Şaka maka değil;
Beş haftada tam 17,2 milyar dolar rezerv eridi.
21 Ağustos’ta 188,4 milyar dolar olan Merkez Bankası brüt rezervi, 25 Eylül’de 171,2 milyar dolara geriledi.
Bu arada düşüş sadece brüt rezervlerde değil.
Net rezerv 53,4 milyar dolara,
swap hariç net rezerv ise 39,9 milyar dolara düştü.
Yani ülkenin döviz kolonları giderek zayıflıyor.
Tabii şunu belirtelim;
Rezerv azalmasının tek sebebi Merkez Bankası’nın döviz satması değil.
Altın fiyatı ve bankaların Merkez Bankası’nda tuttuğu döviz miktarının değişmesi de etkiliyor.
Ancak net rezerv ve swap hariç net rezerv tarafındaki gerilemeyi bunlarla açıklamak mümkün değil.
Çünkü orada döviz konuşuyor.
Nitekim swap hariç net rezervde yaklaşık 16 milyar dolar geriledi.
Bir başka önemli ayrıntı altın ile ilgili.
18 Eylül haftasında altın fiyatları yükselmesine rağmen döviz rezervleri düşmeye devam etti.
Bu da bize gösteriyor ki rezervlerin düşmesinin nedeni bu kez altındaki dalgalanma değil…
Kısacası;
Dövizi Merkez satıyor ve kur riski ihtimali giderek artıyor.
Ve bu riski gören vatandaş da yeniden dövize saldırıyor.
Son üç haftada bankalardaki döviz mevduatları, kur hareketinin etkisi ayıklandığında yaklaşık 6,2 milyar dolar arttı.
İlk haftalarda bu artışı şirketler taşıyordu.
Şirketlerin; ithalat ödemesi, dış borç ve kur riskinden korunma gibi nispeten makul nedenleri vardı.
Ama 25 Eylül haftasında denge değişti.
Döviz mevduatındaki 1,34 milyar dolarlık artışın 1,02 milyar doları gerçek kişilerden kaynaklandı.
Yani son haftadaki artışın yaklaşık dörtte üçü doğrudan bireylerden geliyor.
Bence işin en önemli tarafı bu.
Çünkü şirket dövizi işi için alırken;
Vatandaş dövizi korkudan alıyor.
Olası bir kur şokunun yaklaştığını ayan beyan gördüğü için;
Dolara yöneliyor.
Uzun süredir ekonomi yönetiminin öne çıkardığı “ters dolarizasyon” hikâyesinin çatırdadığını gösteren en önemli davranış biçimi bu.
Yani “vatandaş dövize koşuyor, TL’den kaçıyor.”
Bu arada;
Rezerv düşüyor.
Bireysel döviz mevduatları yükseliyor.
Altına ilgi de güçleniyor.
Altın demişken alın size ilginç bir bilgi daha;
“Merkez Bankası’nın hanehalkı anketinde tasarruflarını altında değerlendireceğini söyleyenlerin oranı yüzde 43’e çıkmış durumda.”
Bu nedenle mesele yalnızca “vatandaş biraz dolar aldı” meselesi değil.
Asıl soru;
“Vatandaş neden bu kadar güvensiz”
sorusu.
Son dönemde arka arkaya yaşananlara bakın, nedenini anlarsınız…
Tabi şunu da belirteyim;
Veriler henüz kesin hüküm vermek için tam olarak yeterli değil.
Ancak yaklaşan fırtınanın önemli bir göstergesi.
Ve vatandaş tecrübeleriyle durumu önceden görüyor…
Nitekim onun için;
Piyasa gelecek 12 ay için yüzde 23,7 enflasyon beklerken vatandaş “yüzde 45,6” diyor.
Eğer vatandaş güvenini kaybetmişse,
Herkesin oturup bir daha düşünmesi gerekir.
Çünkü ekonomilerde güven kaybı,
Rezervlerdeki kayıptan çok daha önemlidir.
Durumu daha tehlikeli yapan bağlantıda tam burada kurulur.
Son söz;
Bir tarafta Merkez Bankası’nın döviz tamponu zayıflıyor.
Diğer tarafta içeride döviz talebi yeniden güçleniyor.
Bu iki hareket kalıcı hale gelirse rezerv kaybı kendi başına bir sorun olmaktan çıkar.
Kur üzerindeki baskı iyice artar.
Ve bunun üzerine bir de yabancı talebi eklenirse,
Çarşı o zaman karışır.
Ve üzgünüm ama,
kurun yaratacağı selin önünde kimse kolay kolay duramaz.
Ne önümüzdeki bir yıl içinde 248 milyar dolar ödeyecek şirketler,
ne rezervler,
ne de beklentiler aynı yerde kalabilir.