Mevcut küresel nüfus ile bu sınır arasındaki fark 5,8 milyara ulaşırken, kaynak tüketimi üzerindeki baskının giderek arttığı vurgulandı.
Küresel ölçekte yürütülen uluslararası bir araştırma, gezegenin ekolojik taşıma kapasitesi ile mevcut insan nüfusu arasındaki derin uçurumu gözler önüne serdi. Çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yapılan modellemeler, Dünya'nın mevcut ekosistem dengesini koruyarak güvenli yaşam koşulları sunabileceği optimum nüfusun 2,5 milyar olduğunu ortaya koydu. Günümüzde 8,3 milyara ulaşan dünya nüfusu, bu taşıma kapasitesinin yaklaşık üç katına denk geliyor.
NÜFUSTA ZİRVE 2070 CİVARINDA BEKLENİYOR
Flinders Üniversitesi'nden ekolog Corey Bradshaw liderliğindeki uzman ekibin Environmental Research Letters dergisinde yayımladığı çalışmaya göre, son iki yüzyılın verileri incelenerek hazırlanan projeksiyonlar dikkat çekici sonuçlar sunuyor. Modellemelere göre dünya nüfusunun 2067 ile 2076 yılları arasında 11,7 ila 12,4 milyar seviyelerine ulaşarak zirve yapması, ardından ise kademeli bir düşüş trendine girmesi öngörülüyor.
FOSİL YAKITLAR VE EKOLOJİK DENGEDEKİ KISIR DÖNGÜ
Araştırmacılar, sürdürülebilir sınır ile mevcut tablo arasındaki farkın temel nedenlerinden biri olarak fosil yakıtlara dayalı üretim modellerini gösteriyor. Fosil yakıtların sunduğu yüksek enerji imkanları gıda ve sanayi üretimini artırsa da su, toprak ve doğal ekosistemler üzerindeki çevresel baskıyı kritik seviyelere taşıdı. Özellikle 1960'lı yıllardan itibaren artan nüfusla paralel şekilde küresel emisyon oranları, ekolojik ayak izi ve küresel sıcaklık artışlarının ivme kazandığı kaydedildi.
ÇÖZÜM SADECE SAYI DEĞİL, TÜKETİM ALIŞKANLIKLARI
Sustainable Development dergisinde yayımlanan paralellik gösteren bir diğer çalışmada ise sorunun yalnızca insan sayısından ibaret olmadığı, tüketim biçimlerinin de belirleyici role sahip olduğu vurgulandı. Uzmanlar, ani bir nüfus müdahalesinden ziyade kaynakların kullanım şeklinin değiştirilmesi gerektiğini ve uzun vadede 2200 yılına kadar küresel nüfusun kademeli olarak 4 milyar seviyesine gerilemesinin ekolojik dengeye katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.