Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Hem de ekonominin geleceğine ilişkin soru işaretlerinin giderek büyüdüğü, milyonlarca insanın geçim derdiyle boğuştuğu, yatırımcının önünü görmekte zorlandığı bir dönemde…

Türkiye, son yılların en ağır ekonomik sınavlarından birini veriyor. Enflasyonla mücadele kapsamında yıllardır sabır isteniyor. Üç yıldır hemen her dönemde enflasyonun düşeceği, hayat pahalılığının hafifleyeceği ve vatandaşın nihayet rahat bir nefes alacağı anlatılıyor. Ancak vatandaşın mutfağında, esnafın kasasında, sanayicinin finansman hesabında hissedilen gerçeklerle ekonomik programın vaatleri arasındaki mesafe hâlâ kapanmış değil.

Tam da bu tablonun üzerine bir de sermaye piyasalarını sarsan fon krizi eklendi. İşin nereye kadar uzanacağını, kaç yatırımcıyı etkileyeceğini ve geride nasıl bir hasar bırakacağını bugün kesin olarak söylemek kolay değil. Finansal sisteme duyulan güvenin yara alması ise işin belki de en önemli boyutu.

Böyle bir ortamda insan ister istemez şu soruyu soruyor: Türkiye’de hâlâ uzun vadeli düşünen, geleceğe inanan ve parasını üretime, istihdama, turizme yatırmaya cesaret eden insanlar var mı?

Var. Hem de alışılmış yatırım merkezlerinin dışına çıkarak Anadolu’nun kalbinde yeni bir hikâye yazmaya çalışanlar var.

Antalya ve Bodrum’un dışına çıkıp Kapadokya’ya yatırım yapmak

Turizm yatırımı denildiğinde Türkiye’de ilk akla gelen yerler genellikle Antalya, Bodrum ve İstanbul oluyor. Oysa bu ülkenin turizm potansiyeli yalnızca deniz, kum ve güneşten ibaret değil. Anadolu’nun tarihi, kültürü, doğal güzellikleri ve kendine özgü yaşam biçimi, Türkiye’nin dünyaya sunabileceği en değerli zenginlikler arasında yer alıyor.

Nevşehir’in Uçhisar beldesi de bu zenginliğin en özel noktalarından biri. Kapadokya, peribacalarıyla, benzersiz coğrafyasıyla, tarihi dokusuyla ve farklı ülkelerden gelen ziyaretçilerin ilgisiyle Türkiye turizminin kendine özgü bir markası.

Özellikle Japon turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Kapadokya, Türkiye’nin uluslararası turizmde yalnızca kıyı bölgeleri üzerinden büyümek zorunda olmadığını da gösteriyor. Burada önemli olan, bölgenin doğal ve kültürel değerlerini koruyarak ziyaretçilere nitelikli bir deneyim sunabilmek.

İşte tam bu noktada Tarman Grubu’nun Nevşehir Uçhisar’da gerçekleştirdiği Fortuna of Cappadocia yatırımı dikkatimi çekti.

Tekstil başta olmak üzere farklı alanlarda faaliyet gösteren bir grubun, turizmin geleceğine inanarak Anadolu’nun bu özel coğrafyasına yatırım yapması önemli. Çünkü yatırım yapmak yalnızca bugünün koşullarına bakarak karar vermek değildir. Bazen bugünün ekonomik belirsizliklerinin ötesini görebilmek, bir bölgenin gelecekte yaratabileceği değere inanmak gerekir.

Döviz kurunun baskılandığı, maliyetlerin yüksek seyrettiği ve yatırımcıların hesaplarını çok daha dikkatli yapmak zorunda kaldığı bir dönemde turizme kaynak ayırmak kolay bir karar değil. Üstelik söz konusu yatırım, zaten güçlü bir turizm altyapısına sahip kıyı bölgelerinde değil, kendine özgü bir turizm anlayışı gerektiren Kapadokya’da yapılıyorsa…

Bunun ekonomik açıdan ne ölçüde başarılı olacağını elbette zaman gösterecek. Ancak Türkiye’nin turizmde yeni alanlar yaratabilmesi, Anadolu şehirlerinin ekonomik potansiyelinin harekete geçirilmesi ve yatırımların farklı bölgelere yayılması bakımından bu tür girişimlerin önemi açık.

Bir otel yatırımı, doğru işletildiğinde yalnızca konaklama geliri yaratmaz. İstihdamdan yerel tedarikçilere, ulaşımdan gastronomiye kadar geniş bir ekonomik çevreyi de harekete geçirebilir. Kapadokya gibi uluslararası bilinirliği bulunan bir destinasyonda ise nitelikli turizm yatırımlarının bölgenin marka değerine katkı sunma potansiyeli var.

Sağlık ve wellness turizmi: Saç ekiminden çok daha fazlası

Fortuna of Cappadocia’da dikkatimi çeken bir başka konu ise sağlık ve wellness turizminin de yatırımın bir parçası olması.

