Amerikan Başkanı Trump’a göre Suriye’nin “yakışıklı” ve emekli terörist Cumhurbaşkanı Colani 16 Ocak tarihinde ona verilen talimatı bir kararname şeklide yayınladı.
Yayınlanan kararname esasında 10 Mart, 2025 tarihinde diğer terörist başı ve mevkidaşı, YPG’nin lideri Mazlum Abi ile imzalanan ortak mutabakata dayanıyor ancak bu sefer Colani, kat kat fazlasını vererek, Amerika ve İsrail’i ziyadesiyle memnun etti.
Bu kararname açıklanmasının hemen ardından Amerika tarafından Gazze Barış Kurulu açıklandı.
Açıklanan kurucu kurul üyeleri arasında Amerikan Başkanı Donald Trump, Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio , savaş suçlusu, İngiltere eski Başbakanı Tony Blair, Körfez ülkeler adına varlık yönetimi yapan Trump’ın damadı Jared Kushner, Amerika’nın özel temsilcisi ve emlak milyarderi Steve Witkoff ve Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga gibi isimler bulunuyor.
Bu isimlerin dışında, basında bizzat Başkan Trump tarafından kurucu üye olmak üzere Fransa, Almanya, Avustralya, Kanada, Mısır, Avrupa Birliği ve Türkiye’nin de davet edildiğine dair haberler şu an yapılıyor.
Türkiye'ye ayrıca Gazze “Yönetim Kurulu” Temsilciler kurulunda Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkeler arasında da temsilcilik verildiği artık öğrenmiş olduk.
Bu komisyon Filistin halkına karşı İsrail tarafından yürütülen soykırımı tanımayan ve adeta işlenen bunca savaş suçuna meşruiyet kazandıran bir kuruldur.
Ayrıca, Filistinlilerin, İsrail ile birlikte ileride 2 devlet olarak var olma ihtimalini de tamamen ortadan kaldıran bir komisyondur.
Oysa daha 18 gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, İstanbul, Eminönü’nde Galata Köprüsü üzerinde Filistin’e destek mitingi düzenlemişti.
Başta Hakan Fidan’ın bu komisyonda yer alması AKP’nin 7 Ekim sonrası inşaa ettiği tüm Filistinlilere karşı düzenlediği destek kampanyalarının tamamen “siyasi jargondan” ibaret olduğunu göstererek, çökertmiyor mu?
Destek mitinglerin amacı sadece görüntüden ibaret miydi?
Türkiye’nin bu komisyonda bulunması Filistin halkının kendi kendini yönetme hakkını tamamen elinden alan bir politikayı desteklemekten öte bizzat uygulayıcı tarafta geçmiş olmasını sağlıyor.
Peki her ne kadar iç siyasette bu komisyonda Türkiye’nin bulunması bölgede yaptırımcı konumuna geldiğimiz gibi pazarlanmaya çalışılsa da, gerçekte bu durum çok ciddi riskler taşıyor.
Örneğin Türk Kızılay üzerinden sahada varlık gösterilmek istediğinde ve bu girişimler İsrail tarafından engellendiğinde nasıl bir çözüm bulunacak?
Türkiye'nin uğradığı prestij kaybı, bölgede güç kaybına uğramasına da neden olmayacak mı?
Sonuçta komisyonda bulunmak görünürde belli bir avantaj sağlamış gibi pazarlanırken, İsrail’in engellemeleriyle uygulanamaz hale geldiğinde, dezavantaja dönüşmeyecek mi?
İsrail ve Türkiye bizzat Gazze’de mi karşı karşıya gelecek?
Komisyonda bulunulmasına rağmen Filistin halkı, İsrail tarafından günlük olarak soykırıma uğramaya devam ederse,
Şehir, Filistin halkının haklarını koruyacak şeklide yeniden inşaa edilmezse,
İsrail, işlediği savaş suçlarından dolayı, Filistin halkına karşı hesap vermesi için baskı kurulup, sonuç alınmaz ise ve daha da önemlisi, Gazze'de konuşlandırılacak olan güvenlik güçlerin arasında Türkiye'nin olmasını İsrail kabul etmemeye devam ederse, Türkiye’nin rolü sadece kayıt üzerinde kalacak ve bu da komisyonda bulunmamızdan daha fazla itibar kaybına neden olacaktır devletimiz için.
Bir yandan insanların ölmesine karşı çıkılacak, öte yandan öldürüldükleri yerlerde rezidanslar inşa edilmesine de onay verilecek... bu tutarsız duruşu AKP, kendi tabanına izah edip kabul ettirmesi çok zor gözüküyor.