AKP’nin adalet anlayışı en az Gazze politikası kadar yüzeysel ve hamasetten ibarettir.
Son iki ay içinde Melih Gökçek, Binali Yıldırım ve şimdi de adı çok ciddi yolsuzluk iddialarına karışan eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ve şu an AKP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifa etmesiyle iktidar içeriden ne kadar iç kontrolü yitirmiş olduğunu gösteriyor.
Bu skandallarla birlikte 24 yıllık iktidar nasıl içten adeta tamamen çürüdüğünü ve bir devletin temeli olması gereken adalet ve hukukun yerine AKP’ye mahsus garip bir operasyonel adalet sistemi yerleştiğini görüyoruz.
Son dönemde yapılan operasyonlarda bu yeni sistem dört aşamadan olduğunu artık ezberlemiş bulunuyoruz.
Birinci aşaması hedef alınacak AKP’lilere ulaşmadan önce yakın çevrelerine bir dizi operasyon yapılır.
İkinci aşamada 1-2 gün içinde bu operasyonlar sonucuna ortaya astronomik meblağlar ve dosyalar açıklanır ve konuşulmaya başlanır.
Bu operasyonlar önden belirlenmiş belli basın kurumlarıyla koordine edilir ve bolca köpürtülmesi sağlanır.
Operasyonun ikinci ayağı oldukça önemlidir çünkü bir yandan kamuoyunu bir nevi “esas suçlu” kimdir diye tansiyonu yükseltip, yığınla farklı soruların sorulmasını sağlarken öte yandan esas operasyonun düzenlenecek olan kişi için kaçacak yeri bırakmıyor.
Yani bir nevi Agatha Cristie’nin romanlarındaki kurgular gibi süreç gelişmeye devam eder.
Üçüncü aşamada ise basın yoluyla kamuoyu hazır olduğunu an, ki bu genellike 3-4 gündür, esas hedef alınmak istenen “sermaye” sahibi olan siyasetçi deşifre edilir.
Böylece hemen yargı devreye girmeden önce basın önünde ona gerekli itibar suikastı düzenlenir.
Dördüncü ve son aşamada gündem başka yöne kaydırılır ve söz konusu olan kişiler ve dosyalar hakkında derin bir sessizlik süreci başlar.
Bu aşama sonrasında özellikle söz konusu olan meblağlar ne de operasyon kapılan kişilerden tekrar pek fazla bilgi de paylaşılmaz.
Yani bu bahsettiğim dört aşama, AKP’nin kendi iç hesaplaşması için geliştirdiği ve kurduğu bir “iç operasyon zinciridir”.
Şimdi tüm bu aşamaları ve kurguyu anlamamız çok önemlidir zira bize her seferinde filimin sonunu göstermedikleri bir film izletiyor AKP.
Çünkü eğer bu operasyonlar gerçekten yolsuzluk ve görev ihmallerinden dolayı yapılmış olsaydı, Melih Gökçek ağzında sakız çiğneyerek ifade vermeye gelmezdi, Binali Yıldım Birleşmiş Milletler salonunda garip ve gereksiz bir şeklide ağlamazdı, ne de Fatma Betül Sayan istifa etmezdi.
Yakın zamanda eğer Çin hükümetinin yolsuzluklara bulaşmış üst düzey parti üyelerine verdiği cezalarının Türkiye’de uygulandığını görmüyorsak o zaman bu operasyonların amacı adalet için değil, söz konusu olağanüstü yüksek miktarlarda olan sermaye için düzenlendiğini anlamamız gerekiyor.
Çin hükümeti, 2013 yılında eski Chongqing Parti Sekreteri, Politbüro’nun eski üyesi ve Çin’in en kıdemli siyasi figürlerinden biri olan Bo Xilai’yi 20,44 milyon Yuan (3.05 milyon Dolar) rüşvet vermek, almak ve yetkisini kötüye kullanmaktan yargıladı ve mahkeme tarafından müebbet hapis cezasına çarpıtırdı.
