Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir dinlenme tesisinde vatandaşlarla karşılaşmasına ilişkin CHP tarafından paylaşılan görüntüler çokça tartışıldı. Görüntülerde Kılıçdaroğlu’na ilgi gösteriliyor, insanlar yanına gelip sarılıyor, sohbet ediyordu.

Ancak görüntüler, beklenen siyasi etkiyi oluşturmadı. Tartışma, görüntülerin içeriğinden çok, doğallığı üzerinde yoğunlaştı. Haber kanallarında, televizyon programlarında ve sosyal medyada aynı soru soruldu: Bu ilgi kendiliğinden gelişen bir karşılaşmanın sonucu muydu, yoksa kamuoyuna verilmek istenen siyasi bir mesaj mıydı?

Tam da bu nedenle, aynı günlerde yeniden alevlenen kurultay tartışmalarını bu görüntülerden bağımsız değerlendirmek mümkün değil.

Olağanüstü kurultay talebinin ardından CHP’de tartışma yeni bir aşamaya geçti. Bir yanda parti tüzüğünde öngörülen sürecin işletilmesi gerektiği görüşü, diğer yanda mevcut yargı kararlarının bu süreci etkilediği iddiası var. Dolayısıyla mesele artık yalnızca siyasi bir tartışma olmaktan çıktı; aynı zamanda hukuki bir meşruiyet tartışmasına dönüştü.

Burada üzerinde durulması gereken nokta ise bence başka.

Üçlü Meşruiyet

CHP bugün yalnızca bir genel başkanlık tartışması yaşamıyor.

Aslında aynı anda üç farklı meşruiyet alanı tartışılıyor.

Bunlardan ilki hukuki meşruiyet.

Siyasi partilerin tüzükleri, yalnızca teşkilatın iç işleyişini düzenleyen metinler değildir. Parti içi demokrasinin hukuki güvencesidir. Bu nedenle tüzüğün öngördüğü usullerin işletilmesi, yalnızca şekli bir zorunluluk olarak görülemez.

İkinci meşruiyet alanı ise parti içidir.

Bir siyasi partide delegelerin, örgütün ve parti kadrolarının iradesi göz ardı edilerek sağlıklı bir yönetim anlayışının sürdürülebilmesi kolay değildir. Parti içi meşruiyet, hukuki meşruiyet kadar önemlidir.

Ancak bütün bunların ötesinde üçüncü bir meşruiyet alanı daha vardır.

Toplumsal meşruiyet.

Esas mesele

İşte dinlenme tesisindeki görüntülerin bu kadar tartışılmasının nedeni de budur.

Kamuoyu görüntülerin teknik kalitesini ya da kaç kişinin Kılıçdaroğlu’yla fotoğraf çektirdiğini tartışmadı. Asıl tartışılan, görüntülerin toplumda oluşturduğu güven ve inandırıcılıktı. Çünkü siyaset, yalnızca hukuki statüyle yürüyen bir faaliyet değildir. Toplumun kabulü ve güveni de en az hukuk kadar belirleyicidir.

Demokratik siyasette bu üç meşruiyet alanı her zaman aynı doğrultuda ilerlemeyebilir. Hukuken güçlü görünen bir yönetim, parti içinde destek kaybedebilir. Parti içinde güçlü görünen bir yönetim ise toplumdaki karşılığını yitirebilir. Sorun, bu üç alanın aynı anda tartışmalı hâle gelmesidir.

İşte CHP’nin bugün karşı karşıya bulunduğu tablo da budur.

Tartışma artık yalnızca kurultayın hangi tarihte yapılacağı veya kimin genel başkan olacağı tartışması değildir.

Asıl tartışma; hukuki meşruiyetin, parti içi meşruiyetin ve toplumsal meşruiyetin yeniden aynı zeminde buluşup buluşamayacağıdır.