Biliyorum, biraz geç kalınmış bir yazı!
Hani ABB Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ın 9 Eylül Çarşamba günü Cumhurbaşkanıyla görüşmesi sonrasında:
“Cumhurbaşkanıyla görüştü ve yakında AKP’ye geçeceğini görürüz.” mealinde söylentiler çıkartılmıştı ya, işte o günlerde yazılan ve söylenenler iyice kafama takılmış ancak bir türlü sizinle paylaşamamıştım.
*
Şöyle ki; Türk insanından ciddi teveccüh görmüş ve ilkesel davranışları benimsenmiş…
Güven veren…
Nerede duracağını bilen biri, neden bu kadar yıpratılmak istenir anlamadım!
*
Yahu kardeşim, bu insan, kendi şahsına münhasır biri!
Duruşu belli.
Şu ana kadar kiminle görüşmüş olursa olsun hiçbirinde en küçük bir şüphe ve dedikoduya mahal verebilecek (Dedikodu yapmak isteyenler hep yapıyor, o da ayrı bir konu ya) herhangi bir söylemi ya da eylemi olmamıştır.
*
Hem Sayın Yavaş kim?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti olan Ankara’nın Belediye Başkanı.
Pekâlâ, Recep Tayyip Erdoğan kim?
O da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı.
İktidar Partisinin Genel Başkanı.
*
Yani, Sayın Yavaş, Cumhurbaşkanı ve hükümetin başına, Başkent’in sorunlarını aktarması elbette önemli.
Başkent’in Belediye Başkanı, kentinin sorunlarının çözümü için Cumhurbaşkanıyla görüşmesi, nasıl olur da farklı anlaşılır, polemik malzemesi olarak değerlendirilebilir?
Değerlendirilirse de Sayın Yavaş’ın haklı olarak:
“Bu ülkeyi yönetenlerle görüşmeyeceksek, nasıl hizmet edeceğiz?” diye serzenişte bulunması çok normal!
*
Diyeceksiniz ki hani Sayın Cumhurbaşkanı, Marmaris Belediye Başkanı’nın kendisini karşılaması ve nezaketen ‘Bir ihtiyacının olup olmadığını’ sorması üzerine partisine -belki de Cumhurbaşkanı sıfatıyla değil de AKP Genel Başkanı sıfatıyla- davet etmiş olabilir?
Pekâlâ o doğru mudur?
Doğru değil.
Sayın Erdoğan doğru bulmuş olmalı ki teklif etmişti.
*
Ama Sayın Yavaş; “Böyle konulara girilmedi” diyorsa da girilmemiştir.
Bu kadar güven veren bir siyasetçidir Sayın Yavaş.
*
Sayın Mansur Yavaş, söyleyeceği her şeyi söylemiş ve toplum nezdinde -bugüne kadar olduğu gibi bugün de- övgüye ve saygıya değer bir duruş sergilemiştir.
Bu net olarak görülüyor.
*
‘sozcugazetesi.com.tr’den Mahir Ayar’ın haberine göre; Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi’nin o günlerdeki köşe yazısında:
“Mansur Yavaş’la ilgili olarak Ankara kulislerinde çok şey konuşuluyor” ifadelerini kullanmış. Sayın Yavaş’ın -güya- “Bu yaştan sonra cezaevine girmek istemiyorum” dediğinin öne sürüldüğünü yazmış.
Ne diyeyim ‘Pes doğrusu!’ diyorum.
*
Oysa neyin paylaşılıp paylaşılmayacağını en iyi Sayın Yavaş’ın kendisi bilir. Her türlü ifadeyi, dikkatle seçerek kullanan Sayın Yavaş’ın, öyle bir ifadeyi kullanabileceğini -bir gazeteci olarak- aklıma bile getiremem.
*
Kendisine toplumun güven duyduğu Yavaş, bin kere “Benim ağzımdan duymadığınız hiçbir şey doğru değildir’ diyor.
Hem daha ne desin ki?
Buna rağmen Sayın Yavaş’ın söyledikleri gözardı ediliyor.
Duyulmuyor.
Dikkate alınmıyor.
Önemsenmiyor ve duyumlarla, iddialarla haraket ediliyor.
*
Nereye varılmak isteniyor anlamıyorum ki?
Bildiğim şey, zamanın kimin haklı ve samimi, kimin haksız ve samimiyetsiz olduğunu gösterecektir.
Ben buna inanıyorum.