Murat Ağırel haber yapmadığı için gözaltına alınınca: “Yaptığım haber nedeniyle gözaltına alınmaya alıştım ancak yapmadığım haber nedeniyle gözaltına alınmak ilk defa nasip oldu. Hamdolsun! Adaletin tüm nimetlerinden sınırsız yararlanıyorum.” Demiş...

Türkiye gerçekten de çok ama çok tuhaf bir ülke oldu, hukuk kuralları ve yazılı kanunlar bir ülkede belirsizliği yok etmek, öngörülebilirliği artırmak için vardır. İnsanlar bu sayede ne yaptıkları zaman ne ile ya da nasıl bir yaptırım ile karşılaşabileceğini öngörür, ayağını ona göre denk alır, adımını ona göre atar. Oysa günümüz Türkiye’sinde hukuk buharlaşmış ve yargı öylesine yoldan çıkmış durumdaki kimse önünü göremiyor, ne yaparsa ne olacağını bilemiyor.

Kendisi de esasen bir hukukçu olan Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş durumu çok iyi anlatmış; "Gazeteci Murat Ağırel, araştırdığı bir konuda yeterli bilgi ve belgeye ulaşamadığı için haber yapmamış. Şimdi ise haber yapmadığı gerekçesiyle tutuklanıyor. Peki, o haberi yapsaydı ve iddialar doğrulanmasaydı ne olacaktı? Bu kez de dezenformasyon suçlamasıyla karşı karşıya kalmayacak mıydı? Üstelik ev hapsinde bulunan ve hakkında zaten adli kontrol tedbiri uygulanan bir gazetecinin tutuklanmasını gerektiren somut gerekçe nedir? Hangi kaçma veya delilleri karartma riski, tutuklama tedbirini zorunlu kılmaktadır? Adalet; ancak hukuk herkese eşit ve ölçülü uygulandığında gerçek anlamını bulur." Sözlerini paylaştı, sizce de Mansur Başkan haklı değil mi?

Benim olay ile ilgili değerlendirmem ise şöyle:
Bu son derecede anormal tutuklama kararı üzerine sorulması gereken asıl sorular şunlardır:

  • Eğer ortada bir suç varsa, biri tarafından dolandırıldıysan neden polise saycıya değil de bir gazeteciye gidiyorsun?
  • Eğer işlenen suç ile ilgili bir mağduriyetin oluştu ve elinde de sağlam kanıtlar varsa bu kanıtları niye savcıya polise değilde bir gazeteciye gönderiyorsun polisten, hakimden, savcıdan değilde bir gazeteciden medet umuyorsun?
  • Gazeteciler yaptıkları haberin doğruluğundan emin olmak zorunda değil midir?
  • Bir gazeteci doğruluğundan emin olmadığı bir iddia üzerine haber yapabilir mi?
  • Ortada bir iddia ya da suçlama varsa iyi bir gazetecinin suçlanan ya da iddianın muhatabı olan tarafın da bilgisine başvurması gerekmez mi?

Bakın Murat Ağırel’in basına yansıyan ifadesini oturdum okudum açıkça söylemem gerekirse bu ifade sonucunda bir gazeteciyi tutuklamak kabul edilemez diye düşünüyorum.

Ağırel tutuklama kararı sonrasında çok haklı olarak "Bu dosyanın olsa olsa tanığı olurum. Hayatımda yan yana bile gelmediğim insanlarla nasıl olur da suç örgütü kurmak ya da bu örgüte üye olmakla suçlanırım, anlamış değilim." Diye sormuş, sizce de bu soru son derecede haklı bir soru değil mi?

Demedi demeyin memlekette son günlerde tutuklama bir önlem olmaktan çıkıp keyfi bir şekilde peşin peşin cezalandırmaya dönüşmüş bulunmaktadır.

Dahası ne yazık ki bu tutuklayarak peşin peşin cezalandırma operasyonları seçmece yapılıyor ve ağırlıklı olarak muhalif kesime uygulanıyor.

İşte sermaye piyasalarında ortaya çıkan fon vurgununu görüyorsunuz. Bu güne kadar ifşa olan bilgiler ışığında görünen o ki bir organize suç örgütü tarafından sermaye piyasalarında nitelikli dolandırıcılık yapılmış yani ortada son derecede kuvvetli bir suç şüphesi var.

Tamam, bazı iş insanları tutuklandı amma ve lakin bunlar bu suçu yalnız başlarına mı işlediler?

Bürokrasi ve siyasetten bazı güçlü isimlerin işbirliği olmadan böyle bir suç işlenebilir mi?

Bu suçu işleyenler ile onlar ile işbirliği içinde olanların “kaçma şüphesi” ve “delilleri karartma” olasılığı yok mu?

Bu gerekçeler ile belediyelere yönelik operasyonlarda yüzlerce kişi tutuklanmışken fon davasında niye böyle bir tutuklama görmüyoruz?

Adaletin gözü kör, tartısı adil ve kılıcı keskin olmalı suçlular arasında asla ayrım yapmamalıdır değil mi?

Peki, bu iki dava karşılaştırıldığında kim ayrım yapılmadığını söyleyebilir?

Ekrem İmamoğlu ya da Murat Ağırel gibi isimler tutuklanırken fon işlerinde suç işlemiş olma olasılığı çok yüksek olan bazı siyasetçi ve bürokratların elini kolunu sallayarak dolaşması çifte standart değil midir?

Böyle çifte standart uygulamak adalete olan güveni yok etmez mi?

Var mı bu sorulara makul bir cevap verebilecek bir babayiğit?