Türkiye ile Ermenistan arasında uzun yıllardır kapalı tutulan kapıların yavaş yavaş aralandığını görüyoruz.

Son olarak Kars-Gümrü elektrik bağlantısının yeniden işler hale getirilmesi için teknik çalışmalar yapılması kararlaştırıldı. İki ülke arasında doğrudan ticaretin başlamasına ilişkin bürokratik hazırlıklar da tamamlandı.

Biliyorum, bunlara itiraz edecek milliyetçi arkadaşlarımız olacaktır.

Ben farklı düşünüyorum.

Çünkü benim milliyetçilik anlayışım Türkiye’nin etrafına duvar örmesi değil, Türkiye’nin etrafındaki coğrafyaya ağırlığını koyabilecek kadar güçlü hale gelmesidir.

Ermenistan’la kavga etmek kolaydır. Asıl mesele Ermenistan’ın Türkiye ile kavga etmeyi çıkarına aykırı göreceği bir düzen kurabilmektir.

ERMENİSTAN’I KİMİN ETKİSİNE BIRAKACAĞIZ?

Haritayı önümüze koyalım.

Ermenistan’ı Türkiye’den tamamen uzaklaştırdığınızda ortaya çıkan boşluğu kim dolduruyor?

Yıllarca Rusya doldurdu. Batılı ülkeler Ermenistan üzerinde siyasi ve toplumsal nüfuz kurmaya çalıştı. İran kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda Erivan’la ilişkilerini geliştirdi.

Peki Türkiye ne yapacak?

Sınırının hemen ötesindeki bir ülkeyi başkalarının nüfuz alanına terk edip uzaktan seyretmek büyük devlet politikası olabilir mi?

Ben buna inanmıyorum.

Türkiye’nin Ermenistan’a elektrik satabilecek, mal gönderebilecek, ticaret yapabilecek, ulaştırma hatlarını açabilecek ve Ermeni ekonomisinin Türkiye ile ilişkisini vazgeçilmez hale getirebilecek bir güce ulaşması neden Türkiye’nin aleyhine olsun?

Tam tersine, ekonomik bağımlılık bazen tanktan, tüfekten ve hamasetten daha etkili bir dış politika aracıdır.

AZERBAYCAN’I UNUTMADAN, ERMENİSTAN’I KAZANMAK

Burada kırmızı çizgi elbette Azerbaycan’dır.

Türkiye-Ermenistan normalleşmesi Azerbaycan’ın çıkarlarının üzerinden yürütülemez. Karabağ meselesinde Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında ortaya koyduğu tavır zaten bunun en açık göstergesidir.

Ancak Karabağ’da yeni bir dönem başlamışsa Türkiye’nin görevi sürekli yeni düşmanlıklar üretmek değil, ortaya çıkan yeni jeopolitiği kendi lehine çevirmektir.

Azerbaycan’ı kaybetmeden Ermenistan’ı Türkiye’ye yaklaştırabiliyorsanız, işte başarı budur.

Büyük devlet olmak biraz da budur.

Dostunun sayısını artırırken düşmanının sayısını azaltabilmektir.

TÜRK DÜNYASININ AMİRAL GEMİSİ OLMAK SÖZLE OLMAZ

Yıllardır Türk dünyasından bahsediyoruz.

Ben de Türk dünyasının geleceğine inananlardanım.

Ama bir gerçeği de kabul etmek zorundayız:

Türkiye ekonomik, teknolojik, askerî ve diplomatik bakımdan yeterince güçlenmeden Türk dünyasının gerçek anlamda ağabey ülkesi veya amiral gemisi olamaz.

Kazakistan’ın, Özbekistan’ın, Kırgızistan’ın, Türkmenistan’ın önünde Çin gibi dev bir ekonomik güç var.

Kuzeylerinde Rusya var.

Türkiye ise bu coğrafyaya yalnızca tarih, kardeşlik ve soydaşlık söylemiyle gidemez.

Demiryolu götüreceksiniz.

Enerji hattı kuracaksınız.

Üniversite kuracaksınız.

Ticaret yapacaksınız.

Teknoloji üreteceksiniz.

Sermaye götüreceksiniz.

Ortak pazarlar oluşturacaksınız.

İşte o zaman “Türk dünyası” bir temenni olmaktan çıkar, jeopolitik bir gerçeğe dönüşür.

BÜYÜK DEVLET KÜÇÜK HESAPLARLA YÖNETİLMEZ

Türkiye’nin çevresine bakın.

Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Orta Doğu, Doğu Akdeniz…

Böylesine önemli bir coğrafyanın merkezinde bulunan Türkiye’nin dış politikası yalnızca “Kim bizim dostumuz, kim düşmanımız?” basitliğine indirgenemez.

Büyük devlet gerektiğinde rakibiyle de konuşur.

Ticaret yapar.

Enerji satar.

Yol açar.

Demiryolu kurar.

Ve bütün bunları karşısındaki ülkeyi güçlendirmek için değil, kendi nüfuz alanını genişletmek için yapar.

Çin’in dünyada yaptığına bakın. Ticaret yolları açıyor, limanlara giriyor, demiryolları yapıyor, yatırım gerçekleştiriyor. Ardından ekonomik nüfuz siyasi nüfuzu beraberinde getiriyor.

Türkiye neden kendi yakın coğrafyasında benzer bir stratejik akıl geliştirmesin?

BENİM MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞIM BUDUR

Ben Türkiye’nin Ermenistan’la, Gürcistan’la, İran’la, Irak’la, Suriye’yle ve Balkan ülkeleriyle sürekli sorun yaşayan bir ülke olmasını istemiyorum.

Sorunlarını çözen, ticaret yollarının merkezinde bulunan, enerji dağıtan, yatırım yapan, gerektiğinde arabuluculuk yapan ve çevresindeki ülkelerin kendisiyle iyi geçinmek zorunda olduğunu bildiği bir Türkiye istiyorum.

Ermenistan’ın Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin gelişmesi Erivan’ı yarın bir sabah emperyalist devletlerin etkisinden kurtarmaz.

Böyle bir iddia gerçekçi olmaz.

Ama Ermenistan’ın Türkiye’ye ekonomik ve ticari olarak yaklaşması, başka güçlerin Ermenistan üzerindeki etkisini dengeleyecek yeni bir seçenek oluşturabilir.

Ben meseleye buradan bakıyorum.

Türkiye’nin büyüklüğü kaç ülkeyle kavga ettiğiyle değil, kaç ülkenin Türkiye’yi hesaba katmadan politika üretemediğiyle ölçülmelidir.

Türk dünyasının geleceğinde Çin’in veya Rusya’nın gölgesini azaltmak istiyorsak önce Türkiye’yi ekonomik, siyasi ve teknolojik olarak büyütmek zorundayız.

Çünkü büyük Türkiye hamasetle kurulmaz.

Üretimle, ticaretle, diplomasiyle, teknolojiyle ve akılla kurulur.

Benim milliyetçilik anlayışım da tam olarak budur.