Kemal Tahir’in yayınlandığı dönem büyük yankı yaratan ünlü “Kurt Kanunu” romanı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Nuri Sağlam’ın kapsamlı çalışmasıyla gündeme taşındı. Nuri Sağlam’ın, “Gazi Paşa'ya Suikast ve Kurt Kanunu” adıyla kitaplaşan çalışmasını Ötüken Neşriyat okurla buluşturdu. Kemal Tahir’in “Romancı, okuyucusunu tarih üzerinde düşündürür,” sözünden yola çıkan Nuri Sağlam, “Kurt Kanunu” romanında anlatılan tarihsel olayları, ağırlıklı olarak basın üzerinden takip etmek amacıyla çıktığı zorlu ve uzun soluklu bir yolculuğun notlarını bu kitabında okurla paylaşıyor. Dolayısıyla kitap hem Kemal Tahir’in söz konusu tarihsel süreçteki siyasî olaylara hangi perspektiften baktığını hem de bir okur olarak Nuri Sağlam’ın kendi düşünce ve tespitlerini bir arada yansıtmakta ve böylece okuyucuyu Kurt Kanunu’nda anlatılan tarihsel olaylar üzerinde bir kere daha ciddiyetle düşünmeye davet ediyor.

Kemal Tahir’in “Kurt Kanunu” romanının, sadece bir “tarihsel roman” değil esasen roman formunda yazılmış bir siyasal tarih metni olduğunu belirten Nuri Sağlam şu değerlendirmeyi yapıyor:
Sosyal bilimlerin özellikle tarih ve edebiyat alanlarında öteden beri “kurgu” ve “gerçek” karşıtlığı üzerinden tartışılmak gibi bir talihsizliği vardır. Oysa sosyal disiplinlerde neyin kurgu neyin gerçek olduğunu ayırt edebileceğimiz herhangi bir nesnel ölçüt olmadığı gibi edebiyat eleştirilerinde daima birbirinin karşıtı olarak kullanılagelen “gerçek” ve “kurgu” kavramları arasındaki semantik ayrım da tamamen keyfî ve zorlama bir ayrımdır. Bu tür bir ayrıştırma eylemi için akla gelebilecek en bilindik önerme ise herhâlde “tarihsel roman” eleştirilerinde âdeta tartışma götürmez bir yargı olarak kullanılagelen “Tarihsel roman, tarihsel gerçeklere uymak zorundadır,” önermesi olacaktır.
Kurt Kanunu romanında, Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmek ve hükûmeti ele geçirmek amacıyla 1926 yılında düzenlenen İzmir suikastı olayını bir fon olarak kullanan Kemal Tahir, kurgunun ana eksenine tamamen şahsî ihtirasın körüklediği “güç” ve “iktidar” mücadelesini yerleştirmekte ve romanın adıyla beraber “Kurtlukta düşeni yemek kanundur,” epigrafından da kolaylıkla anlaşılacağı üzere esasen hiçbir insanî kaydın geçerli olmadığı bu kadim kavganın muhtelif tezahürlerini, İzmir suikastı üzerinden bir kere daha gözler önüne sermektedir. Bununla beraber hangi sebeple olursa olsun insanın kıstırılmasına karşı çıkmayı saf bir insanî sorumluluk olarak gören ve bu itibarla Roman Notları’nın bir yerine “Herhangi bir suçlu veya zanlı, yargı organlarına güvenemediği için kaçıyorsa, daha korkuncu, bu organların ortalama vicdan ölçüsüyle çalışanlarından toplumun ortak idraki de gerçekten tarafsız olarak kuşkulu ise o zaman bu kaçağa elindeki bütün araçlarla arka çıkmamak, onu savunup korumamak suçtur. Sorumluluktur,” notu düşen yazar, “Kurt Kanunu” adını, daha evvel Taif zindanlarında boğdurulan Mithat Paşa’ya arka çıkmak amacıyla tasarladığı bir roman için düşünmüş fakat sonradan İzmir suikastına bulaştırılarak ortadan kaldırılan Kara Kemal’in elim hikâyesini bu roman için daha münasip görmüştür.
Ötüken Neşriyat
Tel:(0212) 251 03 50
(2. Kitap)
CUMHURİYETÇİ REJİMİN İKTİSADİ ALT YAPISI
Prof. Dr. Bilsay Kuruç, “Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi / Büyük Devletler ve Türkiye” adlı eserinde, 19. yüzyıldan devralınan iktisadi tablodan başlayarak İkinci Dünya Savaşı’na kadar geçen dönemde dünya siyasetinde söz sahibi büyük devletlerin durumunu ve Türkiye’de Cumhuriyet’in doğup büyüdüğü yıllarda ülke ekonomisinin seyrini, yeni devletin sanayileşme ve bağımsızlık arzusuyla ülkedeki yeniyetme kapitalizmin ibretlik çekişmelerini anlatıyor. Her biri deneme niteliğinde iç içe geçmiş bu “iktisat öyküleri”nde, dönemin siyasi aktörleri ile tarihin akışını değiştiren kararlara dair anekdotlar da yer alıyor.

Kitabını hazırlarken takip ettiği yol haritasını “Tarihin malzemesini değerlendirmek fakat iktisatçı yaklaşımı içinde kalabilmek işin püf noktasıdır” sözleriyle açıklayan Kuruç, 1920’li ve 1930’lu yılların iktisat dünyasını aydınlatırken, özellikle kapitalizmin bugününe ve yarınına ışık tutuyor.
Yeni Türkiye’deki Cumhuriyetçi projenin o dönemin uluslararası tablosu önünde taşıdığı bazı özellikleri dikkat çekici olduğunu belirten Prof. Dr. Bilsay Kuruç şu tespiti yapıyor:
“Cumhuriyet bir orta sınıf rejimidir. Kurucu orta sınıf, rejime önce (1920’lerde) siyasal içeriği ile, sonra (1930’larda) ekonomik inşa ile damga vurmuştur. 1920’lerin özelliği anayasa, yasalar, devlet yapısında kurumlaşmalar ve Müdafaa-i Hukuk’tan partileşmeye geçiş olmuş, ekonomi bir geçiş döneminin hemen hemen müdahalesiz ortamında işlemiştir. 1930’larda ise orta sınıfın bağımsız bir ekonomi projesi yapabilme kapasitesi ön plana çıkmıştır. Cumhuriyet rejiminin altyapısı ve kurumlaşması bu ekonomik inşa sayesinde olgunlaşmıştır.”
Türkiye İş Bankası Yayınları
Tel: (0212) 243 56 00