Eylül bütçesi 532,2 milyar lira açık verdi.
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele faize akan oluk oluk para.
Faiz gideri ilk dokuz ayda tam 2 trilyon 251 milyar liraya ulaştı.
Toplanan her 100 liralık verginin yaklaşık 22 lirası faize gidiyor yani.
Bu tabloya baktığımızda millet olarak cümleten tefecilere çalışıyoruz.
İyi de nasıl bu noktaya geldik?
O zaman hadi gelin biraz geriye gidelim.
Mevzu taa 2018’de başladı.
“Dolar 3 lira olacahhhh!.. 5 lira olacahhhhmış!”
diye bizimle dalga geçenlerin yanlış para politikalarıyla ilk yanlış adım atıldı.
Sadece bu kafanın Türkiye’ye maliyeti en iyi ihtimalle 128 milyar dolar oldu.
Bana göre çok daha fazla ama neyse…
Yani bu saçma politika yüzünden çatır çatır rezervler yakıldı.
İş bununla da kalmadı, ekonominin tüm dengeleri bozuldu.
Rezervler bitip kasa boşalınca bu kez sahneye “ışıltılı gözler lordu” çıktı.
Tarihi buluşmuş gibi Kur Korumalı’ya sarıldı.
Kurun farkı kamunun sırtına yıkıldı.
Bir gecede küçük yatırımcı ters köşe yapıldı.
Ama aslında ters köşe olan sadece o günün küçük yatırımcısı değil, bugünün bedel ödeyen vatandaşıydı.
Kur Korumalı’nın ekstra maliyeti tam 60 milyar dolar oldu.
128 milyar doların üzerine bir 60 milyar dolar daha bindi.
Ve bu bedel yüksek faizli tefeci borcuyla çevrildi.
Faizin ödemesi ise vatandaşın sırtına bindirildi.
Ve tüm bu hatalı politikalara rağmen ne enflasyon istendiği gibi düşürüldü,
ne de kur üzerindeki baskı ortadan kalktı.
Son olarak sahneye Mehmet Bey çıktı.
Reel ekonomi politikaları başlığı altında aynı politikasızlığı uygulamaya devam etti.
Yüksek faizle borç üzerine borç yaptı.
Milletin ve şirketlerin resmen ümüğünü sıktı.
O da kuru baskılayarak enflasyonu düşüreceğini sandı.
İhracatçı dış pazarını, üretici iç pazarını kaybetti.
Vatandaş fakirlikten kırıldı.
Bütçe faiz yüküyle dağıldı.
İşte bugüne böyle geldik.
Ve hâlâ yüksek faizle borçlanmaya devam ediyoruz.
Hazine 2025 yılında TL cinsi sabit faizli iç borçlanmaya ortalama yüzde 39 faiz ödemesi yaptı.
Bir yandan da Hazine’nin borçlanma faizi yükselirken vadeler her yıl biraz daha kısalıyor.
2023 sonunda nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi 65 ayken, bugün 34 aya düşmüş durumda.
Yani ne yerli ne de yabancı devlete güvenip uzun vadeli borç bile vermiyor.
Tam bir tefeci ortamı yani.
Üstelik işin daha tehlikeli tarafı yeni başlıyor.
İlk sekiz ayda bütçe faiz dışı yaklaşık 680 milyar lira fazla vermişti.
Eylül ayında ise tek başına 269,2 milyar lira faiz dışı açık oluştu.
Yani şimdiye kadar yüksek faiz faturasını bir ölçüde dengeleyen faiz dışı fazla da erimeye başladı.
Bugüne kadar:
Gelirler faiz dışındaki harcamaları karşılıyor, esas açık faizden geliyordu.
Bundan sonra açık hem normal harcamalardan hem de faiz faturasından gelirse işte o zaman işin rengi değişir.
Hazine daha fazla borçlanmak, daha fazla faiz ödemek zorunda kalır.
Al sana tam bir kara sarmal…
Yani faiz faturasını yalnız bütçede gördüğünüz 2 trilyon 251 milyar liradan ibaret sanmayın.
Geleceğin de sorunu olacak.
Ve bu sorun;
yapılmayan yatırım,
ertelenen fabrika,
daha az verilen maaş zammı,
daha yüksek vergi olacak…
Kısacası;
yanlış ekonomi politikalarının ilk faturası rezervde çıktı.
İkincisi Kur Korumalı ile geldi.
Üçüncüsü yüksek faizli borçlanma oldu.
Şimdi ise borcun faiziyle boğuşma dönemi.
Ve her aşamada yük giderek artıyor.
Ve bu yük her zaman olduğu gibi;
vatandaşın,
esnafın,
sanayicinin,
çalışanın
ve emeklinin sırtına bindiriliyor.