Fon krizinin ekonomik, sosyal ve siyasi boyutlarının yanı sıra psikolojik boyutuna da bakmak gerekiyor.
İşlemleri durdurulup tasfiyesine karar verilen fonlarda 455 bin kişinin 830 milyar lirası vardı.
Yatırımlarının geleceği meçhul bu kişilerin gözüne günlerdir uyku girmiyordur muhtemelen.
Kimi, “Yüksek getiri laflarına kanıp böyle bir yatırımı neden yaptım” diye kendine kızarken, kimi de el konulma olayından önce parasını neden geri çekmediğine yanıyordur.
Duyulan derin endişe ve üzüntü fonzedelerin bir bölümünde psikiyatrik vakaya dönüşebilir.
Tabii, fon krizinin sadece 455 bin kişiyi değil onların ailelerini de hesaba katarsak 2 milyonu aşkın kişiyi yakından ilgilendirdiğini de unutmamak gerekiyor.
Krizin bir tarafı bu.
Diğer tarafında ise, el konulan şirketlerin sahipleri ve yöneticileri ile muvazaalı biçimde son dakikada fahiş kârlarla fonlardan ayrılanların durumu var.
Onlar için de pek parlak bir tablo gözükmüyor önümüzde.
Lüks yatlardan, özel uçaklardan inip cezaevinde ömür tüketmek pek kolay olmayacak.
+++++++++++
İKİSİ DE FATMA...
Fatma’lardan biri, fon soruşturmasının önde gelen isimleri arasında yer alıyor.
Son günlerde gazete ve televizyon haberlerinde adı sık sık geçiyor, sosyal medya mesajlarında ağır eleştirilere uğruyor.
Diğer Fatma yani “Kara Fatma” lakaplı Fatma Seher Hanım ise pek bilinmiyor.
Fevziye Abdullah Tansel’in “Kurtuluş Savaşı’nda Kadın Askerlerimiz” (Cumhuriyet Yayınları) kitabından yararlanarak onu anlatacağım:
“Kara Fatma”, 1888’de Erzurum’da doğdu.
Zor koşullarda büyüdü.
Genç yaşta evlendiği kocası Sarıkamış’ta şehit düştü.
Topraklarımız işgal edilmeye başlayınca düşman askerlerine karşı kadın ve erkeklerden oluşan bir çete kurdu.
Kısa boylu, zayıf ve kara gözlüydü.
Elinde silah, belinde fişeklik, ayağında çizmeyle dolaşıyordu.
Çetesiyle İzmit, Bursa, İznik, Kumlu, Alaşehir, Sivrihisar, Afyon ve Sakarya cephelerinde mücadele verdi.
İzmit’teki çatışmalar sırasında iki parmağını kaybetti.
Gösterdiği başarılar nedeniyle teğmen rütbesi verildi. Çetesi de resmi bir sıfat kazandı, müfreze oldu.
Afyon’un Sürmeli Köyü’nde müfrezesiyle ilerlerken düşman askerlerinin attığı kementle yakalandı.
Bir odaya kapattılar.
19 gün orada kaldı.
Bir akşam, nöbetçi şarap içip uykuya dalınca, onun silahını alarak firar etti ve tekrar müfrezesinin başına geçti.
Bu başarının ardından üsteğmen rütbesine terfi etti.
Düşman askerlerinin topraklarımızdan tümüyle kovulduğunu öğrendiği an mutluluktan adeta uçtu.
***
5 Temmuz 1923 tarihli Tanin gazetesinde yayımlanan röportajında şunları söyledi:
“Okumam-yazmam yok. Tahsilim olsaydı zarar mı ederdim? Çocuklarımız mutlaka okumalıdır. Ben çok iyi biliyorum ki erkek ve kız bütün çocuklar okuyacak olurlarsa Anadolu’nun hali değişecek, Türk’ün yüzü gülecek, işi düzelecek, bütün batıl düşünceler kalkacaktır.”
Cumhuriyet’in ilanının ardından üsteğmen maaşı bağlandı. Ama o, “Ben savaşa menfaat temin etmek amacıyla değil düşmanı topraklarımızdan kovmak için girdim” diyerek maaşı kabul etmedi, Kızılay’a bağışladı.
Çeşitli işlerde çalışarak hayatını sürdürdü.
1950’li yılların başında yaşlılığı nedeniyle çalışamaz oldu, derin bir yoksulluğun içine düştü.
1954’te Kars Milletvekili Tezer Taşkıran ile Rize Milletvekili İzzet Akçal verdikleri kanun teklifinde ona hayatta bulunduğu sürece vatani hizmet tertibinden ayda 170 lira aylık bağlanmasını istediler. Teklif Meclis’te kabul edildi.
Bağlanan bu maaşı ancak bir yıl alabildi, 17 Şubat 1955’te hayatını kaybetti.
***
Bugünün Fatma’sı, büyük fon krizinin önde gelen isimlerinden biri olarak anılacak hep.
Dünün Fatma’sı ise Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlığı ve sonrasındaki onurlu duruşuyla tarihimizin altın sayfalarına çoktan yazıldı.