8-10 Ekim 2026 tarihlerinde Bakü’de 4. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Sempozyumu yapıldı. Ben de 7-11 Ekim tarihlerinde Bakü’de idim. Toplantı, Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü tarafından düzenlendi. Toplantının Bakü’deki düzenleyicisi Azerbaycan Diller Üniversitesi (ADU) idi. Sempozyumun paydaşları arasında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ile Yunus Emre Enstitüsü de vardı.

Toplantıda Türkiye ve Azerbaycan’dan birçok bilim adamı ve uzman bildiriler sundu. Bildiri sunanlar arasında Polonya’dan Prof. Dr. Danuta Chmielowska ile Japonya’da çalışan bir Kazak Türk’ü de vardı.

Bu tür toplantıları ayrıntılı yazmamın sebebi tarihe not düşmektir. Bütün bu toplantılar, ileride yazılacak olan Türkoloji tarihinde yerlerini alacaklardır.

Sempozyum, Bakü Türkoloji Kurultayı ile Gazi Üniversitesinin 100. yılı ve Azerbaycan Diller Üniversitesinin 80. yılı hatırasına düzenlenmiştir. Yüz yıl önceki kuruluşlar iki kardeş cumhuriyetin ilk yıllarında ciddi bir gelecek perspektifi olduğunu da göstermektedir. Umulur ki ülkelerimizin bugünkü yöneticileri de kuruluş yıllarındaki bu gelecek perspektifinden ders ve ibret alırlar.

Akademik toplantılar, sadece bilime katkı sunmakla kalmaz, meslektaşların birbirleriyle tanışmasına da vesile olarak akademik ortamların doğmasına da yol açar. Tabii bir de ülkelerin tanınmasını, özellikle kültür ve sanat varlıklarının görülmesini sağlarlar.

Toplantının bildirileri yayımlanacaktır, meraklı okuyucular bildirileri o yayından görebilirler. Ben burada iki sanat olayından söz edeceğim. 1) Fahri Hıyâban, 2) Gülçöhre ve Asger musikili oyunu.

Birincisi, eskiden beri Bakü’de mevcut olan şeref mezarlığıdır. Fahri Hıyâban sözlerini “Şeref Yolu” olarak Türkiye Türkçesine aktarabiliriz. Sadece siyasilerin değil bilim, kültür ve sanat adamlarının mezarlarının da yer aldığı bir açık hava müzesi. Sadece mezarlardan ve mezar taşlarından söz etmiyorum. Mezarda yatanı en iyi temsil eden büstler ve heykellerle süslenmiş bir mezarlıktan söz ediyorum. Hemen girişte sizi, kollarını açmış bir Reşid Beybutov heykeli karşılıyor. Fikret Emirov, Müslim Magomayev gibi büyük musikişinaslar, Samed Vurgun, Bahtiyar Vahabzade gibi büyük şairler yeşillikler arasında, tertemiz bir sanat bahçesinde ebedî uykularına dalmışlar. Büyük romancı Elçin Efendiyev’in 2025 yılında vefat ettiğini de burada öğrendim. Tabii Elçibey’in dimdik duran heykeli karşısında heyecanlandık. Haydar Aliyev için çok özel bir bölüm yapılmış.

Gülçöhre ve Asger, Azerbaycan Diller Üniversitesi rektörü Kemal Abdulla’nın bir tiyatro eseri. Kemal Abdulla, Üzeyir Hacıbeyli’nin sanal kahramanlarının akıbeti ne oldu acaba, diye düşünmüş ve bu eseri yazmış. “Arşın mal alan” sedalarıyla kulaklarımızda yer etmiş Asger, Stalin’in kırgın yıllarında Sibirya’ya sürülmüş. Tutsaklar ağır kalasları omuzlarında taşımaktan bitap düşmüşler, vaktinden önce ihtiyarlamışlar. Gece, barakanın birinde film gösterisi var.

Meğer Üzeyir Hacıbeyli Arşın Mal Alan’ı yazmış. Barakadaki film de Arşın Mal Alan. Yani sürgündeki Asger (Arşın malcı) perdede kendini seyrediyor. Kendi kendine “Bu Süleyman, bu Veli, bu benim sevdiğim Gülçöhre” diye söyleniyor, dayanamıyor ve ölüyor.

Azerbaycan Dövlet Musiqili Dram Teatr’ında Cavanşir Guliyev’in bestelediği, Asger Asgerov’un sahneye koyduğu bu piyesi seyretmek bile Azerbaycan’ı gözümüz gibi korumak için yeterli sebeptir.

Azerbaycan, bağımsız bir kardeş ülkedir. Türkiye’den oraya nizam vermeye kalkışmanın âlemi yoktur.