Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, büyük harflerle bir mesaj yayınladı ve “Ulaşabildiğim bilgilere göre, fon fırtınasının arkasında İsrail, MOSSAD ve hatta ABD var. Cumhurbaşkanı ve bütün devlet erkânının çok dikkatli olması zaruridir. Hedef cumhurbaşkanımız ve dünya gücü haline gelen devletimizdir. Muhalefete akan kanalizasyonlar, bahsettiği kanallardan gelmektedir. Dikkat!” dedi.

Gazeteci Mehmet Ali Güller, bu mesaja cevap verdi:

“Bir profesörün kendini düşürdüğü hale bakın: Yolsuzluğa kılıf dikebilmek için ‘dış güçler’ propagandası yapıyor! Vurgunculara parayı ‘dış güçler’ mi kazandırdı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya başta kimi isimlere zorla ‘dış güçler’ mi hisse aldırdı, zamanı gelince ‘dış güçler’ mi hisse sattırıp vurgun yaptırdı? Kaya’nın ‘affı’ mekanizmasını ‘dış güçler’ mi çalıştırdı? Ortada bir yolsuzluk var, memleket soyulmuş, bu kayıp hepimizin gelirine dolaylı yansıyacak, bunu sorgulamanız gerekirken, üçüncü sınıf trol gibi olguyu örtecek kılıf uydurmaya çalışıyorsunuz!”

***

Konunun tarafı olan Şamil Tayyar ise “vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı.” dedi.

“Fon vurgunu, AK Parti’ye bir seçim operasyonu muydu? Plan erken mi bozuldu? Birkaç gündür bu tarz yorumlara veya sorulara rastlıyorum. Bir defa, her başa gelen nusubeti (yani uğursuzluk, felaket veya kötülüğü) komplo teorisiyle izah etme kolaycılığından vazgeçmek gerekir. Her şey gözümüzün önünde oldu, vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı. Sözüm ona finans dehasıydılar, yerli ve milliydiler. Güçlüydüler. Dokunulmazlardı. Yağma coşkusuyla kendi finansal iktidarlarını kuruyorlardı. @RTErdogan veya AK Parti, gözyaşlarıyla seccadelerini ıslatanlar, hesapsız dava adamları umurlarında değildi. Yozlaşa yozlaşa, göz göre göre, zehirli sarmaşık gibi mahalleyi kuşattılar. Oyunu bozan @RTErdogan oldu. @memetsimsek ve @abakingurlek bakanımız sahaya indi. Mahalledeki bu çürük yapıları yıkıp dönüştürmenin kapısını araladı. İnşallah, devamı gelir. Ha bu arada buna sevinenler, tepinenler olmadı mı? Olur tabi, sendelersen bir tekme de onlar vurur. Ama kimse bu yozlaşmayı gizemli senaryolarla masumlaştırmaya kalkışmasın.”

***

Şamil Tayyar, “10 aydır fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bile bile neden müdahale etmediler?” sorusuna ise hiç değinmedi.

Bu gecikmenin bedelinin ne olacağını, Bülent Arınç söyledi:

“Ben Cumhurbaşkanımızın sözlerine güveniyorum, bunun gerçekleşmesini diliyorum. Eğer bunlar gerçekleşmezse seçimler kaybedilir ama en kötüsü insanlar inanca, bize karşı duydukları tüm hisleri kaybederler. Böyle olsun istemiyorum.”

***

Sosyal medyada paylaşılan bir yazıda ise olaya çok farklı bir açıdan bakılıyor:

"Siz gerçekten bir genel başkan yardımcısının, kendi kişisel zekâsı ve piyasa öngörüsüyle Nisan ayında tek bir tahtaya 63 milyon lira gömüp, Eylül başında baskından 48 saat önce hisseleri 4.400 liralardan Tera ve Pusula’nın serbest fonlarına devrederek 2 milyar lirayı tek başına nakde çevirdiğine inanıyor musunuz?

Bu çapta bir operasyon; sadece bir genel başkan yardımcısının nüfuzuyla yapılamaz. Bu tezgâh;

Hangi hissenin ne zaman tavan serisine sokulacağını,

SPK teftiş kurulunun ne kadar süre kör, sağır ve dilsiz taklidi yapacağını,

MASAK’ın kırmızı alarm algoritmalarının hangi gün, hangi saatte kapatılıp açılacağını bilen,

Ve en önemlisi, çıkış kapısının hangi saniyede kilitleneceğinin emrini veren 'merkezi bir siyasi-bürokratik komuta kademesini' gerektirir.

Fatma Betül ve ailesinin, aslanların önüne atılmasının tek sebebi, kamuoyundaki infial barajı patlamak üzereyken Saray’ın 'Bakın, kendi bakanımıza bile acımıyoruz' vitrinine acil bir kurban gerekmesidir.

‘Piyon düştü’ diye oyunu kazandık sanmayın; vezirler, kaleler ve şahlar Ankara’nın plazalarında, korunaklı sitelerinde ve lüks otel lobilerinde bir sonraki vurgunun taksimatını yapmaya devam ediyor.”