Türkiye’de artık ekonomik krizin gerçek fotoğrafını görmek isteyenlerin TÜİK tablolarına değil pazara gitmesi gerekiyor.
Çünkü gerçek enflasyon orada konuşuyor.
Televizyon ekranlarında rakamlar anlatılıyor…
Ama pazarda insanlar yarım kilo domates hesabı yapıyor.
İşte Türkiye’nin geldiği nokta tam olarak budur.
Eskiden pazara fileyle gidilirdi…
Şimdi insanlar hesap makinesiyle gidiyor.
Çünkü mesele artık sadece pahalılık değil.
Sağlıklı beslenebilmek bile lüks haline geldi.
Bakın haberde vatandaş ne diyor:
“Yarım kilo aldım. Yarım kiloyla ne pişireceksin?”
Bu cümle aslında milyonların ortak çığlığıdır.
Çünkü bugün Türkiye’de insanlar doymayı değil idare etmeyi öğreniyor.
Et alamıyor.
Peynirin gram hesabını yapıyor.
Meyveyi çocuk görsün diye tane işi alıyor.
Ve en acısı şu:
Bütün bunlar artık normalleşmeye başladı.
İşte ekonomik çöküşlerin en tehlikeli aşaması budur.
İnsanların yaşadığı yoksulluğa alışması.
Bakın bir başka vatandaş ne diyor:
“Köşkte oturmaya benzemiyor bu işler.”
Aslında bu söz ekonomi yönetimine verilmiş çok ağır bir mesajdır.
Çünkü yukarıdan bakınca rakamlar bazen güzel görünebilir.
Ama sokağa indiğinizde başka bir Türkiye ile karşılaşırsınız.
Markette başka…
Pazarda başka…
Mutfakta bambaşka bir ekonomi vardır.
Ve vatandaşın yaşadığı ekonomi hiçbir sunuma benzemiyor.
Bugün Türkiye’de emekli maaşıyla sağlıklı beslenmek neredeyse imkânsız hale geldi.
Bir kilo etin fiyatı ortada.
Zeytinyağı olmuş 500 lira.
Peynir desen ayrı dert.
Meyve artık çocuklara ödül gibi alınır hale geldi.
Kirazın kilosu 250 lira olmuş.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir zamanlar yaz meyvesi olan kiraz bugün bazı aileler için lüks tüketim ürünü haline geldi.
İnsanlar artık manav gezer gibi değil…
Mücevher mağazası gezer gibi fiyat bakıyor.
Çünkü para pul oldu.
Bakın bir vatandaş ne diyor:
“Ülkenin en büyük parasıyla bir kilo kiraz bile alınamıyor.”
İşte enflasyon budur.
Enflasyon sadece fiyat artışı değildir.
Paranın itibar kaybetmesidir.
Emeğin değersizleşmesidir.
İnsanın kendini yoksul hissetmesidir.
Bugün Türkiye’de insanlar maaş aldığı gün fakirleşmeye başlıyor.
Çünkü fiyatlar maaştan daha hızlı koşuyor.
Bir tarafta kira…
Bir tarafta elektrik…
Bir tarafta mutfak masrafı…
Üstüne bir de çocuk okutma derdi…
Vatandaş artık yaşamıyor…
Ekonomik engelli parkurunda ayakta kalmaya çalışıyor.
Bakın haberde en kritik cümlelerden biri şuydu:
“Bu şartlarda gelecek nesil yetiştirilemez.”
İşte meselenin en ağır tarafı tam burada.
Çünkü bu kriz artık sadece bugünü değil geleceği de yemeye başladı.
Çocuk yeterli protein alamıyorsa…
Genç sağlıklı beslenemiyorsa…
Aileler çocuk yapmaktan korkuyorsa…
Orada mesele artık sadece ekonomi değildir.
Toplumsal çöküştür.
Bakın insanlar artık ucuz olduğu için sağlıksız ürüne yönelmek zorunda kalıyor.
Hormonlu sebzeler…
Sahte peynirler…
Kalitesiz yağlar…
Yani yoksulluk artık sadece cebi değil sağlığı da vuruyor.
Bu çok tehlikeli bir kırılmadır.
Çünkü gelir dağılımı bozulduğunda önce sofralar değişir.
Sonra sağlık bozulur.
Ardından toplumun geleceği zayıflar.
Bugün Türkiye’de birçok aile çocuklarını sağlıklı besleyememenin vicdan azabını yaşıyor.
Ve bu hissin siyasette karşılığı çok büyüktür.
Çünkü ekonomik krizler bazen rakamlarla değil duygularla seçim kaybettirir.
Bakın tarihte bunun örnekleri çoktur.
1929 Büyük Buhran döneminde de insanlar önce mutfakta çöktü.
2001 krizinde de toplum önce pazarda fakirleşti.
Arjantin’de insanlar bir dönem market arabasını yarı dolu götürebilmeyi bile başarı saymaya başlamıştı.
Şimdi Türkiye’de de benzer bir psikoloji oluşuyor.
İnsanlar artık kaliteli yaşam istemiyor.
Sadece ay sonunu getirmek istiyor.
Ve bu çok ağır bir toplumsal kırılmadır.
Çünkü bir ülkede orta sınıf erimeye başladıysa…
Orada ekonomi sessiz sessiz çöküyor demektir.
Bakın bugün pazarda yaşanan mesele sadece sebze fiyatı değildir.
Bu aynı zamanda güven krizidir.
Vatandaş artık yarının daha iyi olacağına inanmıyor.
O yüzden harcamıyor.
O yüzden korkuyor.
O yüzden sürekli en ucuzu arıyor.
Ekonomi böyle dönemlerde küçülmeye başlamadan önce toplumun ruhunu yorar.
Türkiye şu anda tam o aşamada.
Ve en tehlikeli taraf şu:
Hayat pahalılığı artık insanların karakterini bile değiştirmeye başladı.
İnsanlar daha gergin.
Daha umutsuz.
Daha tahammülsüz.
Çünkü geçim sıkıntısı insan psikolojisini kemiren görünmez bir vergidir.
Bugün pazarda duyduğumuz her cümle aslında ekonominin gerçek raporudur.
Ve o raporda yazan şey çok net:
Türkiye’de artık insanlar sadece geçinmeye çalışmıyor…
Hayatta kalmaya çalışıyor.