Bugün Türkiye çok net olarak ikiye bölünmüş durumda.
Bir tarafta Cumhur İttifakı, CHP, YENİ Parti, DEM ve PKK ile olan dar bir azınlık diğer tarafta dünyaya meydan okuyan milyonlardan oluşan Yüce Türk Milleti ile Türkiye Cumhuriyeti.
Bir tarafta ihanettin başkenti ilan edilmek istenen Diyarbakır, diğer tarafta Türkiye Cumhuriyetin gerçek ve tek başkenti olan Ankara.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken birçok iradenin bir araya gelmesi sonucunda kuruldu, başta Kurtuluş Savaşını veren Türk Milletinin iradesi.
Oysa bugün bu ihanet sürecini dayatanların arkasında bir halk iradesi bulunmadığı gibi işin ilginç tarafı örgüttün de iradesi bulunmadığı çok açık.
Sadece İsrail ve Amerika’nın talimatları doğrultusunda bir narkoterör örgütü üzerinden Türkiye için yeni anayasanın yazdırılmasını isteyen dar bir kadro ve “ölmeden bir çıkayım” diyen bit pazarına nur yağmış etkisiz bir terör örgüt lideri bulunuyor.
Ancak bugün tam olarak bu narkoterör örgütünün işleyişine daha yakından bakılması gerekiyor.
Zira bu ihanetin gerçekleşmesi için devreye giren bu dar kadrolar Türk Milletinin sürece olumlu bakması için bolca örgütün silah bırakacağına dair propaganda yaparken aynı kadro milyonlarca dolar değerinde uyuşturucu ticaretinin nasıl sonlandırılacağından hiç bahsetmiyor.
Örgütün içindeki baronların akıbetlerinden de bahsedilmiyor.
Bu konu için bir yol haritası ortaya konulmuyor, oysa örgütün ana finans kaynağının kurutulması en az siyah bırakılması kadar olağanüstü önem taşıyor.
Sonuçta para olmadan hiçbir terör örgütü ayakta kalamaz, doyasıyla eş zamanlı bu örgüttün para kaynakları da kurutulması stratejik olarak çok önemlidir.
Bir de bu narkoterör örgütünün Türk Milletine anlatılmayan diğer karanlık yüzü ise örgütün içindeki kadınların rolüdür.
Her ne kadar Amerika, PKK’nin içindeki kadın teröristleri birer “kahraman” olarak göstermeye çalışsa da gerçekler oldukça farklı.
Bize bu süreci dayatmak isteyen bu dar kadro, Türk Milletine PKK’nin intihar saldırılarında genellikle kadınları tercih ettiğini veya
örgütün içinde kadınlar “ikincil terörist” sınıflandırması yapıldığını nedense anlatmıyor.
Örgüt, kadınları teröristleri yetiştirmek için örgüt içinde eğitmen, bomba yapımcısı, intihar eylemcisi, hava korsanı, güvenlik elemanı, “bal tuzağı”, sabotajcı, cinsel köle, hasta bakıcı, istihbarat toplayıcı, silah ve mühimmat taşıyıcısı ve mayın temizleyicisi olarak kullandığını da anlatmıyor.
Kadınların cinselliği, teröre eğilimli erkekleri terör örgütüne katılmaları için “yem” olarak kullanıldığını veya örgüt içinde kadınlara tanımlanan bu “özel rolünü” kullanılarak örgütte erkeklerin kalması sağlandığından da bahsedilmiyor.
PKK, intihar saldırılarında kadınları tercih etmesinde birden fazla gerekçesi bulunuyor.
Öncelikle kadınlar erkeklere göre daha rahat kalabalık ortamlara girip kitleler arasında sızabiliyor olması ve kontrol noktalarından geçerken hamilelik süsü verebilmesi de örgüt için büyük avantaj sağlamaktadır.
Yapılan tüm araştırmalarda kadınların gerçekleştirmiş olduğu intihar
eylemlerinde erkeklerin gerçekleştirdiklerine bakıldığında kadın eylemcilerin yaptığı eylemlerde daha fazla zarar
verdiği görünmüştür.
