Epstein tutanakları sadece yıllara dayanan, özenle örülmüş ağlarla birçok kişiyi, ülkeleri de bir birine bağlayan
sadece dev bir şantaj örgütü olarak karşımızda durmuyor.
Elitler için özel istismar olanakları sağlayan ve ticari anlaşmaların gerçekleştiği kulüp olmasının yana sıra belki de modern tarihimizde en büyük çocuk ticaretini yapan örgüt olarak yerini koruyacak.
Amerikan Adalet Bakanlığına bağlı FBI’ın elindeki belgelere göre Epstein’ın ağıyla ilgili dosyalarda 1,000’den fazla mağdur ve mağdurların akrabalarının adı geçiyor, bu da istismara uğrayan
veya istismarla bağlantılı olan kişi sayılarını birkaç binin üstünde olabileceğini gösteriyor.
“Birkaç bin” olarak tanımlanan rakamlar dünyanın çok farklı yerlerden
Epstein ve kendisi gibi hastalıklı, pedofil “dostları” için özenle seçilmiş ve getirilmiş çocuklardır.
İnsan ticaretine maruz kalan çocukların sayıları bu kadar yüksek olunca da bunun artık küresel boyutta bir
“sanayi” olduğunu görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor.
Epstein, iddiaya göre “hayatta” olmadığından bu sanayi üzerinden para kazananlar da işi bıraktığını düşünmek büyük saflık olacaktır, zira hayatta olduğu süre içinde bir çok şahıs onun sayesinde
bu iğrenç “mesleği” öğrenmiş ve olağanüstü kayıtsız paralar kazanmıştır.
Savaşlar da çocukların kaybolması, kaçırılması, satılması, organ mafyaların ellerine düşmesi için en uygun ortamlardır.
Epstein, 1980’lerin ortasında sapkın partileriyle var olmaya başladı.
O partilerin de vazgeçilmezi maalesef küçük çocuklardı.
Amerika,
1985-1995 arası Somali’de,
1990-1991 arasında Körfez’de,
2001-2021 arası Afganistan’da,
2003-2011 arası Irak’ta,
2011 yılında Libya’da,
2014-2019 arası IŞID’e karşı Irak ve Suriye’de ve
2011 yılından itibaren de Suriye’de Timber Sycomore operasyonu üzerinden bizzat savaşları körükleyen taraf olarak sahada aktif olarak bulunuyor.
Bu sayılan savaşlarda milyonlarca insanın ölümüne, yerinden edilmesine ve yüzbinlerce çocuğun da izi bugüne kadar bulunamayan ve kaybolmasına neden olmuştur.
Sadece Suriye savaşının başından itibaren çok sayıda Avrupa’ya götürülen veya kaçırılan, ardından tamamen ortadan kaybolan
on binlerce çocuk söz konusu.
Avrupa Polis Teşkilatı olan Europol, 2014 yılında yaptığı habere göre sadece o dönemde Orta Doğudan gelen ve Avrupa’da kaybolan 10 bin çocuk olduğunu açıklamıştı.
Deutche Welle, 4 Aralık, 2016 yılında yaptığı habere göre Suriye’den sadece Almanya’ya gelen 6,000 çocuk kayıp olduğunu yazdı.
Arap Baharının başlamasıyla birlikte birçok ülkeden sayısız çocuklar kaçırıldı, organ mafyasının eline düştü, fuhuşa sürüklendi, satıldı, evlendirildi, cinsel istismar köleleri yapıldı.
Avrupa’nın sınır güvenliğini sağlayan Frontex’in 2016 yılında yayınladı rapora göre, Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçiş sağlayan kişi sayısı 1.8 milyon kişinin üzerinde olduğunu belirtmişti.
Yine Frontex’ın yayınladığı raporlarda 2015 sonra Avrupa’ya kaçak girmeye çalışan yüzbinlerce refakatsiz çocuk olduğu belirtiyor.
Save The Children UK’ın yayınladığı rapora göre Gazze’de 2023-2025 arası yaklaşık 21,000 çocuk kaybolduğunu ve bunların büyük kısmı yanlarında refakatçı olmadığını ve ailelerinden kopartılan çocuklar olduğunu açıkladılar.
The Guardian’ın 2021 yılında yaptığı habere göre 2018-2020 arasında 18,000, yanında refakatçı olmayan,
Avrupa’ya göç ettikten sonra kayıp çocuk olduğunu yazdı.
Uluslararası Kızılhaç’ın raporuna göre Arap Baharından 2024 yılı sonu 284,000 çocuk kaybolduğunu, yine Birleşmiş Milletlerin raporunda, 2021 yılında, 130,000 üstünde Suriyeli çocuk kayıp olduğunu belirtiyor.
Geçen hafta SyriaTV çok önemli bir habere imza attı.
Epstein belgelerinde paylaşılan bilgiler arsında Khartabil adında bir şahıs, Epstein için Suriye’den çocuk kaçırdığını ve bunu yaparken de MI6 ve MOSSAD’ın kurduğu Beyaz Barretliler’in aracılığıyla yaptığı açıkladı.
Bu haber Türkiye için son derece önemli zira Epstein dosyalarında bu çocuklar Khartabil’ın aracılıyla Suriye’den kaçırılıp, Türkiye üzerinden Epstein’ın adasına götürdüğü beliriliyor.
Ancak, AKP’nin uyguladığı açık kapı politikası ve parmak izi veya retina taraması alınmadan milyonlarca Suriyeliye beyan esas kimlik vermesi nedeniyle kimlerin ülkemizde yaşadığını ve gelip geçtiğini bilmemiz nerdeyse imkânsız hale geldi.
Bununla birlikte Suriye’den gelip de “doktorum” diyenlere, AKP yine diplomalarını Suriye Devletiyle teyit etmeden çalışmalarına izin vermesi nedeniyle de çok sayıda kaçak, merdiven altı tıp merkezleri
klinikler, doğumhaneler ve ameliyathanelerin de açılmasına neden oldu.
O yüzden SyriaTV’de yayınlanan haber, özellikle benim 2019 yılında Kilis’te saha çalışmalarım esnasında gördüklerimi hatırlattı.
Kilis Belediyesi, hayatlarını kaybeden Suriyelileri sadece 10 km ötede olan kendi topraklarında değil de Suriyeliler için tahsis ettiği özel mezarlık alanını gördüğümde inanılmaz etkilenmiştim.
Gördüğüm manzara dehşet vericiydi, gözümüzün görebildiği uzunlukta olan mezarlıkta son derece düzensiz yerleştirilmiş yetişkinlerden ziyade sayısız çocuk mezarları vardı.
Bu kadar çocuk ölümü olması kesinlikle normal bir durum olarak kabul edemeyiz.
O yüzden özellikle Kilis’te Suriyeliler için ayrılan mezarlıkta gömülen çocuklar büyük bir titizlikle araştırılmalı.
Tüm mezarlık kayıtları tek tek incelenmeli, otopsi raporlarına bakılmalı.
Ölüm sebepleri araştırılmalı, mezarlıklar bizzat incelenmeli.
Ameliyatları hangi hastanelerde, hangi doktorlar tarafından yapıldığı, ne tür ameliyatlar yapıldığı ve ölüm nedenleri araştırılmalı.
Bu çok olağanüstü ciddi bir sorundur ve sadece adalet için değil, insanlık adına bu incelemeler yapılmalı zira eğer bir usulsüzlük gerçekleşmiş ve tespit edilmez ise, suçu işleyen caniler bir şekilde
aramızda yaşamaya ve belki de aynı suçları işlemeye devam ediyor demektir.