Emekli, yılda iki defa maaş zamları gündeme gelince hatırlanacak ya da en düşük aylığı ne olacak diye gündem olacak biri değil. Emekli, kanlı canlı hayatın ta kendisi. Varlığı ile beraber değerleri ve hafızamızı bugüne ve yarına taşıyan biri. Toplumsal ilişkilerde kuşak çatışmaları bir yana öyle ya da böyle nasıl kabul ederseniz edin bulunduğu yerde kanaat önderi. Emekli olunup aylık bağlandıktan sonra her ne kadar kişilerin statüsü değişmiş olsa da hayat devam ediyor. Mesele çalışanlara emekli aylığı bağlamak ya da emekli aylığına ne kadar zam yapılacağı değil; elbette bu da önemli ama mesele emeklilik hayatının getirdiği sorunlara ne çözüm ürettiğimiz.

Gençler için Gençlik ve Spor Bakanlığı var. Aileler için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı faaliyet gösteriyor. Çocuklar ve eğitim Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluk alanında. Kadın, engelli, yaşlı gibi gruplar da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çatısı altında çeşitli programlarla ele alınıyor. Oysa emekliler için müstakil bir bakanlık yok. Emeklilik işlemleri, prim tahsilatı, aylık bağlama ve sağlık güvencesi ağırlıklı olarak Sosyal Güvenlik Kurumunun görev alanına giriyor. SGK ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı. Kurumun temel işlevi teknik ve mali: primleri toplamak, aylıkları hesaplamak, ödemek ve sağlık hizmetlerini koordine etmek. Emeklilerin günlük yaşamındaki barınma, ulaşım, sağlık erişimi, sosyal katılım, yalnızlık, emeklilik sonrası yeniden çalışma, enflasyon karşısında alım gücünün erimesi gibi çok boyutlu sorunlar ise dağınık kurumlar arasında parçalanmış durumda. Belediyeler ayrı, merkezi idare ayrı her biri emekliyi bir yana çekiyor.

Türkiye’de 17 milyonun üzerinde emekli ve hak sahibi var. Bu rakam, ülkenin nüfusunun beşte birine yakın bir kesimi ifade ediyor. TÜİK 2025 verilerine göre sosyal güvenlik sisteminde aylık ve gelir alanlar ile bağımlı olanların sayıları:

Aylık alınan statü

Aylık alan sayısı

Bağımlılar

4/a (SSK)

11.539.615

16.657.891

4/b (Bağ-Kur)

2.919.782

10.079.949

4/c (Emekli Sandığı)

2.556.291

7.143.984

Toplam

17.015.688

33.881.824

Bu denli kalabalık bir kitlenin, kamu yönetiminde doğrudan ve bütüncül bir muhatabı yok.

Emeklilerin yaşadığı sorunlar sadece maaş miktarıyla sınırlı değil. En düşük emekli aylığının 2026 Temmuz’undan itibaren 23 bin 552 liraya yükseltilmesi, açlık ve yoksulluk sınırlarıyla karşılaştırıldığında hâlâ yetersiz kalıyor. Birçok emekli, aylığını tamamlamak için yeniden çalışmak zorunda. Bu durum, emekliliği dinlenme dönemi olmaktan çıkarıp zorunlu bir geçim mücadelesine dönüştürüyor. Efendim, “ölünceye kadar çalışsın” gibi bir düşünce gerçeklikle örtüşmüyor. Malum çalışma ilişkisi işteş bir fiil. Çalışan kadar çalıştıran da gerekli. Yani biraz açalım konuyu; siz, 50’li yaşları geçtiğinizde size iş verecek bir müessese bulmakta epeyce zorlanırsınız. Terazinin diğer kefesinde de bedensel ve mental olarak sizin de formda kalmanız var ki; bu da belli bir yaştan sonra her daim süreklilik arz etmiyor.

Diğer yanda sağlık harcamaları, ilaç, ulaşım, kira ve temel ihtiyaçlardaki artışlar, sabit gelirli bu kitlenin bütçesini hızla eritiyor. Emeklilerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçları da artıyor. Yalnızlık, bakım ihtiyacı, dijital dönüşüme uyum gibi konular ise çoğu zaman ikincil planda bırakılıyor.

Kamu idaresi içinde emeklilerle ilgili bazı birimler ve uygulamalar mevcut. SGK’nın Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yaşlılara yönelik sosyal hizmetleri, yerel yönetimlerin indirimleri ve bazı bakanlıkların kısmi destekleri var. Genel bir koordinasyon şart. Hali hazırda strateji eksikliği hissediliyor. Her kurum kendi dar alanı içinde hareket ediyor. Sonuçta emekliler, sorunlarını farklı kapılara taşımak zorunda kalıyor. Bir bakanlıkta maaş, diğerinde sağlık, bir başkasında sosyal yardım… Bu parçalı yapı, etkili politika üretmeyi zorlaştırıyor. Halbuki emekli, kolay ve etkili çözüm bekliyor. Bir yaştan sonra insanlara küçük zorluklar bile aşılması güç engeller olarak görülebiliyor.

Çözüm olarak iki yol düşünülebilir. Birincisi, müstakil bir Emeklilik Bakanlığı kurulması. Bu, 17 milyon kişilik bir kitlenin ağırlığını yansıtmak açısından güçlü bir sembolik ve kurumsal adım olur. Ancak yeni bakanlık kurmak, bürokrasiyi artırmak ve kaynakları bölmek anlamına da gelebilir. Daha pratik ve hızlı uygulanabilir seçenek ise mevcut bir bakanlığın emekli olgusunu merkezine almasıdır. En uygun adaylar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’dır. Merkez teşkilat içinde mi olur yoksa bağlı bir kuruluş mu düşünülür, değerlendirilir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, zaten yaşlılık, bakım, sosyal yardım ve aile politikaları alanında çalışıyor. Emekliliği yaşlılık boyutunun ötesinde, emeklilik sonrası yaşam olarak ele alıp kapsamlı bir politika çerçevesi çizebilir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise SGK’yı yönettiği için maaş, prim ve istihdam bağlantısını doğrudan elinde tutuyor. Bu bakanlık altında “Emeklilik Politikaları” adlı güçlü bir genel müdürlük veya bağlı bir kuruluş oluşturulabilir. Her iki durumda da amaç değişmez; emeklilerin ekonomik, sosyal, sağlık ve kültürel ihtiyaçlarını bütüncül biçimde izlemek ve veriye ve akla dayalı politikalar üretmek.

Emekliliği, sadece bir sosyal güvenlik işlemi olarak görmeyin. Toplumun geçmişine, emeğine ve birikimine duyulan saygının ifadesidir. Bugünün çalışanları yarının emeklisidir. Dolayısıyla emekliye sahip çıkmak, sosyal barışın ve kuşaklar arası dayanışmanın teminatı olacak. Dağınık yetki ve sorumluluklar yerine net bir muhatap ve güçlü bir koordinasyon mekanizması, hem emeklilerin yaşam kalitesini yükseltir hem de kamu yönetiminin etkinliğini artırır. 17 milyon insanın sorunlarını çözmek için her sorun başlığında başka bir kapıyı çalması beklenemez. Emeklinin yalnızca aylığını ödeyen bir kuruma değil, emeklilik hayatını politika konusu yapan bir kamu otoritesine ihtiyacı var.

Sorularınız için e-posta adresi: hkaganoyken@gmail.com