Emre Tezmen’i yıllardır tanırım.
Fon meselesi ortaya çıkana kadar benim tanıdığım Tezmen; hal hatır soran, kadirşinas, yardımsever, sohbeti güzel, insan ilişkileri güçlü biriydi.
Kısacası iyi bir insandı.
Sonra işler değişti.
Tezmen’in toplantılarda sık sık anlattığı bir hikâye vardı: Aracı kurum kurmak için evini ve arabasını sattığını söylüyordu.
Ben o hikâyeyi hiçbir zaman tam anlamıyla sevemedim.
Çünkü bana biraz Hüsnü Özyeğin’in Finansbank’ı kurarken ortaya koyduğu fedakârlık hikâyesinin daha küçük, daha gösterişli bir versiyonu gibi geliyordu.
Özyeğin’in hikâyesi gerçek bir girişimcilik hikâyesiydi.
Tezmen’in anlattığı ise bana hep biraz PR kokan, hatta o hikâyenin “çakma” bir versiyonu gibi geldi.
Ama sonuçta Tera kuruldu.
Sonra Tera halka açıldı.
2022’de halka arz edilen Tera Yatırım hissesi uzun süre yatırımcının ilgisini çekmeyen, yatay seyreden bir hisse olarak kaldı.
Ta ki işler değişene kadar...
6 liradan 400 liraya giden yol
Tera Yatırım hissesi 2025 yılında olağanüstü bir yükseliş yaşamaya başladı.
Bir zamanlar yaklaşık 6 lira seviyelerinde olan hisse, bir yıl içerisinde 400 liranın üzerine çıktı.
İşte benim asıl dikkatimi çeken dönem burasıydı.
Çünkü artık ortada sıradan bir borsa yükselişi yoktu.
Tera yükseldikçe, Tera hisselerini bünyesinde bulunduran kapalı fonun değeri de yükseliyordu.
Sonra o fon TEFAS'a açıldı.
Ve macera asıl bundan sonra başladı.
Ben 2025'in sonlarında bu yükselişin normal olmadığını yazdım.
Ardından fonun portföyüne giren bazı hisselerde de olağanüstü hareketler görmeye başladık.
Vişne Madencilik bunlardan biriydi.
Hisse yüzde 2 bin civarında yükseldi, birkaç ay sonra geldiği yere geri döndü.
Ardından Destek Finans...
Borsanın olağan fiyatlama mekanizmasıyla açıklanması zor hareketler yaşandı.
Ben bunları yazdım.
Düzenleyici kurum olan SPK'ya işaret ettim.
“Burada ciddi bir sorun olabilir” dedim.
Hatta kullanılan yapıların bir Ponzi düzenine benzediğini yazdım.
Bunun bedeli de bana ağır oldu.
Bir akşam mahkeme kararıyla sosyal medya hesaplarım kapatıldı.
Tera'nın bu süreçte başvurusu olduğu ortaya çıktı.
Oysa Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğü ve internet erişimi konusunda ortaya koyduğu çok açık ilkeler vardı. Tartışılması gereken içerikse içerik engellenir; bir gazetecinin bütün hesabının kapatılması çok daha ağır bir müdahaledir.
Ardından Tezmen benim hakkımda suç duyurusunda bulundu.
Savcılık süreci yaşandı.
Polisler kapıma geldi.
Ama mesele yalnızca ben değildim.
Dönemin MASAK Başkanı'nın dahi Tezmen ve fonları konusunda ağır eleştirilerde bulunduğu bir ortam oluşmuştu.
Ben ise aynı şeyi aylarca yazdım:
Bu fonlar memleketin başına bela olacak.
Kimse dinlemedi.
“Yerli ve milli borsa” söylemi
Çünkü Emre Tezmen zaman içerisinde yalnızca bir finansçı olmaktan çıkmıştı.
Çevresinde anlatılan hikâyeler onu adeta dokunulmaz bir figüre dönüştürüyordu.
Trump'ın oğluyla ortaklık iddiaları, siyasetçilerle yakınlığı, arkasında AKP olduğu yönündeki söylemler...
Bunların tamamının doğruluğu ayrı bir tartışma konusu.
Ama yarattığı algı çok açıktı:
Tezmen çok güçlüydü.
Sosyal medyada onu göklere çıkaran, eleştirenleri ise neredeyse vatan haini ilan eden hesaplar ortaya çıktı.
İşin ilginç tarafı şuydu:
Emre Tezmen ile “vatan hainliği” tartışmasının ne ilgisi vardı?
Hiçbir ilgisi yoktu.
Ama finansal bir tartışma, zaman içerisinde siyasi ve milli bir kimlik tartışmasına dönüştürülüyordu.
