Bazı haftalar vardır, memleketin bütün çelişkileri birkaç güne sığar. Türkiye için Ekim'in ilk haftası da böyle başladı. Enflasyon düştü, hayat pahalı kaldı. Milyarlık fon skandalında gönüllü iadeler konuşuldu, belediyelerde tutuklamalar yaşandı. İzmir'de seçmenin oyu bir rozetle başka bir siyasi adrese taşındı. Ankara ise bütün bunların arasında 2028'in hesabını yapmaya başladı.
Gelin, haftanın hesabını birlikte çıkaralım. Zaten bu memlekette mesele hesap yapmak değil, hesabı kimin verdiği değil mi? Biz doğal akışımızı bozmayalım...
ENFLASYON DÜŞTÜ, FATURALAR İNANMADI
TÜİK'e göre yıllık enflasyon yüzde 29,73'e geriledi. Ama enerjide artış yüzde 46,11, kirada yüzde 41,34, eğitimde yüzde 48,62. ENAG'ın açıkladığı yıllık enflasyon ise yüzde 46,61. Rakamlar farklı, vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı aynı.
Mehmet Şimşek, göreve gelişinin üçüncü yılının sonunda enflasyonu nihayet yüzde 30'un altına indirmeyi başardı! Peki ne pahasına? Yıllarca "Nas var, nas" denilerek uygulanan politikaların faturası, Şimşek'le kemer sıkma reçetesi, ÖTV derken halka ödetiliyor. Sermaye kazancını korumanın yollarını ararken, emeklinin maaşı, çalışansa alım gücünü kara kara düşünmeye devam ediyor.
Önce yanlış politikaların bedelini ödedik, şimdi o yanlışları düzeltmenin bedelini de yine biz ödüyoruz.
MİLYARLARIN HESABI, KİMİN CEBİNDE?
Haftanın en ağır dosyası fon skandalıydı. 131 fon tasfiye sürecine alındı. Binlerce yatırımcı birikimlerinin akıbetini beklerken eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin milyarlık kazanç iddiaları gündeme geldi.
Bir de gönüllü iade meselesi var. Kazanç hukuka uygunsa neden iade ediliyor? Değilse neden yalnızca gönüllülük konuşuluyor?
Küçük yatırımcının parası kilitlenirken, birilerinin milyarları için açıklama beklemek vatandaşın en doğal hakkıydı. Bugün ödemelerin 'bir kısmı' başladı... Bakalım, kim ne aldı, ne verdi haftaya görürüz.
BİR TARAFTA KELEPÇE, DİĞER TARAFTA GÖNÜLLÜ İADE
Mersin'de Vahap Seçer ve belediye yöneticileri hakkındaki soruşturma haftanın gündemindeydi. Yolsuzluk kim tarafından yapılırsa yapılsın soruşturulmalı. Buna itirazım yok.
Ama muhalefet belediyelerine yönelik adli süreçler hızla ilerlerken, iktidara yakın isimlerin adının geçtiği fon dosyasında neden aynı açıklığı göremiyoruz? Mesela eski Bakanın ifadesinden de pek bir şey anlamadık. Ne tutanak Sabah gazetesine düştü, ne evi arandı, ne de görüntüler servis edildi. "Tüh be!" dediğinizi duyar gibiyim... Neyse tutun biraz çenenizi... Reis konuya el attı! Zaten kendisi iyi de çevresi kötü diye çırpınıyor AK Parti, etmeyin kuzum, etmeyin yavrumm... Şamil Tayyar bir, Savcı Sayan iki, gereğini yapacaksın Selvi üç çözecek size bu işi...
İZMİR'İN OYLARI ROZETE Mİ DÖNÜŞTÜ?
Ve haftanın en dikkat çekici siyasi görüntüsü... CHP'den seçilen Cemil Tugay, AK Parti'ye geçti. Rozetini de bizzat Erdoğan taktı.
