Küresel dengeler değiştikçe ülkeler de dış politikalarını ona göre değiştirmek zorundadır.
Pragmatik davranan, değişen dengeleri iyi analiz eden, karşı tarafın sosyolojisini ve toplumsal DNA’sını iyi anlayan, çözen kazanır, eski düzene ısrar edenler de ilk başta güçlü gözükse de zayıflamaya ve yenilmeye mahkum olacaktır.
Çünkü yeni dünya düzeniyle birlikte değişen yeni toplumlar, küresel koşullar ve kurallar var.
Savaş yöntemleri de artık büyük değişimler geçirdi.
Stratejik üstünlük, sadece yaptırımlar veya askeri operasyonlarla değil, ekonomik olarak da “vazgeçilmez” olmaktan geçer.
Modern savaş yöntemleri artık demografik işgaller, siber saldırılar ve üretemez toplumlar yaratıp, tam ekonomik bağımlılığa evrildi.
Teknoloji ile toplumları kontrol altında tutan ve üretimdeki kilit malzeme ve kaynaklara sahip olanlar kontrolü ve gücü elinde tutar.
Bir zamanlar başka ülkelerin arka üretim bahçeleri olan ülkeler, artık eski patronların en büyük rakibi ve korkuları haline gelmiş durumda.
İşte Amerika’nın durumu şu an tam da budur.
Bir zamanlar küçümsediği Çin artık onun elemanı değil, birçok alanda da en önemli rakibi haline gelmiştir.
Üstelik bu dev rakibini de yaratan bizzat kendisidir.
Amerika, Çin’in önünü kesmek için ilk olarak uyguladığı yaptırımlar savaşını kaybedince, şimdi B planına geçti.
Amerika’nın B planı ise Çin’in yatırım yaptığı ve stratejik ittifakta olduğu tüm bölgeleri ve ülkeleri istikrarsızlaştırıp, kendine yakın kuklalar yerleştirmek istiyor.
Bunu gerçekleştirmek için de yeri geldiğinde İsrail, Amerika adına vekalet savaşı yürütüyor veya yeri geldiğinde Amerika, İsrail için.
Ukrayna, Nepal, Venezuela, Somaliland, Yemen, Afrika Boynuzu’daki gelişmeler ve şimdi de İran operasyonlarının perde arkası tam da budur.
Dünya "Dolarsızlaştırma” süreçine girdi ve Amerika, eski yöntemleriyle bu süreci çaresizce durdurmaya çalışıyor.
Ancak, dünya çok değişti, eski yöntemler artık tutmuyor çünkü yeni ittifaklar kuruldu, yeni güç dengeleri oluştu ve Amerika’ya yıllarca üstünlük sağlayan liberal politikalar fiilen çöktü.
Milyonlarca insan artık kapitalizmin esiri olduğunu ve kullanıldığını fark edince, liberal düzeni temsil edenlerin de alıcıları kalmadı.
Yeni akım artık milliyetçiliktir, ulus devlettir, farklı etnik yapıların ortak tek milli kimliğin altında korunması ve dağılmadan var olmasıdır.
İşte bu sebepten ötürü İran’a karşı Amerika ve İsrail’in bugün kalkıştıkları ikinci darbe girişimi başarısız olacaktır.
İsrail’in geçen sene 13-24 Haziran arasında İran’a açtığı ve kaybettiği 12 günlük savaş, kendi açısından hezimet olmakla birlikte belki de en büyük stratejik hatası haline geldi.
Saldırı, İsrail’e çok şey kaybettirilen, İran’ın içeride ve dışarda birçok konuda çok önemli üstünlük sağlamasının önünü açtı.
İsrail, kosa bir ulusun önüne tartışmadan birleşebilecekleri ortak bir düşman koydu.
Böylece tüm muhalefet ve iktidar, vatanın var olması konusunda doğal olarak bir araya gelerek ortak bir mücadelede birleşti.
İsrail ve Amerika bu savaş sonrası saldırgan ve kibirli söylemlerini devam ettirerek ikinci çok ciddi stratejik hatalarını yaptılar.
İran halkındaki “her an bize saldırabilir” psikolojisini diri kalmasını ve vatanın etrafında oluşan blokun dağılmasına engel oldular.
Ülkeyi dağıtayım derken, bir araya getirdiler.
Bugün Amerika ve İsrail, İran’da darbe yapabilmek için yine devreye PJAK militanlarını, Mossad ve CİA ajanlarını sokakalar dökmüş vaziyette, ancak bu sefer çok farklı olarak hedefte sadece İran halkı değil, Çin de olduğundan İran, 12 gün savaş öncesi gibi halkı ve müttefikleriyle birlikte çok daha güçlü, hazırlıklı ve organize olmuş vaziyette.