Pandemiden hemen sonra altın konusunda açık bir uyarı yapmıştım. Ons fiyatı 2.000 doların üzerindeydi ve “buradan düşüş gelir” demiştim. Elimde gizli, özel bir bilgi yoktu. Ama çok net bir veri vardı: Merkez bankaları altın satıyordu.

Merkez bankası satarken siz alıyorsanız, kusura bakmayın ama zarar edersiniz. Bu, borsada patronun kendi hissesini satmasına benzer. Patron satış yapıyorsa, o hisse için temkinli olursunuz. Çünkü güçlü satış, fiyatı aşağı çeker. Altında da aynen bu yaşandı. Merkez bankaları ciddi satış yaptı ve ons fiyatı 1.700 dolara kadar geriledi.

Geçen yıl ise tam tersi bir tablo vardı. Altın 1.850 dolar seviyesindeyken, gerek Yeniçağ’da, gerek Paramedya’da, gerekse çıktığım televizyon programlarında ısrarla şunu söyledim: Altın çok yukarı gidebilir.

Bu kez elimde iki çok güçlü veri vardı.

Birincisi, merkez bankaları yeniden altın almaya başlamıştı. Türkiye, Çin, Hindistan başta olmak üzere büyük merkez bankaları adeta çılgınca altın topluyordu. Bu, altın fiyatlarını yukarı taşıyacak en kritik gelişmeydi. Bu etken tek başına bile altını 2.000 doların üzerine attı.

Ama benim “altın 5.000 dolara kadar gidebilir” dememin asıl nedeni ikinci başlıktı: Ülkelerin Amerikan dolarının rezerv para olmasından kurtulma çabası.

Bugün dünyada petrolü, altını, tüm emtiaları dolar ile alıp satıyorsunuz. Amerika, kelimenin tam anlamıyla müthiş bir tezgâh kurmuş durumda. Almanya düşünün… Mercedes, BMW, Audi üretiyor. On binlerce işçi çalışıyor, büyük sermaye harcanıyor. Sonra bu arabaları Amerika’ya satıyor. Amerika ne yapıyor? Kendi matbaasında bastığı, maliyeti neredeyse sıfır olan bir kâğıdı 100 dolar diye Almanya’ya veriyor.

İşte Amerika’yı Amerika yapan sistem bu.

Bu egemenliğe karşı çıkanların başına gelenler de ortada. Saddam “petrolü euro ile satacağım” dedi, sonunu biliyoruz. Kaddafi dedi, ortada yok. Rusya dedi, savaşın içine çekildi. Suriye’nin halini zaten görüyorsunuz.

İşte bu yüzden Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkeler BRICS çatısı altında altına dayalı dijital para projesi üzerinde çalışıyor. Bu paranın farkı ne? Karşılığı olacak. Yani arkasında altın olacak. Dijital olacak ama sınırsız basılamayacak. Çünkü altının bir maliyeti var.

Henüz ortada somut bir para yok gibi görünüyor ama arka planda çalışmalar hızla sürüyor. Merkez bankalarının 1.850 dolardan itibaren kasalarını altınla doldurmasının nedeni de bu beklenti. On binlerce ton altın alınıyor.

Vatandaş da doğal olarak alıyor. Çünkü fiyat yükseliyor, herkes görüyor. Ancak altın 4.000 doların üzerine çıkınca bu kez “pahalı” algısı oluştu ve yatırımcı rotayı gümüşe çevirdi.

Başta gümüşteki yükselişin manipülatif olduğu söylendi. Ben de gümüşe hep mesafeli durdum. Çünkü gümüş endüstriyel bir metal. Ama olan oldu. Gümüş öyle bir yükseldi ki kısa sürede onsu 100 doların üzerine çıktı.

Sonra bir gece… Sert bir satış geldi. Bir gecede yüzde 25 düşüş. Ertesi gün toparlanma derken toplam düşüş yüzde 40’a ulaştı. Altın da düştü ama çok daha kontrollü, çok daha yavaş.

Nitekim altın 5.500 doları gördükten sonra 5.000 dolar civarında tutunuyor.

Burada açık bir operasyon yapıldı. Altını merkez bankaları almaya devam ediyor. Özellikle Çin’in alımları sürüyor. Vatandaşın altına yönelmesi ise bazı çevreleri rahatsız etti. Çünkü yeterince altın toplayamadan fiyat çok yükselmişti.

Bu noktada gümüş devreye sokuldu. Gümüş yukarı çekildi, sonra sert şekilde aşağı bırakıldı. İnsanlar korkutuldu, altın sattırıldı. O altınlar daha ucuzdan toplandı. Uyanık olanlar ise bu düşüşü fırsat bildi, Kapalıçarşı’da kuyruğa girdi. Bir ara fiziki altın bile bulunamaz hale geldi.

Sonuç şu: Altın bir yatırım aracı değildir. Altın stratejik bir korunma aracıdır. Bir silahtır. Dolar egemenliğine karşı ülkelerin kendini koruma refleksidir.

Dünya giderek daha kötü bir yere gidiyor. Belirsizlik artıyor, risk büyüyor. Herkes kendini korumaya çalışıyor. Altına dayalı dijital para projesi de tam olarak bunun ürünü.

Önümüzdeki günlerde BRICS ülkelerinin bu projeyi hangi aşamaya getirdiğini ve bunun dünya ekonomisi için ne anlama geldiğini detaylı şekilde yazacağım.