Önümüz yine, yeni bir bahara çıkıyor.

Biraz rahatlasak diyorum hani ya, biliyorum benimkisi boş beklenti!

*

Son on yıl içinde ülkemizi etkisi altına alan deprem…

Covid ve bunların beraberinde getirdikleri yalnızlaşma…

İçe kapanıklık…

Ekonomik çıkmazlar…

Milletin adalete olan güvensizliği…

İnsanların birbirlerine olan tahammülsüzlüğü…

Ve son zamanlarda hızla artan her türlü şiddet, millet olarak resmen bize travma yaşatır oldu.

“Yalnızım, bunalımlardayım” der gibi bir çıkmazın içine mi düştük ne?

*

Bir umutsuzluk rüzgârı esiyor ya, buna çözüm üretilmesi kısmen de olsa ekonomik, sosyolojik ve psikolojik olarak memlekette rahatlama sağlardı, ama şimdilik öyle bir umut yok gibi görünüyor.

*

Ha, bir de dün ‘Ak dediklerine bugün kara, kara dediklerine ak’ denilmesi yok mu, o da psikolojimizi allak bullak etmedi değil.

Artık kime neye ve niye inanacağımızı şaşırır olduk.

Bazen ‘Oynatmaya az kaldı doktorum nerede?” diyesim geliyor.

*

Memleketimin canım topraklarının maden aramalar nedeniyle kelleştirilmesi…

Meraların ve tarım arazilerinin kullanılamayacak olması…

Ormanlarımızın yok edilmesi...

Her ne kadar iktidar “Ekonomik olarak iyi noktaya geldik” diyor olsa da milletin bunu hissedememesi…

Bunlara bir çarenin üretilememesi…

Birçok konuda ‘Geçiştiriliyoruz’ hissine kapılıyor olmamız inanın, milleti bunalttıkça bunaltı.

*

Peki, yazıp çiziyoruz da bir yaraya merhem olabiliyor muyuz?

İktidarın dikkatini bu yöne çekebiliyor muyuz?

Mümkün değil…

Bu da neye benziyor biliyor musunuz

‘Cumhur ne derse desin, yetkili bildiğini okuyor’a benziyor.

*

Çare olunabiliyor mu?

Hayır.

Çözüm bulunabiliyor mu?

Hayır.

Toprağa ve betonlaşmaya yapılan yatırım, insanın gelişimine yapılıyor mu?

Onu da ‘Hayır’ diyorum maalsef!

Ama gözle görülür bir şekilde ‘Zengin daha zengin, fakir daha da fakir’ oluyor.

Eyvah ki eyvah!

*

Hani bir anda sahipsizmişizcesine hissediyorum kendimi.

Adeta ‘Kapıldık gidiyoruz bahtımızın rüzgârına’ dercesine, nereye toslarız bilemiyorum.

*

Şimdi de milli eğitim müfettişlerince İzmir’de bir okulda şikâyet üzerine teftişe gidilmiş:

“Din dersinde ders işleniyor mu?” sorusu sorulmuş öğrencilere?

Anlaşılır gibi değil.

Din dersinde (Din) dersi işlenmez de ne yapılır ki?

Bir başka soru:

“Din yerine başka bir ders mi yapılıyor?” soruluyormuş, doğruysa tabi.

Ha bir de “Din denilince ne anlıyorsun?” deniliyormuş?

Valla bu soru çocuklara biraz ağır gelir bence.

O sorunun o kadar çok cevabı var ki.

Bu soruyu sormanın muradı nedir acaba?

*

Hele doğruysa, “Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?” sorusu sorulmuş.

*

Hayda! Olacak şey mi bu?

İlköğretim, ortaöğretimde okuyan çocuklarımız cumhurbaşkanımıza niye hakaret etsinler ki?

Okulda kim cumhurbaşkanına hakaret edebilir ki?

Bence bu çok üzücü bir soru!

*

Bu sorular karşısında alınan cevaplarla nereye varılır?

Galiba bir yerde önemli bir yanlış yapılıyor ya, hayırlısı bakalım!