Gün geçmiyor ki memlekette kamuoyunu sarsan bir olay yaşanmasın. Bu defaki konumuz Halk TV’ye kayyum!
Hazırsanız başlayalım. Ben size işin biraz perde arkasını anlatayım…
Ankara’nın başkent oluşunun 103. yıl dönümü kutlamaları için Mansur Yavaş’ın davetiyle Ankara’daydım. Ankara, gazeteciler için haberin kalbidir. Haber Ankara’dan çıkar, İstanbul’da hayat bulur, sizlere ulaşır. Birkaç kapı çalmak, duyulmamış, yazılmamış olana ulaşmak gazeteciyi heyecanlandırır. Tabii içinizde az da olsa gazetecilik heyecanı kaldıysa…
Evvela o geceden bahsedeyim. Çankaya Belediye Başkan Vekili’nin konuşmasını dinlerken üzüldüm. Cansız, heyecansızdı. Sanki “Benim burada ne işim var?” dercesine konuşmasını tamamlayıp sözü Büyükşehir’e bıraktı.
Mansur Yavaş ise konuklarını çok ama çok iyi ağırladı. Çok sayıda büyükelçi de oradaydı. Selamlaşmalarına, sohbetlerine bakılırsa Yavaş’tan memnun olmalılar. Benim gördüğüm, protokol nezaketini aşan bir samimiyetti. Şıklıklarına ise diyecek yoktu. Bizden daha özenli olduklarını söylemeden de geçemeyeceğim.
Gelelim parti temsilcilerine… İsimlerini sayıp yazıyı uzatmayayım ama sayıları nedense pek azdı. Gelen sağ olsun. Gelmeyen Ankara milletvekillerini de seçmenin takdirine bırakalım.
“Kulis bunun neresinde?” diyeceksiniz. Tam göbeğinde.
Ayaküstü sohbette gazeteci dostlardan biri, Halk TV için durumun sıkıntılı olduğunun konuşulduğunu söyledi. Kimi “Yok canım, olmaz” dedi. Kimi, Cumhur İttifakı’nın kutuplaşmayı sürdürecek muhalif bir ekrana ihtiyacı olduğunu anlattı. Kimi ise duyumların ciddi olduğunu, lisans iptali dahil çeşitli ihtimallerin konuşulduğunu söyledi.
Türkiye’de siyasi hayat bana şunu öğretti: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Yine de gazeteciyseniz dumanı görmekle yetinmez, ateşi ararsınız. Ben o ateşi yaklaşık 5 aydır biliyordum. İlk duman tüttüğünde 'Geliyor gelmekte olan' diyordum! Sohbette sessiz kaldığımı sanmayın, hangi cümleyi benim kurmuş olduğumu siz anladınız...
Ve dün sabah Halk TV’ye kayyum atandığı haberine uyandık. Sahne, medya kayyumluklarından tanıdığımız İbrahim Paşalı’daydı. Cafer Mahiroğlu, İngiltere’den X üzerinden açıklama yapıyor; içeride Suat Toktaş başta olmak üzere basın emekçisi arkadaşlarımız, dostlarımız mücadele ediyordu.
KOCA KOCA SİYASETÇİLER, ELEKTRİK BANTLARIYLA PROTESTODA!
O esnada Meclis de pek hareketliydi. YENİ Parti milletvekilleri gözlerine, ağızlarına siyah bant çekmiş, eylemdeydi. Biri ötekine bir şey söylüyor, diğeri ağzındaki bandı gösteriyor, karşısından çıkarıp konuşması için işaret geliyordu.
Koca koca siyasetçiler oturmuş, elektrik bantlarıyla Halk TV’ye kayyum atanmasını protesto ediyordu.
Ağızdaki bandın ne anlattığını biliyorum. Susturulmayı protesto ediyorsunuz. Peki gözlerinizi de kapattıktan sonra, sizi kendisine göz, kulak, ses olsun diye seçen vatandaş ne yapacak?
O sırada X, “Sizin yaptığınız muhalefeti…” diye başlayan eleştirilerle coşuyordu. Neyse, ben o cümleleri tamamlamayayım. Ne yazasım geldiğini de hiç söylemeyeyim.
Fakat bir amcam var ki şahane. Halk TV’ye destek için kanalın önünde. Üzerindeki pankart, bana Can Yücel’in o meşhur grev yelekli fotoğrafını hatırlattı. Hani “Şair grev sözcüsü” yazan…
Kendisine uzatılan mikrofona, "Buraya iktidarı değil, muhalefeti protesto etmek için geldim. Durumun vahametini, sözün bittiği noktaya geldiğimizi fark etmiyorlar; sadece boş laf üretiyorlar” diyor. Bence söz burada bitti. Halk TV sustu, halk konuştu işte... Bakalım muhalefet duydu mu?
BİR SİYAH BANT DA FON DOSYASININ ÜZERİNE YAPIŞTIRIN!
Gelelim Ankara’da konuşulan ama bu gidişle haftaya unutulacak fon soruşturmasına…
Muhalefet burada da bir sınav verdi. Pardon, veremedi demek daha doğru.
Hani bir listeden bahsediliyor ya… O liste ortada yok anacım! Bir milletvekili açıklayacaklarını söylüyor, genel başkan ellerindeki belgeleri ortaya koymalarını istiyor, parti sözcüsü teyit sürecinden söz ediyor. Bir de sözcünün listeden haberdar olmadığı yönündeki aktarımı dinliyoruz.
Hangisi?
Liste hazırsa açıklayın. Teyit edilmediyse neden tarih verdiniz? Verdiğiniz süre dolduysa neden çıkıp kamuoyuna ne olduğunu anlatmadınız?
Şimdi gelelim Ankara’da kulağıma fısıldananlara...
Bana anlatılan, ortada herkesin sözünü ettiği biçimde tek bir listeden ziyade, Erdoğan’ın talimatıyla hazırlanan ve bazı AK Partili isimlere ilişkin bilgi ve ifadelerin bir araya getirildiği dosya bulunduğu. Yine aynı anlatıma göre kapsamı Erdoğan ve üç kişi biliyor. Mehmet Şimşek’in adı da bu dar çevrede anılıyor.
Bu, içeriğini gördüğüm bir belge değil; bana aktarılan kulis bilgisi. Ama dikkatimi çeken tam da muhalefetin hangi bilgiye, ne kadar hakim olduğu.
Siz buradaki kuliste şuna dikkat edin: Muhalefetiniz, muhalefet olalı böyle bir bilgi tuzağına düşmedi.
Duyduğunuz isim belge değildir. Size ulaştırılan bilgi de kendiliğinden doğru olmaz. Elinizdekini doğrulamadan açıklama tarihi verirseniz, hesap soracağınız yerde kendi sözünüzün hesabını vermeye başlarsınız.
Bant iyi bant. Bir siyah bant da fon dosyasının üzerine yapıştırın, olsun bitsin!
Ama siz açıklamazsanız, gündemi anlatma sırası yine Erdoğan’a kalacak. Ankara’dan edindiğim izlenim, salı gününe dikkatle bakmak gerektiği.
Siz çekmezseniz, o bandı konunun üstüne ilk grup toplantısında Erdoğan çekebilir.
Benden ve Ankara kulislerinden söylemesi…