İran’ın Dubai’yi vurmasıyla birlikte Dubai’den hızlı bir sermaye çıkışı yaşandı. Bir dönem uluslararası finansın güvenli limanı olarak gösterilen Dubai, bir anda yatırımcıların korkuyla parasını çektiği bir merkeze dönüştü.
İşte tam o günlerde Türkiye’de bazıları yeniden İstanbul Finans Merkezi hayalini anlatmaya başladı.
Hani Ataşehir’de büyük bir finans merkezi yapmıştık ya...
Hayal büyüktü. Dubai’den çıkan trilyonlarca doların güvenli liman arayışıyla İstanbul’a geleceği, yabancı yatırımcıların İstanbul Finans Merkezi’nde bir metrekarelik yer bulabilmek için adeta birbirleriyle yarışacağı anlatılıyordu.
Hatta bu konuda milyonlarca kez izlenen videolar bile çekildi. Söylenen şuydu: Dubai’den kaçan yabancılar İstanbul’a gelecek, ellerindeki parayı Türkiye’ye getirecek ve İstanbul Finans Merkezi’nde yer bulabilmek için adeta yalvaracaklardı.
Aradan bir yıl geçti.
Ne Dubai’den beklenen sermaye geldi ne de İstanbul Finans Merkezi, anlatıldığı gibi küresel sermayenin yeni adresi oldu.
Ama İstanbul başka bir nedenle uluslararası finans gündemine girdi.
Finans merkezinden skandal merkezine
Bugün geldiğimiz noktada İstanbul Finans Merkezi’nin adı, küresel finans dünyasında bambaşka bir olayla anılıyor.
Kamuoyunda fon soruşturması olarak tartışılan süreç, Türkiye’nin finansal itibarı açısından ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Tera Portföy ve fonlarıyla ilgili yaşanan gelişmeler bir anda ortaya çıkmış bir olay değil. Yaklaşık bir buçuk yıldır bu fonlarla ilgili risklere dikkat çeken, sistemik bir tehlike oluşabileceğini yazan ve söyleyenler vardı.
Ben de bunlardan biriydim.
Ancak bu uyarıların bedeli de oldu. Yazdık, söyledik; karşılığında polis ve mahkemelerle uğraştık. Hatta eleştirilerin karşısında vatan hainliği suçlamalarına kadar varan ağır ifadeler kullanıldı.
Bugün ise o günlerde yapılan uyarıların neden ciddiye alınması gerektiğini gösteren bir tabloyla karşı karşıyayız.
Tera ve fonları adeta bir kanalizasyon patlaması gibi ortalığa yayıldı. Ortaya çıkan tablo sadece finansal kayıplarla sınırlı değil. Asıl mesele, milyarlarca liralık paranın nasıl yönetildiği, kimlerin kazandığı ve kimlerin kaybettiği sorularının cevabının hâlâ tam olarak ortaya konulamaması.
Her gün yeni bir isim, yeni bir bağlantı, yeni bir iddia gündeme geliyor.
Asıl mesele paranın nereye gittiği
Bu soruşturmanın en önemli tarafı yalnızca geçmişte yaşananların ortaya çıkarılması değil.
Asıl önemli olan, sistemin nasıl bu noktaya geldiğinin anlaşılması.
Bir finans merkezinin itibarı sadece yüksek binalarla, büyük ofislerle veya tabelalarla oluşmuyor. Finans merkezinin temelinde güven var. Hukuk var. Denetim var. Şeffaflık var. Yatırımcının parasının nerede olduğunu ve hangi kurallarla yönetildiğini bilmesi var.
Bunlar yoksa dünyanın en büyük binasını dikseniz de gerçek anlamda finans merkezi olamazsınız.
Bugün Türkiye’nin önünde önemli bir sınav bulunuyor.
Fon soruşturmasının sonuna kadar gidilmesi, kim varsa ortaya çıkarılması ve yatırımcıların parasının akıbetinin açıklığa kavuşturulması yalnızca mağdur yatırımcılar açısından değil, Türkiye’nin finans merkezi olma iddiası açısından da önemli.
Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın soruşturmaya izin vermiş olması önemli bir gelişme. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de süreçteki tutumu ayrıca önem taşıyor.
Şimdi mesele, soruşturmanın yalnızca birkaç kişiyle sınırlı kalıp kalmayacağı.
Eğer gerçekten finans merkezinden söz ediyorsak, sistemde parmağı olan herkesin ortaya çıkarılması gerekiyor.
Çünkü İstanbul’un ihtiyacı Dubai’den kaçan parayı hayal etmek değil; dünyanın parasının güvenle gelebileceği bir finans sistemi kurmak.
Bir finans merkezi olmak, önce güven merkezi olmayı gerektiriyor.
İstanbul’un önündeki asıl sınav da tam olarak bu.