Ayrıca kişisel tüm mallarına el konuldu ve siyasi kariyerinden dolayı elde ettiği tüm siyasi hakları ömür boyu elinden alındı.
Yine 2015 yılında Çin’in en üst düzey siyasi liderlik organı olan Politbüro Daimi Komitesi’nin bir üyesi ve parti içinde 7’nci en yetkili ve etkili siyasetçi olan Zhou Yongkang’ı 129.8 Yuan (yaklaşık 19,4 milyon Dolar) rüşvet yoluyla kazanç elde ettiğini tespit edince ömür boyu müebbet, tüm mallarına el konuldu ve tüm siyasi imtiyazları elinden alındı.
Mahkeme ayrıca yakın çevresinin de gerçekleştirdiği yolsuzluklardan 2.14 milyar Yuan (318,8 milyon dolar) yasa dışı imtiyazlardan kazan elde ettiğinden, Çin devletini zarara uğratmadan yargıladı ve Zhou Yongkang ile benzeri cezalar verdi.
Yine 2017 yılında aktif görevde bulunan Politbüro üyesi ve parti tarafından gelecekteki Parti lider olarak yetiştirilen Sun Zhengcai 170 milyon Yuan (27 milyon Dolar) rüşvet almaktan yargılandı ve yine mal varlığına el konuldu, müebbet cezası aldı ve tüm siyasi imtiyazları elinden alındı.
Eski Yunnan Eyalet Parti Sekreteri ve eyalet Valisi olan Qin Guangrong, 2018 yılında 23.89 milyon Yuan (3.56 milyon Dolar) zimmetine geçirmekten yargılanıp suçlu bulundu.
Partinin Yolsuzlukla Mücadele Biriminin yargıya sunduğu yolsuzluk raporları incelendikten sonra 7 yıl hap, 1,5 milyon Yuan ceza ve tüm siyasi imtiyazların fesih edilmesine karar verildi.
Çin hükümeti sadece parti üyelerinin yolsuzluklarına ceza kesmiyor.
Devlet kontrolünde olan dev finans şirketi olan China Huarong Asset Management’in Başkanı olan Lai Xiaomin 2008-2018 yıllar arasında varlıklarını yönettiği müşterilerinden 1.788 milyar Yuan (266 milyon dolar) rüşvet aldığı ve zimmet suçundan da mahkemeler tarafından tespit edildi.
Devleti zarara sokmaktan ve vatana ihanetten idam, ömür boyu siyasi haklarından yoksun bırakılma ve tüm kişisel mal varlığına el konulma kararı verildi.
Mahkemeler ayrıca Yasa dışı yollardan elde ettiği kazançların geri alınmasına ve devlete devredilmesine hükmetti.
Gördüğünüz gibi tüm bu yolsuzluk olaylarında verilen cezaların temeli “devlete zarar vermek” ve “görevi kötüye kullanmak” ilkesi üzerine kuruldu.
Sonuçta çalınan para ancak devletin sunduğu mevkilerden dolayı mümkün olabildi.
Toplumun hükümete ve devlete karşı güveni sarsılmaması için de iktidarlar adaletti önce kendi içindeki yetkililere verdiği ağır cezalardan sağlaması son derece önemlidir.
Burada söz konusu olan şahısların sadece görevlerini suistimal etmediler, sadık kalmaları ve emrinde çalıştıkları devlete ihanet ettiler.
Bunun da bedeli doğal olarak Çin’de olduğu gibi ağır olmalıdır.
Dolayısıyla bugün ne sakız çiğneyen, ne ağlayan ne de istifa eden siyasetçiler adalet sağladıklarını düşünmesinler.
Çin’deki yargılanan siyasetçiler gibi tüm elde edilen imkânlar, devlet kadrolarında bulundukları için sağlanmıştır.
Dolayısıyla görevlerini kötüye kullanmaları nedeniyle başta devletimizi zarara uğradıklarından vatana ihanet suçları kapmasında yargılanmalılar aksi taktirde tüm bu yaşanalar sadece bir sermayeye erişim tiyatrosudur.