Biliyor musunuz, cümbür cemaat hep birlikte adaleti arıyoruz, ama bulamıyoruz.

Hukuku arıyoruz, onu da bulamıyoruz.

Bu işin sonu nereye varır diye düşünmekteyiz!

*

Oysa bugün iktidar ‘Yargı bağımsız’ diye dillendiriyor ya, ben niye göremiyorum, diye kendimi sorguluyorum?

Sorguluyorum ama Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği seçimi öncesiyle ilgili iddialar doğruysa, bu da yargı terazisinin sapma gösterdiğini akla getiriyor.

*

Diğer taraftan ortaya atılan iddialar nedeniyle Anamuhalefet partisinin belediye başkanları apar-topar sabaha karşı baskınlarıyla evlerinden alınarak önce sorgulamaya sonra adliye ve cezaevine gönderilirlerken, Ankara Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Melih Gökçek, oğlu, gelini ifadeye davetiye ile çağırılıyorlar.

Kendilerini ifadeye çağıran Savcı’ya ifade vermek için giden Melih Gökçek -bu nasıl bir cüret ve cesarettir ki- sakız çiğneyerek gidiyor.

Hem de nasıl bir sakız çiğneme!

Belki de -hani şekeri varmış ya- Savcı karşısında da çiğneme devam etti, bilemiyoruz ki!

*

Üstelik de Sayın Gökçek:

“Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde yakalanır. Ben 500 kere sıçradım yine de yakalanmadım,” diyebiliyor.

Bu sıçramalar sonrasında ‘Yakalanmadım’ demek neyin böbürlenmesi acaba?

*

Neyse efendim, o günün akşamı mıydı, daha sonraki bir iki gün içinde miydi neydi, bir meslektaşım olan arkadaşımla bu olayı konuşurken bana çok anlamlı ve düşündürücü, bir şey söyledi.

Ben kendisine, Sayın Gökçek’in sakız çiğneyerek ifadeye gitmesi çok da nezaketsiz bir davranış olduğunu söylediğimde:

“O tür insanların her davranışı bir mesajdır Yunus Hocam, anlayamadın mı? O şekilde sakız çiğnemesi de bir mesaj!” dediğinde:

“Ne gibi bir mesaj olabilir?” dedim:

“‘Siz beni çiğnerseniz, ben de sizi çiğnerim’ demek istiyor!” demesin mi?

Biraz düşündüm, hiç de haksız sayılmazdı.

Baksanıza AKP’nin kurucu kurmaylarından Sayın Arınç’ın bile Gökcek’le ilgili:

“Ankara’yı parsel parsel sattı.” demesi sonrasında hiç kimse bir şey yapmadı.

Diğer taraftan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş:

“Savcılığa 100’den fazla suç duyurusunda bulunduk, ifadeye bile çağrılmadı” feryadını duyması gerekenler maalesef duymamışlardı.

*

Ama Sayın Melih Gökçek’in rahat tavrını resmeden ‘Sakız çiğneme’ mesajı ile ‘Çekirge sıçrayışı’ söylemi, arkadaşımın bana söylediğini haklı çıkarıyormuş gibi geliyor bana.

*

Durum böyle olunca da tutuksuz yargılanabilecek olan o insanların tutuklu yargılanıyor olmaları gün gibi ortada dururken, ülkede adaletten söz etmek, yargının bağımsız olduğunu söylemek ne kadar doğru?

O nedenle değil mi ki, yargıya güven azalıyor…

Ekonomi bozuluyor…

Hesaplar tutmuyor.

*

Üstelik maden ocaklarında çalıştırdıkları emekçinin hakkını vermeyen, onları ve ailelerini sokaklarda süründüren iş adamlarıyla ilgili neden yargı kılını kıpırdatmaz?

Hakkını arayanlar neden coplanırlar?

Yerlerde süründürülürler hatta yetmez tutuklanırlar?

Galiba ‘Tuz koktu’ ve artık işin içinden çıkamıyorlar.

*

Beklentim; “Hükümetin bozduğu adalet terazisini millet, önüne gelecek sandıkta yeniden tesis etmenin yollarını açar” yönündedir.

Hem başka ne bekleyebilirim ki!