Hafta sonu, Venezuela’da Hollywood filmlerini aratmayan bir Amerikan operasyonuna tanıklık ettik.

Geleneksel “tüm dağları ben yarattım” egosu, kibri ve özgüveniyle Amerikan Başkanı Donald Trump, önce başkenti Caracas'ı vurdu ardından da halk tarafından seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro'yu ikamet ettiği saraydan alarak resmen Amerika’ya kaçırdı.

Resmi açıklamaya göre Trump bu operasyonu Venezuela, yıllarca Amerika’ya yasa dışı yollarla fentanil gelmesini sağladığını ve binlerce insanın ölümüne neden oldu gerekçesiyle yapıldığını söyledi.

Ancak Amerikan kongresinde yayınlanan rapor çok farklı bilgiler içeriyordu.

Kongrede paylaşılan rapora göre özellikle Venezuela’dan Amerika’ya gelen fentanil değil, kokain olduğunu belirtiyor.

Ayrıca Trump hükümetinin son iki ay içinde hedef aldığı Venezuela karasularındaki küçük balıkçı teknelerin vurulması yasadışı olmakla birlikte aslında Venezuela menşeli olmadıklarını, Venezuela’ya karşı yapılacak olan operasyonun altını doldurmak için yapıldığı açıklandı.

Bu gelişmelerin yanısıra Trump, aynı zamanda Venezuela’nın petrolü Amerika’ya ait olduğunu ve onu geri alacağını da defalarca ifade etmişti.

Bu tezini de 2001 yılında Venezuela Parlamentosu’nda yürürlüğe giren Hidrokarbon yasasına dayandırıyor. Yasa gereği, Venezuela’nın tüm yer altı kaynakları Venezuela halkına ait olduğunu ve bunlardan yararlanmak isteyen yabancı şirketler sadece yerli firmalar üzerinden %50-%50 çalışabileceğini belirtiyor.

Yasa yürürlüğe girdiğinde Amerika’nın iki çok önemli petrol şirketleri Venezuela’dan petrol ticareti yürütmekteydi, Chevron ve Exxon. Venezuela dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip olduğundan özellikle de Amerikan ve Kanadalı şirketler için bu yasa büyük önem taşıdı.

Chevron bu yeni yasayı kabul edip ticaretine devam ederken, Exxon şiddetle karşı çıkıp, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Kanadalı şirketlerle birlikte Venezuela’da hükümet değişikli yapılması için açıktan lobi yapmaya başladılar.

O yüzden özellikle Trump’ın ilk başkanlık döneminde Dışişleri Bakanı Rex Tillerson yapıldı. Tillerson, Exxon Mobile şirketinin İcra Kurulu Başkanıydı. Dolayısıyla hafta sonu yürütülen operasyonun bir bölümü 2001 yılında Venezuela’nın egemenlik hakkı olarak yürürlüğe giren Hidrokarbon yasasından kaynaklanan kayıpları “telafi” etmek içindi.

Ancak, bu operasyonun tek amacı Venezuela’nin petrolüne el koymak değildir.

Trump’ın petrolün dışında çok önemli kişisel sorunları da var ve bu sorunlar kendisi çok zayıf bir konuma getirdi.

Amerikan iç siyasetinde bakıldığında Trump’ın beğeni oranları rekor düzeyde düşüş gösteriyor, ekonomi sağlıklı değil ve en önemli kendisini çok yakından ilgilendiren Epstein dosyaları devasa sorun olarak karşısında duruyor.

Yasa gereği Epstein Dosyaları Kasım 2019 yılında tamamen kamuoyu ile paylaşılması gerekiyordu, ancak başkanlık düzeyinde yoğun baskı ve müdahaleler sonucunda henüz paylaşılamadı.

Bu dosyaların yanı sıra 31 Aralık 2025 tarihine Cumhuriyetçi Jim Jordan tarafından Aralık 2017 yılında Trump, gizli evrakları himayesine geçirdiğini ve 6 Ocak, 2021 tarihinde hükümete karşı girişimlerde bulunduğuna dair de kongrede çok kapsamlı dosyalar paylaştı.

Dolayısıyla bugün Venezuela’daki operasyonu anlamak için Başkan Trump’ın Amerikan iç siyasetinde bulunduğu durumu da anlamak son derece önemlidir, zira mevcut dosyalar Trump’ın istifa etmesini ileride gerektirebilir.

Yapılan operasyon bir yandan Amerika’nın başka bir ülkenin doğal kaynaklarını aleni olarak gasp etme durumunu ortaya koyarken diğer yandan ikinci dünya savaşından sonra tüm devletlerin bir araya gelip tekrar dünya savaşı olmaması ve nükleer silahların kullanılmaması için kurmuş oldukları Birleşmiş Milletlerin de görevini tartışmaya açıyor.

Dolayısıyla bugün son derece uluslararası hukuka aykırı olan kaçırma olayı yaşanırken, kurulmakta olan yeni dünya düzeninde de sadece Amerika’nın konumunu değil, esas ve belki de en tehlikeli olan konu bundan sonraki küresel düzende Birleşmiş Milletlerin fonksiyonu ve uluslararası hukukun dayanağı bundan sonra tam olarak ne olacağını da tartışmaya açmış olmasıdır.