Fon skandalında savcıların gerçekten kılı kırk yararak çalıştığını görüyoruz. Soruşturma genişliyor, yeni isimler gözaltına alınıyor ve tutuklama kararları geliyor. 25 Eylül itibarıyla soruşturmalarda tutuklananların sayısının 45’e ulaştığı bildirildi.
Ancak bu soruşturmanın bence en kritik tarafı henüz tam anlamıyla tartışılmıyor.
Fon yöneticileri, portföy şirketlerinin yöneticileri, holding sahipleri ve diğer bağlantılar elbette soruşturulmalı. Fakat fonların olağanüstü fiyat hareketleri yarattığı şirketlerin patronları ve yöneticileri de aynı mercek altına alınmalı.
Çünkü ortada akıl almaz görünen fiyat hareketleri var.
Düşünün; 10 liralık bir hisse kısa sürede 3 bin liraya geliyor. Şirketin piyasa değeri katlanarak büyüyor. Borsa değeri milyarlarca lira artıyor. Ve şirket yönetimi bütün bunları sadece seyrediyor mu?
Daha da önemlisi, şirket patronu veya ortakları 100 liradan hisse satarken, aynı hisse fonların işlemleriyle 3 bin liraya taşınıyor. Buna rağmen patron 3 bin liradan bir lot bile satmıyorsa, bu durumun ekonomik mantığı nedir?
Elbette burada “patron kesinlikle suçludur” demiyorum. Böyle bir hükmü ancak deliller ve yargı süreci ortaya koyabilir. Fakat gazetecilik açısından sorulması gereken soru son derece basit: Şirket yönetimi kendi hissesindeki bu olağanüstü hareketleri görmedi mi, görüyorsa nasıl değerlendirdi?
Bir şirketin piyasa değeri birkaç ay içinde gerçekçi ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak ölçüde yükseliyorsa, bunun şirket yönetimi açısından da bir alarm olması gerekmez mi?
Hele ki söz konusu hisselerde belirli fonların olağanüstü yoğunlaştığı, likiditenin sınırlı olduğu ve fiyatların fon portföylerinin değerini doğrudan etkilediği iddiaları soruşturmanın merkezindeyse, şirket tarafının tamamen soruşturma dışında bırakılması kamuoyunda cevaplanması gereken ciddi soru işaretleri yaratır.
Nitekim uluslararası haber kuruluşlarının aktardığı değerlendirmelerde de krizin önemli unsurlarından biri olarak fonların düşük halka açıklık oranına sahip ve likit olmayan hisselerde yoğunlaşması gösteriliyor.
Burada savcıların önünde çok önemli bir dosya var.
Hangi fon hangi hissede ne zaman pozisyon aldı? Hisse alınmadan önce şirket yönetimiyle kimler görüştü? Şirket ortakları ne zaman ve hangi fiyattan satış yaptı? Fonun aldığı hisseler hangi fiyatlardan değerlemeye tabi tutuldu? Hisse fiyatı yükselirken şirket yönetimi herhangi bir KAP açıklaması yaptı mı? Ortakların, yöneticilerin ve bunlarla bağlantılı kişilerin işlem kayıtları ne gösteriyor?
Ve belki de en önemlisi:
Bir hisse 100 liradan 3 bin liraya giderken bundan kim kazandı, kim sattı, kim satmadı ve kim bu yükselişin devam etmesinden fayda sağladı?
İşte fon soruşturmasının bundan sonraki aşamasında bu soruların yanıtları ortaya çıkarsa, olayın yalnızca “fon yöneticileri ne yaptı?” boyutundan çıkıp çok daha geniş bir sermaye piyasası soruşturmasına dönüşmesi mümkün olabilir.
Çünkü bir hissenin fiyatını yukarı taşıyan sadece alıcı değildir. O fiyattan malını satmayan şirket sahibi de sistemin içinde ekonomik bir sonuç yaratır.
Savcılığın işi elbette suçlu ilan etmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bunun için de paranın izini sürmek kadar, hissenin izini sürmek gerekiyor.
Fonların hangi şirketleri neden seçtiği, bu şirketlerin patronlarının ve yöneticilerinin bu olağanüstü fiyat hareketleri sırasında ne yaptığı ve taraflar arasında nasıl bir ilişki bulunduğu bütün yönleriyle incelenmeli.
Çünkü 10 liralık bir hissenin 3 bin liraya çıkması yalnızca fon yöneticisinin sorunu değildir.
O fiyatın oluştuğu şirket de bu hikâyenin önemli bir parçasıdır.
Ve kamuoyunun artık sorması gereken soru tam da budur: Fonlar bu hisseleri manipüle ettiyse, o hisselerin patronları bu oyunun neresindeydi?