Hadi bugün yazıya bir haber spotuyla başlayalım.
Haber şöyle;
“Nisan ayı sanayi üretim verisini” değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, küresel ekonomide artan belirsizliklere ve zorlu dış koşullara rağmen takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretiminin Nisan'da yıllık yüzde 6 arttığını söyledi. Şimşek, "Yüksek katma değerli yatırım ve üretimi teşvik eden politikalarımızla Türkiye'yi küresel bir üretim merkezi haline getirmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.
Sakın gülmeyin.:
Vallahi asparagas haber değil, resmen bunları söylemiş.
Neymiş;
"Sermaye malı üretimi yükselmişmiş..."
"Yüksek teknoloji üretimi güçlenmişmiş..."
"Türkiye küresel üretim merkezi oluyormuş..."
Bir an kendimi Norveç'te zannettim.
Çünkü Mehmet Bey'in anlattıklarıyla vatandaşın yaşadıkları arasında alaka yok.
Bu açıklamayı yapan olsa olsa Norveç Bakanı olur.
Türkiye'de birileri talimatla sanayi üretimi arttı istatistikleri açıklıyor olabilir ama;
Bu açıklamalar, sanayicinin tarihinin en yüksek finansman maliyetleriyle boğuştuğu gerçeğinin üzerini örtmüyor.
Mehmet Bey, farkında mısınız bilmem ama politika faizi yüzde 37, ticari kredi faizleri yüzde 50'lerde geziyor.
KOBİ'ler bırakın yatırım yapmayı, dükkânı kapatmanın yollarını arıyor.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine bakıyorsun...
Kapanan şirket sayıları hızla artıyor.
Konkordato başvuruları son yılların en yüksek seviyelerine yaklaşmış durumda.
Sen istediğin kadar "üretim artıyor" naraları at.
Piyasadaki gerçek değişmiyor.
Mesela otomotiv sektörüne bakalım.
Türkiye'nin lokomotif sektörlerinden biri.
Adamların üretimi son beş ayda yüzde 10 düşmüş, haberin var mı?
Mobilya sektöründe de durum farklı değil.
Birçok üretici imalatı durduruyor.
Beyaz eşya, düğün mevsimi olmasına rağmen sinek avlıyor.
Yani zincirin tüm halkaları çatır çatır kırılıyor.
Mehmet Bey,
Yolun düşerse bir Gaziantep'e git bakalım.
Sanayiciler resmen kan ağlıyor.
Bir yanda yüksek enerji maliyetleri, diğer yanda tıkanmış piyasa.
Bursa'da da durum farklı değil.
Eskişehir'de de...
İşsizlik kol geziyor.
Üretim resmen bitmiş durumda.
Yolun düşerse Denizli'ye de git derim.
Memlekette tekstilci kalmadı. Bavulunu toplayan Mısır'a kaçıyor.
Kayseri'ye de bir bak...
Mobilyacılar tek tek fabrika kapatıyor.
Konya zaten içler acısı.
Makine üreticileri kur baskısı nedeniyle üretimi bırakıp ithalatçı oldu.
Yani senin açıklamalarla, saha arasında büyük fark var.
New York’tan tweet atmakla olmuyor yani.
Dahası...
Merkez Bankası bile son karar metninde açık açık "iç talep yavaşlıyor" diyor.
Peki iç talep neden yavaşlıyor, düşündün mü?
Vatandaşın alım gücü kalmadı da ondan.
Türk-İş'in açıkladığı yanlış rakamlara göre bile açlık sınırı 35 bin liranın üzerine çıktı.
Yoksulluk sınırı 114 bin lirayı aştı.
Farkında mısın bilmem ama bugün milyonlarca emekli, 20 bin liralık maaşıyla açlık sınırına bile yetişemiyor.
Asgari ücretli borç batağında.
Memur maaşları ayın sonunu getiremiyor.
Şimdi soruyorum...
Vatandaş temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanırken sanayi ürünlerini kim satın alacak?
Talep olmadan üretim ne kadar sürdürülebilir?
Üstelik açıklanan verilerin detayına baktığımda senin anlattığın ile alakası yok.
Ocak-Nisan döneminde üretim sadece yüzde 1,3 artmış.
Yani ortada üretim patlaması değil, iflas patlaması var.
Tamam anladık.
Her olumlu veriye büyük bir başarı hikâyesi diye sarılmaya çalışıyorsun ama komik oluyor.
"Enflasyon düşüyor" diyorsun...
Vatandaş pazarda torbasını dolduramıyor.
"Ekonomi güçleniyor" diyorsun...
Sanayici batma noktasında.
"Üretim artıyor" diyorsun...
Şirketler konkordato ilan ediyor.
"İhracat yükseliyor" diyorsun...
İhracatçı kur baskısından pazar kaybediyor.
O yüzden bırak artık bahane üretmeyi.
İnsanlar ne yaşıyor ona bak.
Çünkü ekonomi sadece TÜİK tablolarından ibaret değil.
Ekonomi, market arabasının ne kadar dolduğu, emeklinin ayın sonunu getirip getirmediği, esnafın kepengi açık tutup tutmadığı meselesi.
Bugün vatandaşın hissettiği şey refah değil.
Sanayicinin hissettiği şey güven değil.
İş dünyasının hissettiği şey istikrar değil.
Tam tersine toplumun çok büyük bir kesimi her geçen gün daha fazla sıkıştığını düşünüyor.
İşte bu yüzden anlattığınız başarı hikâyelerine kimse inanmıyor.
Hatta vatandaş artık "Bunlar bizimle dalga mı geçiyor?" diyor.
Size bir tavsiye.
Başaramadınız, bari komik olmayın Mehmet Bey…