CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 50. gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.

DAVAYA İLK ARA: İMAMOĞLU ADALAR BAŞKANINA SESLENDİ

Karay’ın savunmasının ardından hakim ve savcının savunmasıyla ilgili kısa sorularının ardından duruşmaya ilk ara verildi. Aradan sonra Karay’ın avukatı savunma yapacak.

İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken izleyici kısmında oturan Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ı gördü.

Adalar Belediyesi’ne geçen hafta başlatılan incelemeye yönelik konuşan “Geçmiş olsun başkanım. Adalar’a selam” dedi. Akpolat, “Seninle gurur duyuyoruz” diye bağırırken İmamoğlu “En yüksek cesaretle...” diyerek salondan ayrıldı.

YAPTIĞIMIZ İHALELER ZORUNLU VE MAKUL GEREKÇELERE DAYANIYOR

İBB davası Serap Karay'ın savunması ile devam ediyor. Karay savunmasında 20 yıldır yerel yönetimlerde, 17 yıldır ise devlet memuru olarak görev yaptığını belirterek hakkındaki suçlamaları reddetti.

Kıray, basılı materyal teminine ilişkin hizmet alımı üzerinden cezalandırılmasının istendiğini ifade ederek,
yürütülen ihalelerin zorunlu ihtiyaçlara ve makul gerekçelere dayandığını savundu. İhale süreçlerinin
mevzuata uygun şekilde yürütüldüğünü vurguladı: "Basılı materyallerin temini hizmet alım işinden cezalandırılmam isteniyor. Bizim yaptığımız ihaleler zorunlu ve makul gerekçelere dayanmaktadır."

Kariyeri boyunca birçok denetimden geçtiğini ve hakkında idari ya da adli bir işlem yapılmadığını belirtti. Görevinin halkla ilişkiler, tanıtım ve organizasyon süreçlerini yürütmek olduğunu; bu kapsamda ihalelerin teknik şartnamelerinin hazırlanması, ihtiyaçların belirlenmesi ve süreçlerin mevzuata uygun şekilde yürütülmesinde rol aldığını anlattı.

İhale süreçlerinde harcama yetkilisi, komisyonlar ve mali hizmetler birimlerinin ayrı sorumlulukları bulunduğunu, kendisinin ise icracı ve gerçekleştirme aşamasında görev aldığını vurguladı.

Hakkındaki iddiaların büyük bölümünün, 2022–2023 yıllarındaki organizasyon ve tanıtım ihalelerinde
“kısmi teklife kapalı olma”, “mal ve hizmetlerin birlikte ihale edilmesi” ve “rekabetin sınırlanması” gibi
gerekçelere dayandığını söyledi. Ancak bu uygulamaların idarenin takdir yetkisi içinde olduğunu, işin
bütünlüğü ve verimlilik nedeniyle tek yüklenici modelinin tercih edildiğini savundu.

Bilirkişi raporlarının varsayımlara dayandığını, somut bir delil ortaya koymadığını ve ihale mevzuatının
yanlış yorumlandığını ileri sürdü. Mal ve hizmetlerin bir arada alınmasının organizasyonun doğası gereği
olduğunu, parçalanmasının ise maliyet ve koordinasyon sorunları yaratacağını belirtti.

Ayrıca ihalelerin şeffaf, EKAP üzerinden açık usulle yapıldığını, dokümanlara herkesin erişebildiğini ve tek teklif çıkmasının idarenin değil piyasadaki tercihlerin sonucu olduğunu ifade etti.

Sonuç olarak, kendisine yöneltilen suçlamaların hukuki dayanağının bulunmadığını ve tüm işlemlerin kamu yararı gözetilerek mevzuata uygun yürütüldüğünü savundu.

