Haftanın Konseri: 36. Akbank Caz Festivali

Yılda bir kez herkesin aniden caz gurmesine dönüştüğü, saksafon solo duyduğu an gözlerini kapatıp derin anlamlar çıkarıyormuş gibi yaptığı o malum 15 güne girdik. Evet, 36. Akbank Caz Festivali başlıyor.

Sorarsan herkes Coltrane hayranı, herkes cazın doğaçlama ruhuna aşık. Ama Frankhan’ın ya da Babylon’un kapısına gittiğinde karşılaşılan gerçek; bir yanda sahnedeki ritmin dibini sıyırmaya çalışan müzik hastaları, diğer yanda "Aşko bak festivaldeyiz" temalı story çekmelik "cazseverler". Olsun, bu kozmopolit kaosu da seviyoruz.

Şimdi samimiyeti bir kenara bırakalım çünkü festival programı, vizyoner isimler ve caz tarihine damga vurmuş virtüözlerle oldukça güçlü bir seçki sunuyor.

Joe Armon-Jones (26 Eylül / Frankhan)

Ezra Collective’in kurucu üyelerinden olan Armon-Jones, 2025’te yayınladığı All The Quiet ile müzikal kariyerini oldukça genişletti. Modern cazın sınırlarını biraz kurcalamak isteyenler için iyi bir seçenek. "Caz çok sıkıcı ya" diyen arkadaşınızı kolundan tutup götürün, Frankhan’ın baslarında fikri değişmezse bir daha müzik konuşmayın.

Mehmet Uluğ Gecesi: Bugge Wesseltoft “New Conception of Jazz" feat. Gülşah Erol (2 Ekim / Frankhan)

Mehmet Uluğ anısına düzenlenen bu gece festivalin en anlamlı işlerinden biri. Gecenin konuğu Norveçli müzisyen Bugge Wesseltoft ve ona bu kez çellist Gülşah Erol eşlik ediyor. Yani elektronik müzik ile çellonun aynı sahnede buluştuğu bir gece olacak. Klasik cazdan ziyade farklı tınılar deneyimlemek isteyenler için iyi bir alternatif.

Arturo Sandoval (8 Ekim / Zorlu PSM)

Dizzy Gillespie’nin yanında yetişen, 10 Grammy ödüllü trompet virtüözü Arturo Sandoval, caz tarihinin yaşayan büyük efsanelerinden biri. Sandoval’ı canlı dinlemek ise caz meraklılarının ölmeden önce yapılacaklar listesine gönül rahatlığıyla ekleyebileceği bir deneyim.

Nicole Zuraitis (10 Ekim / Zorlu PSM)

Grammy ödüllü vokalist, piyanist ve besteci Nicole Zuraitis; güçlü vokali ve caz geleneğini çağdaş yorumlarla buluşturan repertuvarıyla festivalin son günlerine damga vuruyor. New York caz sahnesinin öne çıkan isimlerinden Zuraitis’i canlı dinlemek, festivali daha klasik bir caz duygusuyla kapatmak isteyenler için güzel bir final.

Velhasılkelam; festival alanı yine "Ben aslında caz dinliyorum ama festivalden festivale" diyenlerle dolacak ama siz onları bir kenara bırakın, sahnedeki ustalara ve müziğin ritmine odaklanın. Biletleri son güne bırakıp kapıda güvenlik ile hısım olmamanız dileğiyle, iyi festivaller!

Caz festivalinden, Çalıkuşu’na… Bu hafta şehrin nabzı - Resim : 1

Haftanın Tiyatrosu: Çalıkuşu

Çocukluğumda babam uzun saatler mesaiye kalırdı. Ben de onu çok özler, eve gelmesini sabırsızlıkla beklerdim. Çocuk aklı işte; saatin kaç olduğunu, işinin neden uzadığını bilmezsiniz. Bildiğiniz tek şey, babanızın o akşam evde olmadığıdır. Annem daha fazla beklememe izin vermeden beni yatağıma yatırır, ben de canım babamı görememenin burukluğuyla uyuyakalırdım.

Babamın ise kendince bir telafi yöntemi vardı, eve geç kaldığı gecelerin sabahında, başucumda mutlaka küçük bir hediye bulurdum. İşte yine öyle bir sabah gözümü açtığımda başucumdaki hediye bir kitaptı: Çalıkuşu. Benim okuduğum ilk roman...

Belki de bu yüzden Çalıkuşu, benim hafızamda yalnızca bir edebiyat eseri olarak kalmadı. İlk kez uzun bir hikâyenin içine çekildiğim, karakterleriyle günlerce yaşayıp Feride’nin başına gelenleri merakla takip ettiğim o çocukluk yıllarımı da beraberinde getirdi. O zamanlar aşkı da ayrılığı da gururu da bugünkü anlamlarıyla bilmiyordum. Feride ile Kamran’ın hikâyesini okurken insanın kalbinin neden kırıldığını anlamaya çalışıyor ama o kırgınlığın ne demek olduğunu henüz hissetmiyordum.

