Hüseyin Karabey’in yönetmenliğini yaptığı “Kuzeyden Gelen Adam” belgeseli, Kadir İnanır’ın hayatını çarpıcı ayrıntılarla anlatıyor.

İlgiyle izlediğim belgeselden birkaç not aktarmak istiyorum:

Annesi, çok çocuklu aileye yeni bir çocuğun daha katılmasını istemiyordu.

Bu yüzden ona hamile kaldığında düşürmek için bildiği ve duyduğu pek çok yöntemi denedi ama bir türlü başarılı olamadı.

15 Nisan 1949’da Fatsa’da doğdu.

1968 yılı hayatının dönüm noktalarından biriydi.

Bir arkadaşı, Günaydın gazetesinin eki Saklambaç’ın düzenlediği “Fotoroman Artisti Yarışması”na ondan habersiz fotoğrafını göndermişti.

Yarışmaya katıldığını ve finalist olduğunu aynı anda öğrendi.

Abilerinden biri, “Artist mi olmak istiyorsun” diyerek adeta kıyameti kopardı.

Üzüldü ama geri çekilmedi, yarışmanın finaline gitmeye karar verdi.

Annesinin verdiği parayla İstanbul’a gitti, Vakko Mağazası’ndan aldığı takım elbiseyi giyip Divan Oteli’nde yapılan yarışmaya katıldı.

Birinci olduğunu duyunca hem şaşırdı hem sevindi.

Ardı ardına 10 fotoromanda başrol oynadı.

Buradaki performansı film tekliflerini beraberinde getirdi.

180’i aşkın film ile 7 dizide rol aldı.

Televizyon kanallarında haber ve program sunuculuğu yaptığı dönemler de oldu.

Türkan Şoray’la hepsi büyük yankı uyandıran 11 film çevirdi.

Ancak “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmi yüzünden araları uzun süre açık kaldı.

Çünkü filmin sonu kendisinden habersiz değiştirilmişti.

Şoray’la 24 yıl sonra “Gönderilmemiş Mektuplar” filminde tekrar buluştu.

Sanat anlayışını anlatırken şunları söyledi:

“Filmlerim sayesinde çok fazla hayat yaşadım.

Siyasetçi, avukat, doktor, uzun yol şoförü, polis, asker, kaçakçı, mahkûm oldum. Birçok kez öldüm.

Ben bir Türk sinema sanatçısıyım.

Bu halkın içinden geldim. Bu halkla yaşadım.

Benim tek mücadelem var:

Halkımı ezdirmemek. Benimle aynı kaderi paylaşanların yaşamlarını onurlu kılmak.

Hiçbir gücün karşısında boyun eğmedim. Eğmeyeceğim. Onların yazdığı tarihi değil, halkın yazdığı tarihi anlatacağım.”

***

Son olarak şunu ifade edeyim:

Belgeselden, Kadir İnanır’ın 17 yaşından beri günlük tuttuğunu, yaşadıklarını ayrıntılı olarak anlattığını, bunları kitap halinde yayımlamak istediğini de öğreniyoruz.

Eminim ki, İnanır’ın son 22 yılını birlikte geçirdiği, ondan bahsederken, “O bir kahraman... Eğer bir erkek bir kadınla hayatını paylaşacaksa Jülide Hanım gibi güçlü bir kadın aramalı” dediği hayat arkadaşı Jülide Kural bu kitabın yayımlanması için gerekli adımları atar.

***

Evet, pazar günü son yolculuğuna uğurlanan Kadir İnanır’ı her zaman sevgi ve saygıyla hatırlayacağız.

O filmleriyle aramızda olmayı, yaşamayı hep sürdürecek.

++++++++++

NE ZAMAN YASAKLANACAK?

Niğde’nin Bor ilçesindeki havai fişek fabrikasında geçen hafta meydana gelen patlamada 1 işçi hayatını kaybetti, 1 işçi yaralandı.

Sakarya’nın Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında da 2020’de büyük bir patlama meydana gelmiş, 7 kişi hayatını kaybederken 127 kişi yaralanmıştı.

Havai fişeklerin yarattığı tehlikeler ve acılar bunlarla sınırlı değil.

Veteriner Hekim Ahmet Kütükçü, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın sitesinde yer alan makalesinde özetle şunları söylüyor:

“Havai fişeklerin içerdiği kimyasallar, zehirli gazlar ve ağır metaller havaya karışıyor. Bu zehirli maddeler daha sonra suyu ve toprağı kirletiyor.

Söz konusu fişekler yüzünden kuşlar da büyük zarar görüyor. Panik halinde yuvalarından fırlayınca hem birbirlerine hem ağaçlara, binalara, elektrik hatlarına çarparak ya ölüyorlar ya yaralanıyorlar.

Nitekim, ABD’nin Arkansas eyaletinde 5 bine yakın kırmızı kanatlı karatavuk kuşunun ölü bulunması üzerine yapılan incelemede, ölümlerin yılbaşı eğlencesi sırasında atılan havai fişekler nedeniyle olduğu anlaşıldı.”

***

Prof. Dr. Haydar Sur da, aynı konuda yaptığı değerlendirmede, “Havai fişekler yarattıkları yüksek şiddette ses nedeniyle insanlarda ve hayvanlarda işitme kayıplarına yol açabileceği gibi gözlerde hem mekanik travma hem de termal yanıklara neden olabilir. Sorun görme kaybına kadar ilerleyebilir” diyor.

Sur, havai fişeklerin, orman yangınlarına neden olmasının yanı sıra toprak, su ve hava kirlenmesine yol açabileceğine de dikkat çekiyor.

***

Tüm bu bilgiler ışığında şu söylenebilir:

Törenlerde havai fişek atılması yasaklanmalıdır.

Bunun yerini ışıklı gösteriler almalıdır.

Yurdun çeşitli yerlerindeki havai fişek fabrikaları da yapılacak teknik desteklerle ışıklı gösteriler düzenleyen kuruluşlara dönüştürülmelidir.