Türkiye’de sağlık turizmi konuşulduğunda çoğu zaman akla ilk olarak saç ekimi geliyor. Oysa bu alanı bundan ibaret görmek, Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli küçümsemek olur. Sağlık hizmetleriyle konaklamayı, dinlenmeyi, güzellik uygulamalarını ve iyi yaşam anlayışını bir araya getiren çok daha geniş bir pazar söz konusu.

Dünyada insanlar artık yalnızca tedavi olmak için değil, kendilerine zaman ayırmak, yenilenmek ve yaşam kalitelerini artırmak için de seyahat ediyor. Wellness olarak adlandırılan bu yaklaşım, turizm sektöründe giderek daha fazla önem kazanıyor. Türkiye de güçlü konaklama altyapısı, yetişmiş insan kaynağı ve farklı turizm destinasyonlarıyla bu pazarda daha iddialı bir konuma gelebilir.

Elbette sağlık ve medikal turizminin kendi standartları, mevzuatı ve uzmanlık gerektiren yönleri var. Bu nedenle sektörde kalıcı başarı, yalnızca lüks bir otel inşa etmekle değil, güvenilir hizmet sunmakla, nitelikli insan kaynağıyla ve uluslararası standartlarla mümkün.

İstanbul başta olmak üzere farklı bölgelerde faaliyet gösteren Sanitas markasının Fortuna of Cappadocia’da da karşımıza çıkması bu açıdan dikkat çekici.

Sanitas SPA & Wellness’ın kurucusu Dr. Şebnem Akman Balta, yaklaşık 24 yıllık turizm ve otelcilik deneyimiyle lüks spa yönetimi ve wellness danışmanlığı alanlarında çalışıyor. Aynı zamanda sağlık ve medikal turizm alanında büyüyen Medulux Health & Travel markasının da kurucusu.

Sanitas’ın bu yatırım bünyesinde yer alması, Kapadokya’da konaklama deneyiminin sağlık ve iyi yaşam hizmetleriyle birlikte ele alınması bakımından önemli bir yaklaşım. Bu modelin başarılı olması hâlinde bölgenin yalnızca gezilip görülen bir destinasyon olmaktan çıkarak daha kapsamlı bir turizm deneyimi sunmasına katkı sağlayabilir.

Üstelik sağlık ve wellness turizmi, turizm gelirlerinin çeşitlendirilmesi açısından da değer taşıyor. Ziyaretçilerin konaklama süresini uzatabilen, farklı hizmet alanlarında harcama yaratabilen ve sezon dışında da talep oluşturabilen bu tür uygulamalar, doğru planlandığında sektörün büyümesine destek olabilir.

Burada asıl mesele, sağlık turizmini bir pazarlama sloganı olarak kullanmak değil, gerçek bir hizmet kalitesiyle desteklemek. Türkiye’nin bu alanda uluslararası güven oluşturması, turizmde fiyat rekabetinin ötesine geçmesi ve daha yüksek katma değer üretmesi gerekiyor.

Ekonomik krizlerin en tehlikeli sonuçlarından biri, insanların geleceğe ilişkin inancını kaybetmesidir. Yatırımcı yatırım yapmaktan, girişimci yeni bir işe başlamaktan, işletmeler büyümekten vazgeçerse ekonomik toparlanma da zorlaşır.

Bu nedenle Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca enflasyonun düşmesi ya da finansal piyasalarda istikrarın sağlanması değil. Aynı zamanda üretime, istihdama, turizme ve uzun vadeli ekonomik değere yönelik yatırımların devam etmesi.

Tarman Grubu’nun Kapadokya yatırımı bu açıdan dikkat çekiyor. Fortuna of Cappadocia’nın ve burada sağlık ve wellness alanında yer alan Sanitas’ın nasıl bir başarı yakalayacağını zaman gösterecek. Ancak Türkiye’nin turizmde farklılaşmaya, Anadolu’nun potansiyelini değerlendirmeye ve sağlık turizmi gibi katma değerli alanlarda büyümeye ihtiyacı olduğu açık.

Türkiye’de ekonomik kriz var. Belirsizlik var. Güven sorunu var. Vatandaşın ve yatırımcının geleceğe ilişkin kaygıları da ortada.

Ama bütün bunların arasında geleceğe yatırım yapanlar da var.

Bazen insanın umudunu korumasını sağlayan şey büyük ekonomik göstergeler değil, tam da böyle girişimler oluyor. Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca bugünkü krizlerin büyüklüğüyle değil, o krizlerin ortasında yarına yatırım yapabilen insanların varlığıyla da şekilleniyor.

Kapadokya’da yapılan bu yatırımın benim açımdan taşıdığı anlam da tam olarak bu.

Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Ve belki de şimdi en çok ihtiyacımız olan şey, bu güzel şeylerin çoğalması.