Osmanlı’nın zirve dönemlerinin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimarbaşısı Mimar Sinan eserleriyle yaşayan fanilere verilebilecek örneklerin de başında gelir. Mimarbaşı olarak Sinan, bütün bir Osmanlı coğrafyası üzerinde çağının inşaat tekniklerini aşan ve bugün de hayranlıkla izlenen değişik türde dört yüzü aşkın yapı inşa etmiştir. Ölümüne kadar mimarlık mesleğini sürdüren büyük usta, padişah ve hanedan üyelerinden başka birçok devlet adamından sipariş almıştır. Cami, mescit, medrese, darüşşifa, kervansaray, türbe, su kemeri, köprü, hamam ve birçok çeşme tasarlamıştır. Ömrünün sonuna kadar durmadan çalışmış ve görevinin başında iken hayata veda etmiştir. Türk medeniyetinin bu değerli mimarı, ölmeden önce hatıralarını ve yaptığı eserlerin dökümünü yazdırarak iki ana kaynakta toplatmıştır. Sinan, kendi anlatımı ile nakkaş Sâî Mustafa Çelebi’ye yazdırdığı hatıralar kitabına Tezkiretü’l-bünyan adını vermiştir. İnşa ettiği yapıların listesini de Tezkiretü’l-ebniye adlı kitapta toplamıştır.

Meslek hayatı boyunca birçok padişah ve devlet adamı ile karşı karşıya gelen Sinan, onlarla yaptığı en heyecanlı diyalog ve tartışmaları bu eserlerinde anlatmıştır. Sinan’ın mimarî bakışı, dünya görüşü ve meslek hayatında yaşadığı sıkıntılar da en yalın ve açık biçimde bu iki yazma kaynakta dile getirilmiştir. Türk mimarlık tarihinin en büyük timsali olan Mimar Sinan hakkında Tezkiretü’l-Bünyân ve Tezkiretü’l-Ebniye dışında yazılmış başka yazma eser yoktur. Prof. Dr. Suphi Saatçi tarafından yayına hazırlanan bu iki yazmadan ilki olan Tezkiretü’l-Bünyân’da Mimar Sinan, altı eserinin yapılış hikâyesini dile getiriyor. Çocukluk yaşlarında Ağırnas’tan İstanbul’a getirilişini, Yeniçeri Ocağına alınışını ve ordu ile katıldığı seferlerde yaşadıklarını anlatan Sinan, devlet ileri gelenleri ile kendisi arasında geçen diyaloglara da yer veriyor. Seferlerde gösterdiği başarılardan dolayı rütbesinin yükseltildiğini, mimar başı olduktan sonra da büyük külliyeler, camiler yaptıran padişah, hanedan üyeleri ve devlet ileri gelenleri ile arasında geçen diyalogları ile hayatının önemli bölümlerini hatıra niteliğinde aktarıyor.
Bu açıdan Tezkiretü’l-Bünyân adlı yazmayı okuyuculara “Mimar Sinan’ın Hatıraları” başlığı altında sunduğunu belirten Prof. Dr. Suphi Saatçi devamla şu değerlendirmeleri yapıyor:
“Mimar Sinan’ı daha yakından tanımağa fırsat veren bu hatıralarda, özellikle cihan padişahı Kanunî Sultan Süleyman ile geçen tartışmalar, olağanüstü heyecan vericidir. Başka hiçbir tarihî kaynakta yer almayan diyaloglar, Sinan’ın sahip olduğu meslek ahlakı hakkında açık bir fikir vermektedir. Padişah, hanedan üyeleri ve diğer baniler tarafından Sinan’a sipariş edilen eserlerin yapılışları sırasında geçen konuşmalar, mimarlık mesleğini sürdürenler için de anlamlı mesajlar içermektedir. Bu yazma sayesinde insan olarak Sinan’ı yakından tanımak ve onun dünya görüşüne tanık olmak büyük önem taşımaktadır.”
İkinci yazma olan Tezkiretü’l-Ebniye’de ise Sinan’ın 88 yıllık hayatı boyunca inşa ettiği yapıların türlerine göre dökümlerine yer veriliyor.
(*Ötüken Neşriyat)
ÇİN EDEBİYATI’NIN ŞAHESERİ TÜRKÇE’DE
Kadim Çin Edebiyatı’nın muhteşem eseri, “Kızıl Odanın Rüyası” Elips Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. Çevirmenliğini Serpil Demirci’nin yaptığı ve ilk kez Türkçe’ye çevrilen 2 bin 248 sayfalık eser 4 cilt halinde okurla buluştu. Cao Xuequin’in 18. yüzyılın ortalarında kaleme aldığı “Kızıl Odanın Rüyası”, Çin’in dört büyük klasik eserinden biri olarak biliniyor.
İlk kez 1792’de yayımlanan ve yarı otobiyografik nitelikler de taşıyan romanın, Çing (Mançu) Hanedanlığı’na tekabül eden dönemi anlattığı kabul ediliyor.
Yan yana konaklarda yaşayan Jia sülalesinin iki kolunun gündelik hayatlarının ayrıntılarıyla anlatıldığı, yüzlerce karakterin yer aldığı sayfalar, okuyucuda âdeta büyülü bir masal tadı bırakıyor.
Çin feodal toplumunu çok iyi analiz etmiş olan Cao Xuequin, üst ve alt sınıftan karakterler aracılığıyla feodalizmin açmazlarını, zalimliğini, ikiyüzlülüğünü ve ahlaki durumlarını da cesaretle gözler önüne seriyor. Bunu da zaafları, acziyeti ve yüceliği ile insan doğasını muazzam yansıtarak ve hayaller, rüyalar, şiirler, şarkılar eşliğinde yaptığı için hem kadim Çin medeniyeti ve sanatıyla yakından tanışıyoruz hem de düzen eleştirisi havada ve gerçeklikten kopuk kalmıyor.
“Kızıl Odanın Rüyâsı” ya da diğer adıyla “Taş’ın Hikâyesi”, Mançu hanedanlığının yükselişi ve çöküşünün romanı. Çin kültür ve medeniyetine ait ne varsa romanda var. Şiirler, şarkılar, bilmeceler, şifreli mesajlar, rüyalar, masallar, hanedan adetleri, geçmiş hanedanlıklar zamanındaki filozofiler, kurallar, cinayet biçimleri, protokol kuralları, atasözleri, inanç temelleri, batıl inançları… “Kızıl Odanın Rüyası”nın yüzlerce yıldır ayakta kalması onun ne güçlü bir eser olduğunu da ortaya koyuyor.
(*ELİPS Kitap)