Tezmen'in gücü büyüdükçe şirketler onun aracılığıyla halka arz olmak için sıraya giriyor, Tera'nın kapısındaki güvenlik görevlisine kadar herkes bu büyük hikâyenin kendisine biçtiği bir role sahipmiş gibi davranıyordu.
Tezmen'in borsadaki etkisi de büyüyordu.
Özellikle Tera'nın önemli endekslerden birine girmesiyle, elindeki hisselerin endeks üzerindeki etkisi tartışılmaya başlandı.
Bir hisseyi alıp satmanın ötesinde, artık endeks üzerinde dahi ciddi bir etki oluştuğu konuşuluyordu.
Tezmen ve çevresine sorarsanız bu, “yerli ve milli borsa” modeliydi.
Ama dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile SPK Başkanı Ömer Gönül'ün manipülasyon konusundaki açıklamaları ortadaydı.
Asıl garip olan da buydu.
Düzenleyici kurumun başındaki isimler “manipülasyon” konusunda uyarırken, sistemin merkezindeki yapıya uzun süre ciddi bir müdahale gelmedi.
Bu da kamuoyunda başka bir algı oluşturdu:
“Demek ki bu adam gerçekten çok güçlü.”
Ve güç, finans piyasalarında en tehlikeli zehirdir.
Çünkü bir süre sonra insanı kendi gücüne inandırır.
Son perde: Balon patladı
Sonunda yabancılar geldi.
“Burada sorun var” dediler.
“Düzeltmezseniz biz yokuz” noktasına gelindi.
Ve ardından Tera balonu patladı.
Fakat balon yalnızca Tera'nın elinde patlamadı.
Yüz binlerce yatırımcının portföyünde patladı.
Bugün yaklaşık 450 bin yatırımcının mağduriyetinden söz ediliyor.
Çok sayıda kişi tutuklandı.
Fonlar tasfiye sürecine girdi.
Borsa günlerdir ağır bir baskı altında.
Ortada milyarlarca liralık kayıp ve cevabı bekleyen çok sayıda soru var.
Bir Ponzi düzeninin en önemli özelliği de zaten budur:
Sistem yükselirken herkes kazanıyor zanneder.
Yeni para geldikçe eski yatırımcı daha da zenginleşir.
Herkes kendisini dahi sanır.
Sistem büyüdükçe eleştirenler aptal, korkak veya düşman ilan edilir.
Ama yeni para kesildiği gün gerçek ortaya çıkar.
Ve o gün herkes aynı anda kapıya koşar.
Kapı ise herkese yetmez.
Emre Tezmen bugün tutuklu.
Mal varlığına el konuldu.
Bir zamanlar telefonunu elinden düşürmeyen, sürekli “yerli ve milli borsa” mesajları paylaşan adam artık cezaevinde.
Ama asıl mesele Tezmen'in nerede olduğu değil.
Asıl mesele, bu noktaya nasıl gelindiği.
Bir insan kendisini nasıl bu kadar güçlü hisseder hale geldi?
Bir finansal yapı nasıl bu kadar büyüdü?
Yüz binlerce insanın parasının bulunduğu fonlar nasıl bu hale geldi?
Düzenleyici kurumlar neden daha önce müdahale etmedi?
Kimler kazandı?
Kimler kaybetti?
Kimler sistemi görüp sustu?
Kimler bu yapıyı büyüttü?
Ve en önemlisi:
Bu yangının faturası kime çıkacak?
Benim için işin en acı tarafı başka.
Çünkü ben Emre Tezmen'i ilk tanıdığımda, bugün konuştuğumuz adam değildi.
İyi bir insandı.
Hal hatır sorardı.
Yardım ederdi.
Sohbeti güzeldi.
Sonra para, güç, şöhret ve dokunulmazlık duygusu devreye girdi.
İnsan bazen servetini kaybetmeden önce kendisini kaybediyor.
Belki de Emre Tezmen'in asıl kaybettiği şey para değil.
Kendi eski hali.
Bugün geldiğimiz noktada yalnızca bir iş insanının yükselişinden ve düşüşünden söz etmiyoruz.
Bir finansal sistemin nasıl kontrolden çıkabileceğini görüyoruz.
Tezmen kendisini de yaktı.
Borsayı da yaktı.
Yüz binlerce yatırımcıyı da yaktı.
Ve eğer bütün bu soruların cevabı bulunmazsa, yangın yalnızca geçmişte kalmayacak.
Çünkü finans piyasalarında güven bir kez yıkıldığında, yeniden inşa edilmesi yıllar alır.
Yangın büyük. Ve bu yangın kolay kolay sönmeyecek.