Özellikle 1985-2006 yıllar arasında Türkiye’de gerçekleşen 16 intihar saldırısında 15’ı kadın teröristler tarafından düzenlenmiş olması bunun en önemli göstergesidir.
Yine bu ihanet süreci topluma pazarlanırken tam alarak hangi sosyolojik ve psikolojik yapıda olana insanlarla bir “normalleşme” süreci yürütüldüğü de kesinlikle anlatılmıyor.
PKK’nin örgütsel kadrolarının %12’si kadınlardan oluşmaktadır.
Kadınlar örgüt içinde yaklaşık 8,3 yıl bulunurken, erkekler 6,7 yıl bulunduğu da yapılan araştırmalarda görebiliyoruz.
Böylelikle örgütte katılanlar en genç ve verimli yıllarını bir terörist olarak geçirdiğinden sadece bir meslek sahibi olmaktan da geri kalmıyor, komün hayat yaşadığından, travmalarından arınmış, normal bir sivil toplum hayatına adapte olması da imkânsız hale geliyor.
Örgüttün içinde ortalama ölüm yaşı da 26 olduğunu düşünürsek oldukça şiddet eylemli, ağır psikolojik travma geçirmiş, tüm insani duygularından arınmış Türk toplumuna enjekte edilmek istenen kalabalık bir dağ kadrosundan bahsediyoruz.
Kadın teröristlerin PKK’ya katılma sebepleri üzerinde yapılan araştırmalara bakıldığında geleneksel aile baskısından kurtulmasın en önemli gerekçelerinden birisi olarak öne çıkıyor.
Kadınlar örgüt içinde ağır bedel ödemesine rağmen katılım sonrası bilgi toplama, propaganda faaliyetlerinde bulunma, örgüt içinde belli bir disiplin sağmak için elde edilen hiyerarşik görevler, statüler ile birlikte PKK’nin toplumsal tabana yayılmasında üstenilen rolleri nedeniyle geleneksel ailelerine döndüklerinde çok daha güçlü, özgür ve irade sahip olduklarından tercih edilen bir yol olarak da tespit edilmiştir.
Bu detayları özellikle anlatmak istememem sebebi ise Türkiye Cumhuriyeti kurulurken sadece geleneksel aile bağlarına büyük önem vererek kurulmamıştır, modern Türkiye, kadın ve erkek eşitliği etrafında şekillendirmiştir.
Bugün ihanet yasası nedeniyle meydanda dolaşan teröristler başta DEM’in propaganda kadrolarından anlaşılıyor ki modern Türkiye’nin sosyolojik yapısını kökten değiştirilmek isteniyor.
Böylelikle Tuncay Bakırhan’ın ifadesine bakıldığında serbest bırakılacak olan 140,000 terörist Türkiye’nin tüm sosyolojik dengelerini alt üst edecek potansiyele sahip olduğunu sadece örgütün iç yapısına daha yakından baktığımızda daha açık ve anlaşılır hale geliyor.
Özellikle de Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu bölgeler Güney doğu olduğunu düşünürsek bu hainlerin yürüteceği propaganda nedeniyle bir çok gencimizin hayatının kararmasına ve Türkiye içinde daha fazla örgütlenmesine de neden olacaktır.
Propaganda en az bir kalaşnikof kadar ölümcül etkisi olduğunu kimse unutmamalı.
O yüzden bugün bu dar kadro içinde bulunan siyasetçiler Diyarbakır’da şirin şirin basına görüntü verirken cesaretleri ve yürekleri varsa esas bu örgütün karanlık yüzünü de halka anlatsınlar.
Anlatsınlar ki bugün ektikleri tohumlar yarın nasıl filizleneceğini herkes çok iyi anlasın.
Çünkü toprağımız çok bereketlidir, ekilen muhakkak gün gelir biçilir.
Narkoterör örgütünden sivil toplum inşa edilemez
Yazıyı Paylaş