Yıl 1950...

Büyük bir seçim zaferiyle iktidara gelen Demokrat Parti’nin henüz ilk aylarında karşılaştığı en ciddi sorunlardan biri, Sovyetler Birliği’nin Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki bazı kentlerimizi istemesi oldu.

Buna karşı düşünülen önlem, 1949’da 12 devlet tarafından Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan askeri ittifak NATO’nun üyeleri arasına katılmaktı.

Ne var ki bizi ittifaka almak isteyen yoktu. Başvurularımız yanıtsız kalıyordu.

Bu sırada Kuzey Kore ile Güney Kore arasında savaş başladı.

Kuzey Kore’yi Sovyetler Birliği ve Çin desteklerken, ABD başta olmak üzere bazı ülkeler Birleşmiş Milletler Gücü şemsiyesi altında Güney Kore’ye destek veriyordu.

Savaşta Güney Kore’nin yanında konumlanan ülkeler, Türkiye’den de askeri destek talebinde bulundu.

DP iktidarı bu talebi hemen kabul etti.

Askerlerimizin orada göstereceği başarıyla NATO üyelerini etkileyeceğine ve böylece NATO üyeliğimizin gerçekleşeceğine inanılıyordu.

Yıllarca süren Kore Savaşı’na fiilen 21 bin 212 askerimiz katıldı.

Bunlardan 724’ü şehit oldu, 2 bin 147’si yaralandı.

234 askerimiz esir düştü. 166 askerimiz kayboldu.

Sonuçta Türkiye, Kore Savaşı’nda verdiği mücadele göz önüne alınarak 18 Şubat 1952’de NATO üyeliğine alındı.

***

Şu notu da ekleyeyim:

NATO’nun askeri açıdan en güçlü ülkesi ABD.

Biz de ittifakın güçlü ülkeleri arasında sayılıyoruz.

Ve şu tuhaflığa bakın ki, ABD, Türkiye’nin 1984’den beri mücadele ettiği bölücü terör örgütü PKK/PYD’ye yıllarca para, istihbarat, silah ve mühimmat vererek destek oldu. Eğer bu destek olmasa terör sorunu yıllar önce kökten çözülürdü.

++++++++++

YENİ PARTİYİ BEKLEYEN TEHLİKE

CHP’den ayrılacakların kuracağı partinin, tıpkı Turgut Özal’ın kurduğu ANAP gibi liberal sağ, milliyetçi sağ, muhafazakâr sağ ve demokratik merkez solu da içine alacak bir ideolojide olacağı konuşuluyor.

Eğer gerçekten böyleyse yanlış bir yol izleniyor.

CHP’den ayrılacakların kuracağı partinin demokratik merkez sol çizgide olması gerekir.

Bu diğer ideolojileri tanımamak anlamına gelmez.

Toplumdaki herkesi kendi ideolojiniz çerçevesinde saygıyla kucaklarsınız.

Ama sizin temel bir görüşünüzün, ilkenizin, felsefenizin yani ideolojinizin olması gerekir.

Aksine tutum samimiyet sorunu getirir.

Nitekim ANAP’ın kuruluşundan 7-8 yıl sonra çöküş sürecine girmesinin nedeni budur.

Yeni parti kuracakların, duayen siyasetçi Osman Bölükbaşı’nın, ANAP kurulup iktidar olduğunda yaptığı açıklamadan ders çıkarmaları gerekir.

Şöyle demişti Bölükbaşı:

“ANAP, bulunmuş eşya deposu gibi.

Bilirsiniz, tramvaylarda, otobüslerde bulunan her çeşit eşya bir ambarda depolanır.

Bunların içinde ayakkabılar, şapkalar, cüzdanlar ve aklınıza ne gelirse her şey vardır.

Ayrıca bunların birbiriyle bağdaşacak hiçbir yanı yoktur.

Tesadüfen bir araya gelmişlerdir ve dağılacaklardır.”

++++++++++

REKORTMEN ÇOCUKLAR

Son günlerin en dikkate değer haberlerinden biriydi.

İstanbul-Şişli’de yaşları 14 ve 15 olan iki çocuk, yankesicilik yöntemiyle çaldıkları telefonla kaçarken yakalandı.

Çocuklardan 14 yaşında olanın 470, 15 yaşında olanın 74 suç kaydının olduğu anlaşıldı.

Mahkemeye çıkarılan çocuklar yaşlarının küçük olması nedeniyle adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Hiç şüphe yok ki bu çocuklar yakında yeni bir suç işleyerek yine yakalanacak ve yaşları dikkate alınarak yine serbest bırakılacaklar.

Oysa bu ve benzeri tüm olaylarda yapılması gereken şudur:

Suç işleyen çocuklar onlar için kurulacak rehabilitasyon merkezlerine götürülmeli, orada kendilerine hem psikolojik destek hem meslek kazandırıcı eğitim verilmelidir. Bu arada çocukların aileleriyle de yakından ilgilenilmelidir.

Aylar sonra tedavi ve mesleki eğitim süreçleri tamamlanan çocuklar bir işe yerleştirilerek serbest bırakılmalıdır.

Bunlar yapılmazsa suçlu çocuklarla ilgili daha çok rekor haberleriyle karşılaşırız.