi…
Diğer tarafta üç kuruşun hesabını yapan milyonlar.
Piyasacı Merkez Bankası kararına bakıyor.
Vatandaş market fişine.
Piyasacı tahvil faizine bakıyor.
Vatandaş kiraya.
Piyasacı modele bakıyor.
Vatandaş cebinde kalan paraya.
Sonra ikisinin beklentisi aynı kefeye konuluyor.
Yetmiyor;
Ücret tartışmalarında vatandaşın yaşadığı enflasyon değil, bu piyasacı monşerlerin beklentisi baz alınıyor.
Gel de delirme!
Vatandaşın yaşadığını yaşamayacaksın,
Vatandaşın çektiğini çekmeyeceksin,
Vatandaşın gördüğünü görmeyeceksin,
Ama vatandaşın maaşını belirleyeceksin…
Üstelik bunu bir de bilimselmiş gibi pazarlayacaksın…
Geçmiş TCMB çalışmalarına ve son yıllardaki ücret artışlarına bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Asgari ücret konuşulurken de,
Emekli ve memur zamları tartışılırken de,
“Beklenen enflasyon” denilen kavram hep piyasacıların gözüyle önümüze getirildi…
İşte sıkıntı burada.
Vatandaş gelecekte fiyatların çok daha hızlı artacağını düşünüyor ama maaş hesabında hep düşük enflasyon beklentisi önüne getiriliyor.
Peki tahmin tutmayınca bedelini kim ödüyor?
Piyasacı mı?
Nerdeeeee?
Bomba yine dönüp dolaşıp bizim elimizde patlıyor…
Tahmin tutmayınca kimse çıkıp;
“Kardeşim, biz yanılmışız, gelin maaşları yeniden hesaplayalım.”
demiyor.
Yanlış tahmin hemen unutuluyor.
Yeni tahmin masaya konuluyor.
Ücretli ve emekli ayakta ve hayatta kalabilmek için can çekişirken,
Fiyatlar önden önden koşarken,
Maaş dibin dibine kaçıyor.
Bu arada şunu da unutmayın;
Vatandaş 12 ay sonrası için yüzde 45 enflasyon bekliyorsa bugün yaşadığı enflasyon çok daha yüksektir.
Yüzde 60 mı?
70 mi?
80 mi?
Hesabını siz yapın…
Peki neden vatandaş yüksek enflasyon yaşıyor?
Çünkü mazot başta olmak üzere her şeye her gün zam yağıyor.
Peynirden zeytine,
Elektrikten suya,
Kiradan ulaşıma,
Hiçbir şeyin fiyatı yerinde durmuyor.
Nitekim Ağustos 2026’da resmî enflasyon yüzde 31,51 iken gıda yüzde 33,79, ulaştırma yüzde 35,08, konut-su-elektrik-gaz grubu yüzde 39,77 arttı.
Yani inanmadığımız TÜİK enflasyonunda bile vatandaşın gerçek enflasyonu durmuyor.
Ama biz hâlâ;
“Enflasyon düşüyor.”
masalları dinliyoruz.
TÜİK’in açıklayacağı Eylül enflasyonunun daha da düşeceğini duyuyoruz.
Üstelik tam da ücret pazarlıklarının yaklaştığı dönemde bunlar konuşuluyor.
İnsan ister istemez merak ediyor:
Maaşlar belirlenirken;
Vatandaşın yaşadığı hayat mı esas alınacak,
Yoksa ekrandan kafasını kaldırmayan üç beş monşerin,
hayattan kopuk tahmini mi?
Çünkü daha önce hep böyle oldu…
Monşer tahminleriyle belirlenen maaşlar,
dönüp dolaşıp sonunda ücretlinin sofrasını vurdu.
Kısacası oyun belli;
Piyasacı tahmin yapıyor,
Ekonomi yönetimi bu tahmine göre hedef koyuyor,
Patron da tahmine göre maaşa zam yapıyor….
Vatandaş dışında herkes mutlu yani…
Nasıl?
Süper tiyatro değil mi?
Mehmet Bey ise bu tiyatroda seyirci takılıyor…
Ekonomiye piyasa penceresinden bakıp,
Alkış yapmaya devam ediyor…
Ne diyelim Mehmet Bey;
“İyi seyirler o zaman…”