Bir zamanlar bu ihtimale "Milyonda bir bile olasılık yok" diyen Tugay arkasına bakmadan AK Parti saflarına katıldı. Daha Urla'da festivale katılacak, Foça'da Saniye'ye 'hayırlı olsun'a gidecek, sendikalı işçileri hedef gösterip 'grev kırıcılığı yapacaktık' oysa. Üzdün be başkan. Şimdi Erdoğan bunlardan birini bile yapmana izin vermez. Parti tarihinde ilk kez İzmir'i almış, sana bile yönettirmez. İzmir sen de fazla üzülme. Kurtuldunuz 'ceketimizi atsak kazanırız' siyasetinden. Yatırım da gelir şimdi, onarım da. Ama size bir tavsiye 'Alsancak'ta yağmur suyundan kaynaklı elektrik akımına kapılıp ölen iki genç insanı unutma, Tunç Soyer'i yalnız bırakma, ola ki ziyarete gelirse Hamza Dağ'ı güzel ağırla. Adam sizin için Alsancak'ı adım adım gezdi yaranamadı. Hadi bakalım..
(Bu arada küçük bir not: Hamza Dağ'ın projeleri Gavur İzmir için efsaneydi. Ve yapardı dediğini...)
VATANDAŞ AY SONUNU, SİYASET 2028'İ HESAPLIYOR
Haftanın sonunda Devlet Bahçeli, Meclis'in seçimleri yenilemesi ve Erdoğan'ın yeniden adaylığının önünün açılması çağrısıyla 2028 tartışmasını yeniden açtı.
Vatandaş kira, fatura, mutfak hesabında. Ankara ise koltuk ve seçim hesabında. İki gündem arasındaki mesafe giderek büyüyor. Anketlere bir bakın derim ama benden duymuş olmayın, korkudan yayımlayamasalar da MHP baraj altında.
Bütün bu haftanın ortak bir adı var: Güven kaybı
Vatandaş parasını yatırdığı kuruma, oy verdiği siyasetçiye, kapısını çaldığı adliyeye güvenmek istiyor. Çok şey mi istiyor? Hayır, yurttaş olmanın en temel karşılığını istiyor.
Bu memlekette hesap çok. Enflasyon hesabı, fon hesabı, seçim hesabı, koltuk hesabı... Bir de bir türlü verilemeyen hesaplar var.
Haftayı bitirirken benim aklımda tek bir soru kaldı:
MALTEPE'NİN HESABINI KİM VERECEK?
Tam haftayı bitirdik derken Maltepe'den gelen haber hepimizin boğazına düğümlendi.
İstanbul'un ortasında, yedi katlı bir binanın ilk üç katı çöktü. Deprem yok, büyük bir afet yok. Ama beş insan hayatını kaybetti, on kişi yaralı kurtarıldı.
Düşünebiliyor musunuz? İnsanlar kendi evlerinde, güvende olduklarını düşündükleri yerde enkaz altında kaldı.
Şimdi yine aynı soruları soracağız. Bu binayı kim yaptı? Kim denetledi? Kim izin verdi? Kim görmedi, kim görmezden geldi?
Binanın mimarı ve şantiye şefi gözaltına alındı. Çökmenin nedeni henüz kesinleşmiş değil. Peki, sorumluluk yalnızca bu iki kişiyle mi sınırlı? Yapı güvenliği konusunda yetkisi ve sorumluluğu bulunan herkesin hesabı sorulacak mı?
Çünkü biz bu ülkede felaketlerden sonra açılan soruşturmalara, verilen sözlere, unutulan dosyalara çok alıştık.
Ama ölüme, memleket dersinde ölüme alışmak istemiyoruz.
Yazıya bir de gazetecilik notu bırakalım: Fatih Ergin bir X paylaşımı sebebiyle 10 gündür tutuklu. Murat Ağırel, Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç'e fon kovuşturması, bir de T24'e erişim engelli günlerdeyiz... Ben az söyleyeyim, siz yine çok anlayınız...