Bugün sizleri bambaşka bir yere götüreceğim…

Ekonomi de konuşmayacağız, güncel bir olayda…

Türk siyasetinin en büyük sorunlarından yalnızca birine beraber, bir kitap ve bir söyleşi aracılığıyla bakacağız… Soru şu: ERDOĞAN KARŞITLIĞI HER ŞEYE YETER Mİ?

Sevgili gazeteci dostum Barış Terkoğlu’nun, Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan son kitabı ‘Komünistliğin ne lüzumu var’ ve TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’la gerçekleştirdiği bir nehir söyleşi…

Şimdi o kitabın satırları arasından bir bölümle, Kemal Okuyan’ın değerlendiresi ile bu soruya yanıt arayacağız…Hazırsanız başlayalım…

Seçim tarihi artık üç aşağı beş yukarı netleşti… Cumhur İttifakı bizi kandırmıyorsa Bahçeli’ye göre seçimler 2028 Nisan, sarayın hukukçusu Uçum’ a göre 16 Nisan 2028…

Erdoğan yeniden aday!

Görünen o ki iktidar seçimlere hazır, görünen o ki muhalefet seçimlere pekte hazır değil… Bir stratejisi var mı? Bana sorarsanız yok, bir adayı var mı? Bana sorarsanız çok!

Gelin şimdi bunları bir kenara bırakıp yaklaşık 25 senedir yaşadığımız seçim senaryomuza bir bakalım…

Tartışmanın başlangıcı şöyle olacak; ‘Erdoğan yeniden aday olabilir mi?

* Olabilir, olacak, olmalı!
* Anayasaya aykırı!
* “Olsun, sandıkta yenelim…’’

Muhalefet bu cümlelerle ülkeyi seçime götürecek…

Şimdi dönelim Kemal Okuyan’a…

Barış Terkoğlu soruyor: Toplumdaki Erdoğan karşıtlığını daha kapsamlı, üretken, mücadeleci ve çözüm üreten bir çizgiye getirmek mümkün değil mi?

Elbette mümkün. Bakın bu kadar Erdoğan konuşuluyor. Erdoğan'ı iktidara getiren nedenler ve güçler konuşulmuyor. Tuhaf değil mi bu? Erdoğan'ın bu kadar süre iktidarda neden kaldığı da konuşulmuyor. Bunlar konuşulmadığında Erdoğan karşıtlığının bir anlamı kalır mı? AKP'ye neden karşı olduklarını bile unuttu bazıları. Her şeyden önce şu sorulara yanıt verilmesi gerekiyor: AKP'yi hangi ihtiyaçlar yarattı? AKP'nin iktidara gelip 25 yıl boyunca başta kalmasının nedenleri ne? AKP nasıl bir Türkiye istiyor? AKP iktidarından hangi toplumsal kesimler faydalandı? Bu soruların yanıtları “tek adam rejimi” basitliğinin ötesine geçmek zorunda. Bu sorular kenara itildiğinde AKP sonrasına ilişkin de belirsizlikler ortaya çıkıyor. Sonuçta Erdoğan dönemi bitecek. O zaman da “tek adam rejimi” diye tekrarlamaya devam edecekler mi? Açık söyleyeyim; bugün Türkiye'de düzen siyasetinde hatta düzen dışı olduğunu söyleyen solda siyasi figürlerin önemli bölümü Erdoğan karşıtlığını siyasi ranta çevirmiş durumda. Erdoğan’a yarıyor bu durum.

Özellikle altını çizdiğim iki cümle muhalefetin içinde bulunduğu durumu ne kadar net özetliyor değil mi?

“MUHALEFETİN ADAYI KİM OLACAK” SORUSU


Şimdiden başladık bu soruyu sormaya…Muhalefetin adayı kim olacak? Bir zamanlar kesinleşmiş bir adayı vardı: Ekrem İmamoğlu

Gelgelim bir yılı aşkın süredir tutuklu ve cumhurbaşkanlığı yarışında önü kesin kez kesecek formülde bulunmuş halde… Diploması artık yok!

Bu da demek oluyor ki elimizde ‘seçimlere girme yeterliliği’ olan bir İmamoğlu yok! Bunu artık kendisi de yakın çevresi de pek tabi biliyor… Geriye kalıyor bir diğer aday Mansur Yavaş…

Ona da yapılmayan kalmadı… Hem bu soru ile yıpratılıyor hem belediye ile uğraşmak yerine ayrışan CHP-YENİ Parti arasında gidip geliyor, hem de yönet yönetebilirsen başkenti yönetmene çalışıyor… Adama en son ‘AK Parti’ye geçerse şaşırmayın’ bile dediler…

Ha bir de egosu kendinden menkul parti liderlerimiz var. 2023 seçimlerinde rotayı Cumhur ittifakı’na kıran Erbakan’ın oğlu Erbakan bile aday!

‘ERDOĞAN GİTSİN KİM GELİRSE GELSİN’Mİ?

Yine dönüyoruz Barış Terkoğlu’nun, Okuyan’a bir diğer sorusuna: “Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin” diyenlere anlayış gösterilemez mi?

Kemal Okuyan’ın yanıtı çok net;

Aptallığa gerek yok. Bak Barış, açık konuşacağım, devrimci mücadelede “gerekirse şeytanla bile işbirliği yapılır”, “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” türünden zorlama ifadelerin yaygınlık kazanmasının bedelini ödüyoruz. Siyasi esneklik ve manevraların önemini anlatmak, geçici uzlaşmalara ya da geri adımlara dönük direnci kırılmak için sarf edilmiş bu sözler bugün artık bir zevzekliğe dönüştü. Efendim siyaseti kirlenerek yapılırmış. Yahu, üst başımız çamur, bütün dünya kir içinde. Azıcık da ilkelerden, ahlaktan söz edilsin! “Erdoğan gitsin de kim gelsin” duygusunu anlarız ama bunun siyasi bir tavır olmasına izin vermemeyiz.’’


‘TEK ADAM REJİMİ, TEK ADAM MUHALEFETİ OLDU, YAZIK’

Benim içinse en önemli ve en çarpıcı kısım burasıydı… Sözü ‘Komünistliğin Ne Lüzumu Var’la Barış Terkoğlu ve Kemal Okuyan’a bırakayım…Her zaman söylediğim gibi ben az söyleyeyim, siz çok anlayın. Ayrıca bu kitabı mutlaka okuyun, belki komünizmle barışırsınız…

Bakın ne diyor Okuyan; “Erdoğan'ın karşıtlığının yarattığı konfor alanına sıkışıp kalanlar için Erdoğan bir varlık nedenine dönüştü. İsteniyor ki başka hiçbir şey tartışılmasın. Yıllardır söylüyoruz, aslında bu AKP'nin ekmeğine yağ sürmek anlamına geliyor. Çünkü “tek adam rejimi” tembelleştiriyor, hata yaptırıyor, birçok alan iktidarın tekeline bırakıyor. “Tek adam rejimi”, oldu “tek adam muhalefeti.” Yazık.’’