Galiba çocukluğun en güzel tarafı da bu. Dünyadaki büyük meseleleri, henüz başımıza gelmedikleri için birer masal zannediyoruz. Aşk, ayrılık, ihanet, gurur… Hepsi kitap sayfalarında karşılaştığımız kelimelerden ibaret kalıyor. Sonra büyüyoruz. Bir gün o kelimeler kitaplardan taşıp kendi hayatımızın tam ortasına kuruluyor. Ve aynı hikâyeyi yıllar sonra yeniden okuduğumuzda, çocukken altını çizmeden geçtiğimiz cümlelerin neden orada durduğunu anlıyoruz.

Çalıkuşu’nun tiyatro sahnesine taşınması da benim için tam olarak böyle bir karşılaşma oldu. Çocukken kendi hayal gücümde biçimlendirdiğim Feride’yi şimdi bir oyuncunun bedeninde, sahnenin ışığında ve yönetmenin yorumunda izlemek... Üstelik artık onun hikâyesine yalnızca “Acaba kavuşacaklar mı?” merakıyla değil; gururuna, kırgınlığına, yalnızlığına ve tek başına ayakta kalma mücadelesine bakıyorum.

Reşat Nuri Güntekin’in eseri zaten yalnızca bir aşk hikâyesi değil. Feride’nin Anadolu’ya savruluşu, Kamran’a olan kırgınlığı, gururu ve kendi yolunu çizme çabası, bugün çok daha derin anlamlar taşıyor. Çocukken anlamlandıramadığım detayların aslında ne kadar hüzünlü olduğunu insan ancak büyüyünce kavrayabiliyor.

Tiyatronun büyüleyici tarafı da burada belki de, bize bir zamanlar katıksız bir masumiyetle okuduğumuz hikâyeleri, masumiyetimizi biraz kaybettikten sonra yeniden hatırlatması... Çalıkuşu benim için önce canım babamın başucuma bıraktığı bir kitaptı. Yıllar sonra ise çocukken henüz tanışmadığımız ayrılığı, aşkın acısını ve o acının bizi nasıl büyüttüğünü bana yeniden gösteren zamansız bir anlatı…
Caz festivalinden, Çalıkuşu’na… Bu hafta şehrin nabzı - Resim : 2

Haftanın Filmi: İsyan (Mutiny)

Ve karşımızda Jason Statham…

İsyan, eski özel kuvvetler askeri Cole Reed’in eski özel kuvvetler askeri Cole Reed’in, milyarder iş insanı Kyle Heller’ın öldürülmesinin ardından cinayetle suçlanmasıyla başlıyor. Reed kendisini bir anda hem polisten hem de peşine düşen adamlardan kaçarken buluyor. Derken işin içinde uluslararası bağlantıları olan çok daha büyük bir komplonun yer aldığını fark ediyor.

Bütün aksiyon klişelerini ezbere bildiğimiz Statham evreninde işleri asıl eğlenceli kılan şey, bu kez hikâyeye katılan o bürokratik ve kapitalistik entrikalar. Çünkü alıştığımız “takım elbisesiyle herkese tekme atan, patlamayan arabadan tek parça çıkan” formülünün yanına bu kez güç, para ve suçun kimin üzerine yıkılacağı meselesi ekleniyor. Milyarder bir iş insanının ölümü, ortada kalan devasa bir servet ve bir anda günah keçisi ilan edilen eski bir asker…

Jean-François Richet’nin yönetmen koltuğuna oturduğu İsyan, aksiyonla gerilimi harika bir tempoda harmanlayan bir yapım.
Caz festivalinden, Çalıkuşu’na… Bu hafta şehrin nabzı - Resim : 3

Haftanın Sergisi: Zeyrek Çinili Hamam

Alex Červený’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Karşılaşmalar Atlası”, Zeyrek Çinili Hamam’ın altındaki o Bizans döneminden kalma sarnıçta açıldı.

Otuzdan fazla işin yer aldığı sergide astronomi, şehir, mimarlık, beden ve hafıza aynı masaya oturmuş. Červený’nin İstanbul’da bir sahaftan bulduğu Osmanlı Türkçesi ve Farsça astronomi metinlerinden hareketle hazırladığı “Astronomi Defterleri” serisi ise serginin özellikle dikkat çeken tarafı. Gökyüzüne bakmanın bugünkünden çok daha zahmetli olduğu zamanlara ait metinlerin, çağdaş bir sanatçının elinde yeniden karşımıza çıkması nefis bir tesadüf.

Bir de serginin kurulduğu yere bakın: Zeyrek Çinili Hamam. Üstte Osmanlı hamamı, altta Bizans sarnıcı, içeride çağdaş sanat. İstanbul’un “Ben zaten başlı başına bir sergiyim, siz bir de eser getirmişsiniz” deme biçimi biraz.

Kısacası bu hafta sergi için yalnızca duvarlarda ne var diye bakmayıp, bastığınız yerin altında ne var diye de merak ediyorsanız adres belli: Karşılaşmalar Atlası.
Caz festivalinden, Çalıkuşu’na… Bu hafta şehrin nabzı - Resim : 4