Karay, 13 ayın uzun bir süre olduğunu ifade etti ve "İnsan 13 ayda çok şey öğreniyor. Ben de cezaevinin
ne olduğunu öğrendim. 20 yılı aşkın kamu hizmetimin sonunda suçsuzluğumu anlatacağım aklıma
gelmezdi. İnsanın özgürlüğünü kaybetmesi çok ağır.

Özgürlüğümü yalnızca kendim için değil aynı
zamanda birlikte daha ne kadar vakit geçireceğimi bilmediğim ailem için de istiyorum" diyerek
savunmasını noktaladı. Karay'ın sorgusunun ardından mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.

FATOŞ AYIK BAŞKA BİRİNİN İFADESİ İLE TUTUKLANMIŞ

Uğur Güner, gözaltı ve tutuklama sürecinde ağır insan hakları ihlalleri yaşandığını savunarak, müvekkillerinin SEGBİS üzerinden dinlendiğini ancak bu beyanların kararlara tam olarak yansıtılmadığını
ifade etti. İtirazların ise “kopyala-yapıştır” gerekçelerle reddedildiğini söyledi.

Savunmada dikkat çeken bir diğer iddia ise Ayık’ın ifadesinde çocuğundan bahsedilmesine rağmen
gerçekte çocuğunun olmaması oldu. Güner, bunun Pınar Türker’in ifadeleriyle karıştırıldığını belirterek,
dosyada ciddi bir karışıklık yaşandığını öne sürdü.

Avukat Güner ayrıca iddianamenin büyük ölçüde kopyala-yapıştır ifadelerle hazırlandığını, bilirkişi
incelemelerinin usule uygun yapılmadığını ve bunun savunma hakkını fiilen kısıtladığını savundu.
Güner'in ifadesi şu şekilde:
"Müvekkillerimiz SEGBİS ile bağlandı, dinlenmedi. Dinlenenlerin beyanları da kararlara geçirilmedi. Hep
basmakalıp gerekçelerle tutuklulukların devamına karar verildi.
Baktım Fatoş Ayık ifadesinde çocuklarından bahsediyor. Fatoş Ayık'ın çocuğu yok. anladık ki Fatoş
Pınar Türker'in ifadeleri ile karıştırılmış.

Bu süreçte yaşadığımız tutukluluk gözden geçirmeleri, tek başına kişi özgürlüğü hakkının ihlalini
oluşturacak niteliktedir. İtirazlarımız da yine kopyala-yapıştır gerekçelerle, esasen incelenmeden reddedildi. Bu olay daha önce anlatıldı ancak olayın kahramanlarından biri olarak benim de anlatmam gerekiyor. Sayın Başkanım; burada tutuklulardan birini hiç dinlememişler, diğerini de dinlediklerini zannetmişler. Ama ikisinin de tutukluluğunun devamına karar vermişler.

İddianame çıktıktan sonra gördüğümüz bir başka konu da şu oldu: Şimdi iddianameye bakıyoruz, bilirkişi incelemesinden söz ediliyor. Meslektaşım da açıkladı; bunların aslında bilirkişi raporu niteliği taşımadığı, bilirkişi incelemesinin nasıl yapılacağı, bilirkişilerin nasıl seçileceği ve buna ilişkin yönetmeliklerin bulunduğu ortadadır. Yüzlerce insanı tutuklamadan, sorgu altına almadan önce inceleme yapmaya dahi tenezzül edilmemiş.

Diğer husus ise, Sayın Başkanım, iddianamenin bir kişinin ifadelerinin her yere kopyalanıp yapıştırılması
suretiyle binlerce sayfa olarak hazırlanmış olmasıdır. Müvekkilime CD ortamında tebliğ edilen iddianame, dışarıda özgürce çalışan biz avukatlar için bile savunma hakkını kısıtlayan bir yöntemdir. Cezaevinde bilgisayar erişimi son derece sınırlı olan kişiler için ise çok daha ağırdır. Bu durum savunma hakkını fiilen ortadan kaldırmaktadır. "

'İFADEMİZİ ALAN SAVCI, SORUŞTURMA SAVCISI DEĞİLDİ'

Fatoş Ayık'ın avukatı Uğur Güner, savunmasına başladı. "15 aydır tutukluyuz, bundan önce sadece 15 dakika konuştuk" diyen avukat Güner, "İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu. İfademizi alan savcı, soruşturma savcısı değildi. Tutuklandıktan sonra önce Silivri'ye konuldu sonra Gebze'ye gönderildi. Avukatlarına bile haber verilmedi" ifadelerini kullandı.

‘KENDİMİ ELEŞTİRİYORUM’

Murat Ongun'dan sonra Ekrem İmamoğlu da, "Bir suç örgütü iddiası ortaya atılıyor. Kendimi eleştiriyorum, buradaki ifadeleriyle kendilerini tanıma fırsatı buluyorum, örgüt üyesi olduklarını öğreniyorum. Daha önce tanışmış mıydık?" diye sordu. Ayık bu soruyu da "Hayır" diyerek yanıtladı. Bunun üzerine İmamoğlu, "Bu ülkenin hazinesini teslim edeceğimiz kadınları dinliyorsunuz." dedi.

MURAT ONGUN’DAN FATOŞ AYIK’A SORU

Ekrem İmamoğlu’nun ardından Medya A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı Murat Ongun Fatoş Ayık’a “Ben ya da Emrah Bağdatlı’nın bir baskı yaptığına şahit oldunuz mu, sizi kuruma ben mi yerleştirdim?” diye sordu. Ayık, “Hayır” yanıtını verdi.

‘ÜSTÜ ÖRTÜLECEK BİR ŞEY DEĞİL’

İmamoğlu ayrıca, Pınar Türker’in geçen hafta sözünü ettiği ettiği çıplak arama ve savcı baskısı konularına ilişkin, “AK Parti Grup Başkanvekili’nin duyarlılığını, İçişleri Bakanı’nın hassas bir şekilde ele almasını önemsiyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanı’ndan da bekliyorum. Bir savcı bir anneyi çocuğuyla tehdit etti. SEGBİS kaydı ile bu iddia ortaya çıkabilir. Üstü örtülecek bir şey değil, işlem başlatılmasını bekliyorum.” dedi.

İMAMOĞLU’NDAN TALEP

Tutuklu sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler yerini aldı, duruşma başladı. Fatoş Ayık’ın sorgusuna geçilmeden önce Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, "asrın yolsuzluğu diye yutturulmaya çalışılan" davada yaşananların herkesin gözü önünde gerçekleştiğini ifade ederek tutuklu arkadaşlarının durumlarına dikkat çekti.

İmamoğlu, "Özellikle sağlık sorunu olan arkadaşlarımızı ve kadın arkadaşlarımızı bu vicdan değerlendirmenizin en üst basamağında tutmanızı ve tabii ki burada savunma yapmış dostlarımızın durumunu da bu vesileyle en üst seviyede değerlendirmenizi umuyorum" dedi.

Bu hafta yapılacak tutukluluk incelemesine dikkat çeken İmamoğlu, mahkeme heyetine vicdani bir
değerlendirme yapmaları çağrısında bulundu. Özellikle kadın ve sağlık sorunları bulunan tutukluların
durumuna dikkat çeken İmamoğlu, savunmalarını tamamlayan tutukluların tahliye edilmesini talep etti.

DURUŞMA BAŞLADI

İBB davasında 50. gün başlıyor. Geçen hafta Medya A.Ş.’nin eski genel müdürleri Elif İpek Atayman ve Fatoş Pınar Türker gibi isimlerin de aralarında olduğu tutuklu sanıkların savunmaları ve sorgularıyla tamamlanmıştı. Yeni hafta ise Fatoş Ayık’ın yarım kalan sorgusuyla devam edecek. Daha sonra Serap Karay ve Taner Çetin’in savunmasına geçilmesi bekleniyor.